YENİ DÜZENE DOĞRU...İRAN/ABD
- 5 saat önce
- 8 dakikada okunur

İran / Abd savaşı ve müzakerelerinin yarattığı sonuçlara geçmeden önce yaklaşık 45 gündür yaşanan savaşın ekonomik ve sosyo-politik altyapısını biraz inceleyelim.
Dünyadaki tüm ülkeleri ilgilendiren ''Petrodolar'' hakimiyetinin dünya ülkeleri, savaşın tarafları, özellikle Abd tarafındaki etkilerini biraz gözden geçirelim.
Bretton Woods Konferansı (1944)

Bretton Woods Conference (genelde yanlış yazımla “Breton Woods” denir), II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru 1944’te Abd’de yapılan bir toplantıdır ve modern dünya finans sisteminin temelini atmıştır. II.Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Abd ve Sovyetler ağırlıklı iki kutuplu yeni dünya düzeninin şekillenmesi açısından büyük önem arz etmiştir.
Bretton Woods Konferansında özetle;
44 ülke bir araya geldi;
Amaç: Savaş sonrası ekonomik istikrarı sağlamaktı;
Yeni bir uluslararası para sistemi kuruldu.
Toplantı sonucu ekonomileri savaş nedeniyle tahrip olan tüm ülkeler Abd'nin de zorlamasıyla ; tüm para birimlerinin Abd dolarına sabitlenmesini ve Abd dolarının ise altına sabitlenmesini kabul etti. Böylece doların altın arzıyla ''sözde'' dengelenmesi de sağlanmış oluyordu. Abd bu gerekçe ile diğer ülkeleri ikna etmeyi başarmıştı.
Böylece (1 ons altın = 35 dolar); 👉 Yani dolar, dünyanın merkez para birimi oldu.
Bu kararlara paralel olarak;
International Monetary Fund (IMF) → (ülkelerin finansal krizlerini yönetmek)
World Bank (Dünya Bankası) → (savaş sonrası kalkınma ve yeniden inşa) gerekçeleriyle kurularak faaliyete geçti.
Sistem 1971’de çöktü; çünkü ABD Başkanı Richard Nixon doların altına bağlılığını kaldırdı.
Doların altına bağlılığı kaldırıldığında (1971’de, yani Nixon Shock ile), dünya ekonomik sisteminde çok büyük bir kırılma yaşandı. Bretton Woods sistemi sona erdi. Artık para birimleri dolara ve altına sabit değil → serbest dalgalanmaya geçti 👉 Yani kur sistemi kontrol edilen yapıdan “piyasa belirler” sistemine döndü.
Dolar “gerçek değer” yerine güvene dayalı oldu diyebiliriz;
Önceden: 1 dolar = belirli miktar altın
Sonra: 1 dolar = ''Abd ekonomisine ve gücüne güven'' biçiminde ortaya çıktı 👉 Buna fiat para sistemi denir ve (altın karşılığı olmayan para) olarak nitelendirilir.
Böylelikle enflasyon eğilimleri ve para basımı kolaylaştı; Abd artık istediği kadar karşılıksız dolar basabilir hale geldi. Çünkü artık dolar altın rezerviyle sınırlı değildi. 👉 Bu durum:
Küresel enflasyon dalgalarına ve
Para arzının hızla artmasına yol açtı.
1970’lerde ABD, dünya ekonomisinin en önemli girdisi olan petrol ticaretini de dolara bağladı; petrol almak isteyen herkes dolar kullanmak zorunda kaldı. 👉 Sonuç: Dolar, altın olmadan da dünyanın rezerv parası olma yolunda büyük bir güç kazandı.
Özetle; Altın bağı kopunca Bretton Woods sistemi çöktü ancak Abd doları çökmek yerine “güce ve petrole dayalı” yeni bir hakimiyet kurdu.
Peki “Dolar altınla bağlı değilken neden hâlâ bu kadar güçlü?” sorusuna da yanıt vermeye çalışalım.
ABD ekonomisinin dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olması ve küresel ticaretin büyük kısmının ABD ile bağlantılı olması herkesin uluslararası ticaretin önemli bir kısmında dolar kullanması sonucunu doğurdu.
