TURNA
Türkmen-Alevi İnanç Sisteminde Turna Kuşu

Turna, Türkmen-Alevi inanç ve kültür dünyasının en güçlü ve en eski simgelerinden biridir. Onun anlamı yalnızca güzel veya kutsal kabul edilen bir kuş olmasından ibaret değildir; Turna gökyüzü ile yeryüzü, insan ile Hakk, uzak ile yakın, gurbet ile sıla arasında yol alan kutsal bir haberciyi simgeler.
Turna sembolünün tarihsel arka planı, Alevi-Bektaşi geleneğinin İslami katmanlarının ötesindeki, Sibirya, Eski Mısır, Mezopotamya, Anadolu, Orta Asya Türk-Türkmen kültür ve inanç dünyasına kadar izlenebilen daha eski bir sembolik hafızayla ilişkilendirilebilir.

“Hazreti Şah’ın avazı
Turna derler bir kuştadır
Asası Nil deryasında
Hırkası bir derviştedir.”
— Pir Sultan Abdal
Türk topluluklarında kuşların göğe yükselmesi; ruhun yolculuğu (uçmağa varması), göksel âlem ve kutsalla temas düşünceleriyle bağlantılıdır. Turnanın çok geniş coğrafyalar arasında göç etmesi, gökyüzünde düzenli katarlar hâlinde ilerlemesi ve mevsimsel/döngüsel olarak yeniden dönmesi; ona yolculuk, haber, ruh, sadakat, ayrılık ve geri dönüş gibi anlamların yüklenmesine uygun güçlü bir simgesel zemin oluşturmuştur.
Eski Avrasya İnanç Dünyasının Sembolik Katmanları
Bu sembolik dünyanın daha eski arka planında Sibirya ve Orta Asya’dan Kuzey Karadeniz bozkırlarına, İran ve Mezopotamya üzerinden Eski Mısır ve Anadolu’ya uzanan geniş Avrasya kültür coğrafyasının farklı inanç katmanları da dikkate alınmalıdır.
Eski kam/şaman/pagan geleneklerinde ve Gök Tanrı (Tengri) inanç çevresinde gökyüzü kutsal kozmik alanlardan biridir; kuş ve uçuş ise ruhun, göksel âlemle ilişkinin ve dünyalar arasındaki geçişin güçlü sembolleri arasında yer alır. Kamın göğün katlarındaki ruhani yolculuğunun kimi anlatılarda uçuş ve kuş imgeleriyle ifade edilmesi, bu eski sembolik dilin dikkat çekici örneklerindendir.
Benzer biçimde Kuzey Karadeniz ve Avrasya bozkır kültürlerinde, özellikle İskit-Saka dünyasında, kuşlar ve kanatlı hayvan tasvirleri dinsel, mitolojik ve kozmolojik sanatın önemli unsurları arasında görülür. Mezopotamya ve Anadolu’nun çok daha eski inanç sistemlerinde de kuşlar ve kanatlı mitolojik varlıklar; gökyüzü, tanrısal güç, kutsal haber ve dünyevi alan ile tanrısal alan arasındaki ilişki içerisinde farklı biçimlerde karşımıza çıkar.
Türkistan-Orta Asya ve İran'da etkili olan Zerdüştî gelenek ise farklı bir teolojik sisteme sahip olmakla birlikte göksel düzen, ruh, iyilik-kötülük mücadelesi ve kutsal varlıklarla bağlantılı zengin bir sembol dünyası geliştirmiştir. Bununla birlikte, Türkmen-Alevi Turna simgeleşmesi sürecini yüzyıllar boyunca birbirleriyle temas eden toplum ve kültürlerin oluşturduğu geniş bir kültürel ve simgesel belleğe bağlamak çok olasıdır.
Dolayısıyla Türkmen-Alevi geleneğindeki Turna; tek bir eski dinin kalıntısı olarak değil, Sibirya–Orta Asya–Kuzey Karadeniz–İran/Mezopotamya–Eski Mısır-Anadolu ekseninde karşılaşan kam/şaman, Tengrici, bozkır, İranî ve Anadolu-Mezopotamya-Mısır inanç geleneklerinin oluşturduğu çok katmanlı sembolik dünyanın, İslami ve özellikle Alevi-Bektaşi düşüncesi içerisinde yeniden anlamlandırılmış güçlü bir unsuru olarak görülür.
Turna ve Hz. Ali Alegorisi

