TÜRKİYE-GÜNCEL JEOPOLİTİKA
- Haluk Hızlıalp

- 3 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 7 Ara 2025
Türkiye Cumhuriyeti’miz bugünlerde tarihinin en kritik dönemeçlerinden geçiyor…

Batıdan Abd, Vatikan ve AB’nin baskısı, Doğudan Cizre Türk toprağında yetkisiz, protokolsüz Barzani peşmerge koruma skandalı, Suriye hattı ve pkk terör uzantıları, Kuzeyden bazı güçlerin jeopolitik hesapları, Güneyden ise bölgesel aktörlerin müdahale girişimleri…İçeriden ise teröristle yürütülen barış süreci…Hepsi eş zamanlı devrede…
Türkiye Cumhuriyeti’mizin de yer aldığı bu coğrafya boşluk kabul etmeyen bir satranç tahtası. Kimin dost, kimin rakip, kimin hain olduğu her an yeniden biçim kazanabiliyor.
Günümüzde yaşanan tam olarak bu…
Binlerce yıllık köklü devlet gelenek ve protokollerinden habersiz, liyakatsiz, dışa bağımlı ülke yönetimi ve dış politikada yapılan vahim hatalar nedeniyle sınırlarımız tartışılır hale gelmiş; güvenlik tedbirleri kişisel çıkarlar doğrultusunda yönetilir olmuş; dış politikada yapılan ciddi hatalar ülkeyi bir kuşatma planının ortasına çekmiş durumda...Türkiye Cumhuriyeti bir aşiret devleti değildir; binlerce yıllık köklü devlet yönetim görgü ve geleneklerine sahip bir devlettir!
Bu kuşatma girişimleri aynı vücuttaki bağşıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerdeki gibi işler. Virüs hep oradadır; önemli olan vücudun bağışıklığı yani ülkenin doğru yönetilmesi, halkın bilinçli olması ve demokratik tepkinin zamanında, doğru biçimde ortaya konması, örgütlenmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en bağımsız ve bağışıklı olduğu dönem 1923-1938 yılları arasındaki dönemdir. Förmül o dönemdeki onurlu, ulusal ve halkçı yönetim politikalarıdır.

Batı kendi çıkarları için bastırırken, Doğuda terör örgüt ve maşaları cüretkar bir şekilde palazlandırılmakta; Kuzey ve güneyde Türkiye’nin manevra alanı daraltılmakta ve Türkiye Cumhuriyeti’nin sözde tek sorumsuz yetkilisi ve yöneticilerinden hiç bir onurlu ses ve tepki çıkmamaktadır!

Amaç nettir; Türkiye Cumhuriyeti’ni hazır zayıf bir yönetim ile yakalamışken (Vahdettin döneminde olduğu gibi…) daha da zayıflatıp içeride kaos yaratmak; dışarıda elini kolunu bağlamak; Lozan antlaşmasını (24 Temmuz 1923) Türkiye’nin üniter devlet yapısı ve toprak bütünlüğünü hiçe sayıp nihayetinde Sevr’i (10 Ağustos 1920) dayatmak (yani ülkeyi bölüp parçalamak ve Türk kavramı ve (üst) kimliğini ortadan kaldırmak)…
Bugün ''Terörsüz Türkiye çözüm süreci'' başlığı altında, siyasal islamcı ve şeyh saitçi, kürtçü çevrelerin (Dem) cüretkar ortak amacı anayasa değişikliği ile bunu gerçekleştirmektir. Bu amaçla Türkiye'yi soykırımla suçlamaktan da geri durmayacaklardır.
Nihai amaç; Abd ve İsrail’in çıkarlarına hizmet edecek federe bir Kürdistan devletini, 23 yıldır ve halihazırda Türkiye’nin başında bulunan bağımlı ve zayıf yönetime anayasa değişikliği yaptırarak kurdurmaktır!
Yüce Türk Halkı bunu görmektedir !
Bu yüce ulus tarihinin bir çok döneminde ve yakın tarihimizde yüz yıl önce imkansız denileni başardıysa bugün de aynı iradeyi gösterecektir.
Anayasamızın ilk 4 maddesi ile birlikte 6, 66, 10, 24, 26, 42 gibi maddelerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak sonuna kadar sahip çıkacaktır.

Ancak bunun yolu bugünkü yönetim zihniyeti ile değil; susarak, görmezden gelerek değil; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına yakışır onurlu bir şekilde gerçekleri cesurca söyleyip demokratik tepki vererek olur...
Sömürgeci ve işbirlikçi günümüz dünyasında bağımsız, her bakımdan ve ekonomik olarak güçlü, onurlu bir devletin vatandaşları olabilmek için yapılması gereken budur.
Türkiye güçlü ve kadim devlet aklı, ulusun ortak iradesi ve doğru stratejik hamleler ile bu kuşatmayı yaracak güce sahiptir.
Tarih yine bizi sınava çağırıyor ve biz Türk Halkı olarak bu sınavı da geçeceğiz.

Ne Mutlu Türküm Diyene !!!






Yorumlar