Petrol = Dolar (Petrodolar sistemi); biraz önce de gördüğümüz gibi, 1970’lerden sonra ABD ile özellikle Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmalarla:
Petrol sadece dolar ile satılmaya başlandı.
Petrol almak isteyen tüm ülkeler dolar tutmak zorunda kaldı. Amaç diğer tüm dünya ülkelerini doların egemenliği altında tutmaktı. Bu ''dolar imparatorluğu'' demekti. ''Demokrasi savunuculuğu'' ise oynanmakta olan tiyatroydu.
Küresel finans sistemi dolar merkezli hale geldi;
Uluslararası ticaretin büyük kısmı dolar üzerinden yapılır;
Bankalar arası sistemler (örneğin SWIFT) dolar ağırlıklıdır;
IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar dolar bazlı çalışır hale getirildi.
Buna ilaveten güçlenen para ve ekonomisi sayesinde II.Dünya Savaşı'ndan da güçlenerek çıkan Abd dünyanın en güçlü askeri gücü haline geldi ve küresel düzeni (müesses nizamı) etkileyebilme kapasitesine kavuştu. (Ancak son gelişmelerden de izlediğimiz gibi salt teknolojik askeri güç tek belirleyici olmuyor; çünkü teknolojiyi kullanan insandır ve asıl belirleyici olan insanın azim, irade, gönül, vatan sevgisi, tarihsel derinlik ve aklıdır. Atatürk'ün 'Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır' sözleri ise bu durumu en iyi anlatan ifadedir).
Devam edelim...
Eskiden: Dolar = Altın iken; Şimdi: Dolar = Abd gücü + petrol + finans sistemi + alışkanlık biçiminde devam etmekte ve ''Abd bu gücü kaybetmek istemiyor'' diyebiliriz.
Peki ''Dolar/petrodolar sistemi çökebilir mi?'' diye sorarsak... Evet ama ani değil, aşamalı olur. Tarihte buna benzer örnek vardır: British Pound Sterling 19. yüzyılda dünyanın rezerv parasıydı → 20. yüzyılda yerini dolara bıraktı 👉 Yani rezerv para değişimi olur ama bir anda değil.
Şu an dolar sistemini zayıflatan faktörler neler olabilir diye bakarsak...
Çin ve alternatif sistemler Abd'yi sıkıştıran nedenler arasında ön plana çıkıyor.
Çin kendi para birimini (Yuan) yaymaya çalışıyor
Yuan ile ticaret anlaşmaları artıyor
Çin Altın rezervlerini hızla artırıyor...
Petrolün dolar dışına çıkma ihtimali kapsamında bazı ülkeler petrolü dolar dışı satmayı konuşuyor ve planlıyor; özellikle BRICS ülkeleri alternatif arıyor 👉 Bu olursa doların gücü büyük ölçüde sarsılır. BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'dan oluşan ilk beş ülkeyle başladı. 2024-2025 döneminde Mısır, Etiyopya, Endonezya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri eklenerek toplam on bir ülkeye ulaştı.
Abd’nin borcu güncel olarak (2025–2026):
Toplam borç: yaklaşık 34 trilyon dolar 👉 Devletin birikmiş toplam borcudur. Yani: Geçmişte alınmış krediler; çıkarılmış tahviller; Faizlerle birlikte biriken yük. Buna “kamu borcu (public debt)” denir.
Bu, dünyanın en büyük devlet borcudur.
Abd ekonomisine oranı (GDP-gross domestic product) ise yaklaşık %120+ 👉 Yani Abd, ürettiğinden çok daha fazla borç yükü taşıyor.
Aynı zamanda, Abd sürekli cari açık veriyor. Yani dışarıdan ithal mal alıyor (Çin vb.). Karşılığında dolar ödüyor. Ülkeler bu dolarları alıp 👉 ABD tahvili satın alıyor. Böylece: 👉 Abd Cari açığı → borca dönüşüyor. Bu sisteme “doların geri dönüş kurgusu” da diyebiliriz.
