MAVİ VATAN
- 2 gün önce
- 4 dakikada okunur
Günümüzde ''Mavi Vatan'' sınırlarımızın yasallaşması adımı ile birlikte başta Yunan ve İsrail çevreleri olmak üzere, Türkiye'nin Mavi Vatan doktrinine yönelik siyasi ve hukuki platformlardaki saldırılar yoğunlaşıyor.

Diplomasiye son! Türkiye, Adalar Denizi (Ege) ve Doğu Akdeniz dahil olmak üzere tüm denizlerinde deniz sınırlarını, münhasır ekonomik bölgelerini (MEB) sonunda uygulamaya koyacak. TBMM, Rum-Yunan ikilisine göre "tartışmalı bölgelerde" deniz yargı yetkisini tesis etmek için yeni bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor!
Önemli Not !....Bugünden itibaren artık tarih, diplomasi dilinde ve eğitim müfredatımızda;
''Ege Denizi'' ifadesi yerine ''Adalar Denizi''
''Orta Asya'' ifadesi yerine ''Türkistan''
''Haçlı Seferleri'' ifadesi yerine ''Haçlı saldırıları''
''Coğrafi Keşifler'' ifadesi yerine ''Sömürgeciliğin başlangıcı'' ifadeleri kullanılacak
''Antik Yunan Uygarlığı'' ifadesi yerine ''Anadolu İyonya Uygarlığı''
''Helenistik Dönem'' ifadesi yerine ''Makedon İskender Dönemi''
''Yunanlı filozof Sokrates'' ifadesi yerine ''Antik Çağ düşünürü Sokrat''
''Yunan kavimleri'' ifadesi yerine ''Mora yarımadası kavimleri''
''Antik Yunan-Helen dili ya da yunan dili'' ifadesi yerine ''Anadolu İyonya Dili-İyonya Dili''
''Yunan Mitolojisi'' ifadesi yerine ''(Anadolu kökenli) Atina / Mora Yarımadası Mitolojisi''
''Uygarlık, demokrasi ve aydınlanmanın merkezi Atina” ifadesi yerine “Uygarlık, demokrasi ve aydınlanmanın merkezi Türkiye-Anadolu-Aydın-Antik Milet”
''Bizans'' ifadesi yerine ''Doğu Roma''
''Turkey'' ifadesi yerine ''Türkiye''
Ayrıca tarih terminolojisinde kullanılan ''Rum'' ve ''Rumi'' tanımları ''yunan-grek-greek-helen'' anlamına gelmez. Bir dönem Roma ve Doğu Roma imparatorluğu coğrafyalarında yaşayan halkları tanımlamak için kullanılmıştır.
Yukarıda belirtilen ''italik'' olarak yazılmış ifadeler bugüne kadar yaşamlarımıza büyük bir algı operasyonunun parçası olarak yerleştirilmiş, akademi ve müfredatlarımıza kadar girmiştir. Artık bu tarih çarpıtıcı akıl oyunlarından kurtulma zamanıdır. Başta aydın kesim ve akademisyenlerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızın bu konuda hassas ve bilinçli olması vatanımızın ve gelecek nesillerimizin güvenlik ve refahı için son derece önemlidir.
Doğu Akdeniz'deki gerçek sorun, Türkiye'nin denizcilik haklarını savunması değil. Gerçek sorun, Doğu Akdeniz'in en uzun kıyı şeridine sahip bir kıta devletini, Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetiminin AB, ABD ve İsrail'in doğrudan desteğiyle desteklediği maksimalist haritalar ve uluslararası hukukun siyasi olarak manipüle edilmiş yorumlarıyla dar kıyı sularına hapsetme girişimidir.

Türkiye'nin sözde Sevilla Haritası'na boyun eğmesini istiyorlar. Sözde Sevilla Haritası uluslararası hukuk değildir. Türkiye'yi bir avuç küçük adanın arkasına hapsetmek için tasarlanmış, siyasi amaçlı sözde akademik bir fantezidir.
Hiçbir ciddi denizcilik stratejisti veya hukuk uzmanı, Türk anakarasından sadece birkaç mil uzakta bulunan küçük adaların, 2280 kilometre'den fazla uzanan bir kıyı şeridini hapsedebilecek devasa deniz bölgeleri oluşturabileceğini bilimsel ve inandırıcı bir şekilde açıklayamaz.
Coğrafya, hakkaniyet ve denizcilik gerçekliği, böyle bir saçmalığı desteklemiyor.
Hatta AB'nin kendisi bile Sevilla Haritası'nı yasal, resmi, bağlayıcı olarak kabul etmedi; çünkü yayılmacı-maksimalist iddialar hem hakkaniyete hem de sağduyuya aykırı.
Aynı zamanda, Türkiye'ye "uluslararası hukuk" hakkında ders vermeye kalkanlar, uluslararası anlaşmaları ihlal eden Doğu Adalar Denizi'nin askeri hale getirilmesine, silahlandırılmasına; Kıbrıs Türklerinin egemenlik haklarının gasp edilme girişimlerine ve Doğu Akdeniz'in Türkiye karşıtı ittifaklar ve bloklar aracılığıyla jeopolitik bir cepheye dönüştürülmesine karşı sessiz kalıyorlar.

