15 MAYIS 1919
- 5 saat önce
- 3 dakikada okunur
Osmanlı’nın Balkanlardan çekildiği topraklarda kalan Türkler, kimlikleri ve dini inançları nedeniyle baskı altında kaldılar, zulüm, asimilasyon ve soykırıma tabi tutuldular. Yüzlerce yıllık komşuları dahi bir yandan bu ''Soykırıma'' ortak olurken, öte yandan Türk ve Müslümanların mal ve mülklerini yağmalamaktan da geri durmadılar… Amaç, Türk varlığını eriterek bölgenin demografik haritasını değiştirmekti. Ne gariptir ki Türkler, Batı ve destekçileri tarafından hep asılsız soykırım iddialarıyla suçlanmışlardır; oysa ki tarihte yok sayma, aşağılama, soykırım ve asimilasyondan en çok çeken ulus Türk Ulusu olmuştur.

Olaylara önderlik eden ve katliamları yapanlar ülkelerindeki Türk varlığını, Türk-Osmanlı Devleti’nin tekrar geri gelmesinin bahanesi olarak görüyorlardı. Bu nedenle Türkleri kökten kazıyıp yok etmek gerekiyordu.
1821 Mora isyanıyla başlayan ve özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi ve 1912-1913 Balkan Savaşları'nda açık bir soykırıma maruz kalan Balkan Türklüğü, Birinci Dünya Savaşı sonrasında en zor günlerini yaşıyor, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı masum siviller sel gibi Anadolu’ya akıyordu. 1914-1918 yılları arası yaşanan Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı’nın yenilmesi üzerine bu cehennem Anadolu’da da peşlerini bırakmamıştı.
15 Mayıs 1919 sabahı Ege'nin İncisi güzel İzmir’imize karanlık çöküyor, Batı destekli Yunan ordusu ve askerleri sözde ''megali idea-büyük yunanistan; hint-avrupa tarih tezi'' çarpıtma ve manipülasyonlarını gerekçe göstererek vatan toprağımızı işgal etmeye başlıyordu.

Bu acılı ve zorlu süreç neticesinde ise Türkiye Anadolu haritası 1920 Sevr Anlaşması gereği yukarıdaki gibi oluşacaktı.

15 Mayıs sabahı on binlerce yerli Rum ellerindeki Yunan bayrakları ve çiçekler ile Kordon boyunu kaplamışlardı.
Kalabalık inen Yunan askerlerine alkış tutuyordu. Gelen askeri tabur İzmir Metropoliti Hrisostomos tarafından takdis edildi. Metropolit Yunan bayrağını öptü ve bu esnada ağladığı görülüyordu. İlk Yunan taburu daha sonra buradan yaya olarak Hükumet Konağı, kışla, Kokar Yalı istikametinden Karantina’ya doğru yürüyüşe geçti.
Yürüyüş kolunun baş tarafı, kışla hizasını geçip yola saptıktan sonra, Hasan Tahsin kalabalığın arasından sıyrılarak öne geçti. Tahsin’in sesli bir şekilde “Olamaz, olamaz, böyle ellerini sallaya sallaya giremezler” diye söylendiği duyulmuştu.
KURTULUŞ MÜCADELESİNİN SEMBOL İSMİ HASAN TAHSİN
Bu aşağılanmaya tahammül edemeyen HASAN TAHSİN isimli gencimiz, İzmir’e çıkartma yapan, askerlerden oluşan Yunan Efzon Alayı işgal askerine Kordon boyu’nda ilk kurşunu sıkarak, Türk Direnişini başlatmıştır. Hasan Tahsin ile Osman Nevres aynı kişidir. “Hasan Tahsin” onun kullandığı gazeteci takma adıdır. Gerçek adı “Osman Nevres”tir.

İlk ateşle, ilk anda isimleri Basile Delaris ve Jorj Papakostos olan iki Efzon askerini öldürmüştü… Bunun üzerine Yunanlılar Orduevini bastı. Esir aldıkları, Miralay SÜLEYMAN FETHİ Bey’den, halkın önünde ''Zito (Yaşa) Venizelos'' diye bağırması istendi, son sözü ''KATO (KAHROL) VENİZELOS'' oldu. Defalarca süngülenerek şehit edildi.
ONURLU HİÇBİR İNSAN KENDİSİNE, ANASINA, BABASINA, MİLLETİNE, BAYRAĞINA KÜFRETTİRMEZ.
Babasının adı Recep’tir. Hasan Tahsin, ilköğretimine Selanik’te bulunan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün de eğitim aldığı Şemsi Efendi Okulu’nda başlamış, daha sonra Selanik Feyziye Mektebi’ni bitirmiştir. Bu okulun ardından İttihat ve Terakki tarafından burslu olarak Paris Sorbonne Üniversitesi’nde siyasal bilimler öğrenimi görmüş, yazar ve gazetecidir. Öğrenim gördüğü esnada Trablusgarp’ı işgal eden İtalya’yı protesto etmek için Mısır’lı öğrenci lideri Şeyh Dayef ile birlikte mitingler düzenlemiştir.
İzmir’i Yunan’lılara teslim etmek istemeyenlerin kurduğu “Redd-i İlhak Heyeti Milliyesi” isimli bir dernek kurmuşlardı. 14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlayan gece binlerce İzmir’li eski musevi mezarlığında (Maşatlık meydanı) toplanmıştı.
Bu esnada İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan ve Yunan zırhlıları İzmir Körfezi’nde bulunuyordu. Bu sırada kalabalığa hitap eden önemli bir isim, o zamanın Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa’ydı. Belediye Başkanının yanı sıra topluluğa hitap eden bir diğer önemli isim ise Hukuk-u Beşer gazetesinin başyazarı olan Hasan Tahsin’di. Halkı direnmeye çağırıyorlardı. Tahsin, konuşmasında Paris Barış Konferansı kararlarını sert bir dille eleştiriyor, gazetede yazdığı gibi “Burayı Yunan’a vermeyeceğiz. Vermek isteyen kuvvetle paylaşacak kozumuz var” diyordu.
Vatan ve millet sevgisi yüksek, gözü kara, mert bir delikanlının hayatını feda ettiği bu eylem, direnişin simgesi olmuş, kurtuluş için halkın azim ve kararlılığını pekiştirmiştir. Kendisini saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz, ruhu şad olsun.
Kaynaklar
[1] “İzmir’in İşgali ve Aydın’daki Yankıları”. turkoloji.cu.edu.tr
[2] Aksoy, Yaşar (16 Mayıs 1974). “Hasan Tahsin ve İlk Kurşun”. milliyet.com.tr. ss. 2
[3] Akyazılılar, Nuray. “Bir kitap kurdu, “Hayatım Kitap” derse”. turkcelil.com.







Yorumlar