Abd için Abd doları dünya ticaretinde rezerv para durumunu koruduğu sürece 'kısa vadede' sorun yok. Borcunu kendi parasını karşılıksız basarak ödeme lüksüne sahip. Ancak Türkiye ve diğer ülkeler için durum farklı, onlar borçlarını kendi para birimlerinden değil dolar üzerinden ödedikleri için kur riskine açık, bağımlı (özellikle dış-küresel sermayeye 'Blackrock-Vanguard-State Street vb...' bağımlı) bir durum gösterirler. Bu bağımlılık derecesi ülkeden ülkeye farklılıklar gösterir...
Ancak Abd'nin 34 trilyon dolarlık borcu orta vadede faiz yükünü arttırır; halkın vergileri faize gider; bu durum eğitim, üretim ve altyapılara daha az kaynak gitmesi demektir. Devlet “faiz ödeyen makineye” dönüşür.
Bu durumda dolar basmak enflasyon/yaşam pahalılığı oluşturmaya başlar. Abd dolarının değer kaybı hızlanır ve talebi düşmeye başlar.
İşte tam da bu güncel aşamada, yukarıda da belirttiğimiz gibi, dünyada BRICS-Shangai ülkeleri, Çin yuan kullanımı, altın birikimi gibi) alternatif oluşumlar ortaya çıkar ve arayışlar başlar, başladı da...Abd doları yavaş yavaş küresel hakimiyetini kaybetme trendine girer.
Sonuç olarak; güncel İsrail destekli Abd Trump yönetiminin Venezüella, Ukrayna/Rusya, Orta Doğu ve İran ekseninde gösterdiği hukuk tanımaz sertlik politikaları ve zulmün arkasındaki ana nedenleri böyle özetleyebiliriz.
ABD, dolar sistemini tehdit eden gelişmelere karşı vahşi kapitalist sömürgeci refleksi ile aşırı güç kullanarak sert tepki vermektedir. Eski soğuk savaş döneminde gizlice yürütülen sömürgeci politikalar günümüzde alenen uygulanmaktadır. Abd sadece askeri değil Irak, İran ve Rusya örneklerinde gördüğümüz gibi finansal yaptırımlar uygulayarak ülkeleri sistem dışına iter; bu baskı Irak ve İran örneklerinde olduğu gibi direk askeri güce de dönüşür. Ancak düşüşün önüne geçemez!
Bizim için önemli olan değerli ülkemiz, vatanımız Türkiye Cumhuriyeti'nin bu döngüden nasıl çıkacağı ve İran-İsrail-Abd arasındaki savaşının etkilerinden nasıl uzak duracağı ile ilgilidir???
Cari açığın en önemli nedeni ''Enerji İthalatı''mızdır. Bunun önünü kesmek için Nükleer + yenilenebilir + yerli gaz benzeri alternatif enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekmektedir. Türkiye üzerinden geçmekte olan ve geçmesi planlanan enerji hatları projeleri çok önemlidir.
Yaklaşık 25 yıl boyunca satılan fabrikaları güncel koşullara uygun bir şekilde tekrar üretime döndürmek ve kritik fabrikalarımızı kamulaştırmak işsizliğin azaltılması ve üretken toplum açısından çok elzemdir. ''Ucuz üretimden'' → “yüksek katma değerli üretime” dönüşüm gereklidir. Şu an: tekstil, düşük teknoloji ağırlıklı üretimden hedef: savunma, yazılım, teknoloji merkezleri ve elektronik malzeme üretimlerine ağırlık verilmesi genç nesil eğitim politikalarının bu doğrultuda düzenlenmesi önemlidir.
Ülkemizde bulunan, güncel teknoloji üretiminde ve savunma sanayiinde vazgeçilmez olan nadir toprak elementlerinin (nte) çıkarılması ve işlenmesinde dışa bağımlı olmadan kendi üretimimizi gerçekleştirmek son derece kritik olacaktır.
Dolar bağımlılığını azaltmak; yerel para ile ticaret (swap anlaşmaları) ve altın rezervlerini artırmak elzemdir.
Tarım, hayvancılık ve su kaynaklarının güvence altına alınıp yönetilmesinde ithal girdiler yerine teşvikli yerli projelerin hayata geçirilmesi kuraklık ve kıtlık süreçlerine giren dünyamızda ülkemiz ve halkımız için hayati önem arz etmektedir.