Türkiye "Akdeniz'i talep etmiyor." Türkiye, Anadolu'yu denizden koparmak için tasarlanmış kuşatma stratejilerine karşı Mavi Vatan'ı savunuyor.
Aşağıda bu önemli konuda, ulusal güvenlik ve çıkarlarımız ile birlikte gelecek nesillerimizin haklarının korunması adına, ciddi ve bilimsel çalışmaları ile ulusumuza yön gösteren emekli amirallerimiz Cıhat Yaycı ve Cem Gürdeniz'in görüşlerinden öne çıkan husuları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Tarih, deniz erişim ve ulaşımını, enerji güvenliğini, askeri denge ve stratejik jeopolitik derinliğini kaybeden uluslara ne olduğunu defalarca göstermiştir.
Siyasi fanteziler için çizilen haritalar coğrafyayı değiştiremez.
Propaganda da Türkiye'nin kıta sahanlığı bilimsel ve hukuki gerçeklerini, egemenlik haklarını ve meşru güvenlik çıkarlarını silemez.
Türkiye, 1920'lerde dayatılan Sevr Antlaşması'nın denizcilik versiyonunu kabul edemez ve etmeyecektir.
Türkiye için bu bir tercih meselesi değil, stratejik bir ortamda jeopolitik hayatta kalma meselesidir.
Bugün kamuoyunda “Mavi Vatan Yasası” olarak anılan düzenleme ihtiyacı aslında yaklaşık yarım asırlık bir stratejik mücadelenin ürünüdür.
Çünkü mesele yalnızca bugünün Doğu Akdeniz gerilimi değildir. 1976’daki kıta sahanlığı krizinden Bern Mutabakatına, 1995 TBMM kararından Kardak krizine, EGAYDAAK (Ege’de Aidiyeti Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar) sorunundan Seville Haritası'na kadar uzanan uzun süreli jeopolitik baskının sonucudur. Türkiye artık deniz yetki alanlarını parçalı mevzuatla değil, tek bir stratejik devlet aklıyla yönetmek zorundadır.
Egemenlik yalnızca uluslararası hukukta tez savunmakla ya da Mavi Vatan sloganını her yerde kullanmayla oluşmaz.
Ruhsat vermek, vergi koymak, yabancı faaliyetleri denetlemek, bilimsel araştırmaları izin sistemine bağlamak, balıkçılığı düzenlemek, güvenlik bölgeleri oluşturmak ve gerektiğinde yaptırım uygulamak gerekir.
Başka bir ifadeyle iç hukuk düzenlemesi denizde fiili egemenliğin hukuki altyapısını oluşturur. Bugün Güney Çin Denizi’nden Arktik’e kadar yaşanan mücadelelerin arkasında yalnızca donanmalar değil, aynı zamanda iç hukukla desteklenen deniz egemenliği stratejileri vardır. Çin’in Güney Çin Denizi’nde yaptığı da budur, ABD’nin Alaska ve Pasifik’te yaptığı da budur, Rusya’nın Arktik politikası da budur. Türkiye’nin de artık aynı stratejik bilinçle hareket etmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak bugün böyle bir yasanın gündeme gelmesi geç kalmış ama stratejik açıdan son derece önemli bir adımdır. Çünkü artık mesele yalnızca deniz hukuku değildir. Bu mesele Türkiye’nin jeopolitik bağımsızlığı, enerji güvenliği, Adalar Denizi’ndeki hareket serbestisi, KKTC’nin geleceği, Doğu Akdeniz’deki güç dengesi ve denizlerdeki egemenlik haklarının korunması meselesidir.
Mavi Vatan kavramı nasıl bir zihinsel uyanışı temsil ettiyse, Deniz Yetki Alanları Kanunu da bu uyanışın hukuki ve stratejik kurumsallaşması olacaktır.
Türkiye'nin yapması gerekenler
Bu yasa ile;
Doğu Akdeniz MEB’i (Münhasır Ekonomik Bölgesi) ilan edilmeli;
Adalar Denizi'nde (Ege’de) gelecekte deniz yetki alanı paylaşımına esas teşkil edecek EGAYDAAK statüsündeki 153 ada adacık ve kayalık ismen deklare edilmeli;
Adalar Denizi'nde bu ada, adacık ve kayalıkları içeren özel balıkçılık bölgeleri ilan edilmeli;
Ayrıca bu yasanın onaylanması ile aynı zamanda Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığımıza tecavüz eden haydut devlet GKRY’nin 2007 ‘de ilan ettiği 1,4,5,6, ve 7 no’lu lisans sahalarının bizim bölgemize bakan alanlarında sismik ve sondaj faaliyetleri başlatılmalı;
Bunun zamanlaması kamuoyunu son derece rahatsız eden İstanbul’da ''bir Türk vatandaşı olarak yaşayan'' Rum papaz Bartholomeos’un 2026 Eylül ayında ‘’Heybeliada Ruhban Okulu Açılacak’’ deklarasyonu ve onu destekleyen sömürgeci güçlere karşı olarak Eylül ayına planlanmalıdır.
Tarihimize, vatanımıza, kültürümüze ve dilimize sahip çıkmazsak başkalarının yazıp konuştuklarını kabullenmek zorunda kalırız.






Yorumlar