Anadolu Türkmen-Alevi dünyasında bu eski sembolik miras yeni ve belirgin biçimde Ehl-i Beyt/İslami bir anlam kazanmış, Turna özellikle Hz. Ali ile ilişkilendirilmiştir. Alevi-Bektaşi şiir ve inanç geleneğinde Turnanın sesi sıradan bir kuş sesi değildir; Hz. Ali’nin avazını taşıdığına inanılan kutsal bir ses olarak yorumlanır.
Kim gördü deryada balık izini
Eğildi Kanber’in öptü gözünü
Turnalardan işittim avazını
Turnalar Ali’mi görmediniz mi?
— Pir Sultan Abdal, 16. yüzyıl
Bu anlayış deyişlerde çok güçlü biçimde karşımıza çıkar. Turnalara seslenilir, onlara soru sorulur; uzak diyarlardan Ali’den, erenlerden, sevgiliden ve sıladan haber getirmeleri istenir. Böylece eski çağların gökle yeryüzü arasında hareket eden kuş sembolü, Alevi inanç dünyasında Hakk’tan ve erenlerden haber taşıyan Turnaya dönüşür.
Turna, Erenler ve “Don Değiştirme”
Turnanın bir başka önemli anlamı Alevi-Bektaşi menkıbe geleneğindeki “don değiştirme” anlayışıyla ilişkilidir. Erenlerin farklı canlıların, özellikle kuşların donuna girmeleri bu anlatı dünyasının bilinen motiflerindendir.
“Güvercin donuyla Urum'a uçan,
İmamlar evinün kapısın açan…”
Abdal Musa
Dize, Hace Bektaş’ın güvercin donunda Rum’a/Anadolu’ya gelişi menkıbesini doğrudan şiire taşır.
Hace Bektaş Veli Velâyetnamesi çevresindeki anlatılarda ve Horasan erenlerine ilişkin menkıbelerde kuş donuna girme motifleri görülür. Böylece kuş, yalnızca doğadaki bir canlı olmaktan çıkar; erenin ruhani yolculuğunu, biçim değiştirmesini ve maddi dünyanın sınırlarını aşmasını anlatan bir sembole dönüşür.
Bu açıdan eski Avrasya’daki kuş–uçuş–gök–tin/ruh ilişkisi ile Anadolu Alevi-Bektaşi geleneğindeki eren–don değiştirme–kutsal yolculuk anlayışı arasında dikkat çekici bir sembolik paralellik bulunmaktadır. Ancak bu paralellik, tarihsel olarak kanıtlanmış doğrudan bir aktarım zincirinden ziyade, uzun süreli kültürel devamlılık ve yeniden yorumlanma çerçevesinde değerlendirilir.
Turnalar Semahı: Hakk’a Doğru Yolculuk
Bütün bu sembolizmin yaşayan en güçlü ifadelerinden biri Turnalar Semahıdır.

Semah dönen canların kollarını kanatlar gibi açmaları, ağır ve ölçülü hareketlerle ilerlemeleri, dönmeleri ve giderek hızlanan hareketleri; Turnanın yürüyüşünü, kanat açışını ve gökyüzünde süzülüşünü hatırlatır.

Ancak burada yapılan şey yalnızca bir kuşun hareketlerinin taklidi değildir. Turnanın kanatlanması üzerinden canın manevi yükselişi, Hakk’a yönelişi ve insan ile evren arasındaki birlik alegorik olarak yaşanır. Turna böylece gökte uçan bir kuştan, Hakk’a giden yolun ve manevi yükselişin simgesine dönüşür.
Sadakat, İkrar (Yola adanmışlık) ve Yol
Turnanın eşine ve dostuna bağlılığı da Türkmen-Alevi kültüründe ona yüklenen anlamları güçlendirmiştir. Turna çiftlerinin birbirlerine bağlılığı; vefa, sadakat, ikrar, yol kardeşliği ve eşler arasındaki bağlılık gibi Alevi toplumunda önemli kabul edilen ahlaki değerlerle ilişkilendirilmiştir.
Bu nedenle Turna yalnızca mistik yolculuğun değil, aynı zamanda yolda olmanın, yola bağlı kalmanın da sembolüdür. Göç eder fakat yolunu unutmaz; uzaklaşır fakat geri döner; eşinden ve sürüsünden kopmaz. Bu özellikleriyle Turna, insanın hem Hakk’a hem de verdiği ikrara sadakatini temsil eden güçlü bir simge hâline gelir.
Sonuç
Türkmen-Alevi inanç sisteminde Turna; gökyüzünün habercisi, ruhun yolculuğu, erenlerin kuş donu, Hz. Ali’nin avazı, Hakk’a yöneliş, sadakat, ikrar, gurbetten haber ve yeniden dönüş gibi birçok anlamı aynı sembolde birleştirir.
Bu nedenle Turnayı yalnızca Anadolu’da ortaya çıkmış bir folklor unsuru olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Onun çevresinde oluşan sembolik dünya, Sibirya ve Orta Asya’nın eski kam/şaman ve Tengrici geleneklerinden Avrasya bozkırlarına; Kuzey Karadeniz’den İran, Mezopotamya, Mısır ve Anadolu’nun kadim inanç katmanlarına uzanan çok geniş bir kültürel hafızanın, Türkmenlerin tarihsel yolculuğu sırasında yeni anlamlarla zenginleşerek Alevi-Bektaşi düşüncesi içerisinde yeniden yorumlanmasını düşündürmektedir.
Bu uzun sembolik yolculuk, en özlü biçimiyle şu çizgide ifade edilebilir:
Kuş → Uçuş → Gök → Tin/Ruh → Kutsal Haberci → Eren → Don Değiştirme → Hz. Ali’nin Avazı → Turna → Semah/Devran → Hakk’a Yolculuk

Turna bir kuştan çok daha fazlasıdır: Turna yoldur; turna haberdir. Turna ikrardır, devrandır, sadakattir. Turna Ali’nin avazıdır. Kanadını göğe açan Turna ise, canın Hakk’a doğru yaptığı manevi yolculuğun simgesidir.






Yorumlar