Güven ve istikrar (olmazsa olmazları arasında) Hukuk'a ve Merkez Bankası'na güveni arttırmak başta gelir. Bu, gerekli miktarda yabancı yatırım çekmek için şarttır 👉 Bu olmadan hiçbir model çalışmaz.
Bu bağlamda Türkiyemizin bir an önce Atatürk dönemi (1923-1938) Cumhuriyet ilkelerine dönmesi, laik-demokratik-sosyal-hukuk devleti normlarını tekrar uygulamaya alması gerekmektedir. Son dönem oligarşik yetkili tek adam yönetiminin işlemediği ve her alanda ülkeyi fakirlik ve çıkmaza sürüklediği 25 yıl boyunca Türk halkı tarafından tecrübe edilmiştir. Güncel Macaristan seçimlerinde 16 yıllık Abd-Trump destekli Victor Orban yönetiminin kaybetmesi bu süreçte ülkemize ve halkımıza da örnek oluşturacaktır.
Coğrafyayı avantaja çevirmek; enerji koridoru olmanın yanısıra (Orta Asya-Türkistan/Kafkasya/Orta Doğu–Avrupa hattı), katma değerli üretim ve lojistik üssü olmak Türkiye’nin en büyük kozlarından olacaktır.
Çok özet olarak; ''Enerji bağımlılığını azalt + yüksek teknoloji üret + finansal güven oluştur+tek adam yönetiminden kurtul+1923-1938 arası genç Cumhuriyet dönemi politikalarına geri dön'' formülünü uygulamamız gerekiyor.
Türkiyemiz için en kritik olan başka bir konuda ''bağımsız savunma sanayii'' oluşturulmasıdır. Özellikle hava savunma sistemleri+ulusal savaş uçağı başta olmak üzere savunma sistemleri konusunda dışa bağımlı durumdan kurtulmamız gerekmektedir. Halihazırda üretilen yerli İha-Siha ve diğer sistemler olumlu gelişmeler olmakla birlikte yeterli değildir. Hava savunma sistemleri konusunda Rusya'dan S400 tedariki son derece hatalı olmuş ve sıkıntılı sonuçlar doğurmuş; ortağı olduğumuz F16 ve F35 savaş uçaklarının tedarik ve modernizasyonu konusunda da ciddi olumsuzluklar yaşamamıza neden olmuştur.

Türkiye Nato üyesidir ve savunma sanayii sistemleri açısından Nato'ya entegre ve bağımlı durumdadır. Bu bağımlılığın ortadan kalkması ancak yukarıda belirttiğimiz yerli savunma sanayii teknolojilerinin hayata geçmesi ile mümkündür. Bunlar gerçekleşene kadar Türkiye Nato üyesi olmaya devam etmelidir. Atatürk döneminde 1926 yılında Kayseri'de Türkiye uçak dahi üretmiş ve ihrac etmiştir. 1950'lerden itibaren yerli savunma sanayii hamleleri durdurulmuş ve dışa bağımlı politikalar yürütülmüştür. Batı ve Doğu arasında köprü konumunda olan ülkemiz Atatürk dönemindeki bağımsız duruşunu tekrar yakalamalı, ulusuna, halkına ve Türk Dünyası'na yakışan barışçı ama bağımsız-güçlü konumunu pekiştirmelidir; zira sömürgeci güçlerin her an zayıflıkları kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmek üzere hazır bekledikleri unutulmamalıdır!
Bu bağlamda İran ve İsrail destekli Abd arasında gerçekleşmekte olan savaş ile ilgili görüşlerimizi de aşağıdaki gibi özetleyebiliriz...
Savaşın 45.günü itibarıyla bu savaşın stratejik açıdan kaybedeni İsrail ve ABD olarak gözükmektedir. Haksız bir saldırı ve bu saldırı sonucu binlece masum insan ve çocuğun öldürülerek savaşın dahi bir hukuku olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesi bu iki siyonist-evangelist ortağın insanlık dışı yapısını net olarak ortaya koymuştur.
Bu sonuçla birlikte Abd’nin sözde küresel liderlik imajı altüst olmuştur. Özellikle Orta Doğu'da Abd politikalarından çıkmayan bazı ülkeler Abd'nin verdiği güvencelerin ne kadar sahte olduğunu anlamış bulunmaktadır.
Bu savaşın en çok kazananları Rusya ve Çin olmuştur. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar özellikle Rusya'nın işine yaramıştır.
İran’ın; yaptırımların kaldırılması, Hürmüz üzerindeki kontrolün devamı, ABD’nin bölgede konuşlandırdığı savaş güçlerini geriye çekmesi, uranyuma el konulamaması, füze programına devam edilmesi, tazminat ödenmesi, İsrail’in Lübnan’da sürdürdüğü saldırganlığa son vermesi isteklerinin pazarlık görüşmeleri sonucunda kabul edilmesi durumunda ABD için tam bir itibar ve güç kaybı olacaktır.
Bu gelişmelerden sonra Trump ve Netanyahu’nun siyasi hayatları son derece kırılgan hale gelmiştir.
Bizler ve herkes için önemli olan bir başka farkındalık gerektiren konu ise İran’ın toplam nüfusunun yarıdan fazlasının Türk kültürlü ve kökenli olduğudur; İran coğrafyası tarihin derinliklerinden bu yana ve son 1000 yıldır Türk devletleri tarafından yönetilmiştir. Bu bakımdan tarihi ve kültürel derinliği doğru okumak gerekir.
Katar ve Umman Abd’den uzak durarak Körfez ülkeleri içinde savaştan en az zarar gören ülkeler olmuştur.
Savaş sonrası, yukarıda da özetle incelemeye çalıştığımız, petrodolar sitemindeki gedik artacaktır.
Savaş sonrası çok kutuplu dünya düzenine doğru devinim hızlanacaktır. Üretim, teknoloji, küresel ekonomik gelişmeler Asya merkezli bir şekilde ilerleyecektir. Bu bağlamda yukarıda da yorumladığımız gibi Türkiye Cumhuriyeti'mizin ''Batı'' dan kopmadan Orta Asya/Türkistan bağlarını da yoğunlaştırarak Rusya, Çin ve diğer Asya ülkeleri ile sosyal-kültürel ve ekonomik işbirliklerini geliştirmesi elzem olacaktır.
Savaş sırasında İslam Dünyası çok kötü sınav vermiştir. Bundan dersler çıkarılacak ve bağımlı konumlar sorgulanacaktır.
Bu savaş sonrası Abd-İsrail ilişkileri eskisi gibi olmayacak, İsrail siyonist yahudi ve Abd hristiyan siyonist-evangelist lobiler güç kaybedecektir.
Bu savaş ve öncesindeki Filistin-Gazze katliamları ile yakın tarihten ders almayan İsrail ve ABD savaş suçu işlemiştir. Uluslararası kamuoyunda Yahudilere karşı çok olumsuz bir bakış açısı oluşmuştur.
Bu savaşla birlikte ‘’Yahudiler için İsrail’in en güvenli yer’’ olduğu efsanesi yıkılmıştır. Sözde dini metin ve hurafelere bağlanan ''vaadedilmiş topraklar'' ve ''büyük Orta Doğu projesi'' rafa kalmaktadır. Ancak bunun her zaman hortlama potansiyeli olduğu unutulmamalıdır.
Ülkemizdeki ayrılıkçı Kürtlerin ve ilgili siyasi partinin emperyalistlerin sözde plan ve kışkırtmalarına ve iktidar politikalarına alet olmak yerine Türkiye Cumhuriyeti'nin ayrılamaz bir parçası olduklarını kabul etmeleri gerekmektedir.
Ülkemizde halktaki yönetim meşruiyetini yitirerek anti demokratik ve hukuksuz yöntemleri fazlasıyla uygulamaya devam eden iktidar ve küçük ortağı umarız bu gelişmelerden ders çıkarır ve ciddi bir rota değişikliğine girer. İç cephenin son derece sağlam tutulması gereken bu kritik dönemde umarız aklı selim galip gelir ve ''Trump destekli'' bağımlı açılım politikalarından vaz geçilir; ya da Türk Halkı bu yönetimi bir an önce değiştirecektir !






Yorumlar