top of page

SİVAS GEZİMİZ - 2026

2 gün önce
6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 gün önce

23 - 27 Ekim 2026 tarihleri arasında yaptığımız Sivas gezimiz ile ilgili önemli notları sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Bütün izlenimlerimizi tekbir makale ile sizlere aktarmayı düşünmedik. Ayrı makaleler olarak tasarladık.


İlk makalemizde sizlerle Sivas Kent Meydanı'ndaki izlenimlerimizi paylaşmaya çalışacağız...


23 Ekim'de İstanbul-Sivas uçuşu sonrası şansımıza güzel bir havada Sivas'a indik; Havaş ile merkeze, kent meydanına vardıktan sonra önceden yer ayırttığımız Buruciye Otel' e yerleştik. Dört yıldızlı, oldukça güzel bir otel olan Buruciye Otel'in en önemli avantajı kent ana tarihi meydanına çok yakın olması...



Meva Kafe-Restoran'da yöresel Peskütan çorbasıyla karnımızı doyurduktan sonra; ana meydana yakın noktalardan birinde bulunan Sütlü Aşk adlı tatlıcıda ünlü pişmaniyeli sütlacın tadına baktık ve tarihi kent meydanındaki gece keşfimize başladık.


Tarihi meydan izlenimlerimizden önce kısaca Sivas'ın geçmişine bakalım...


Sivas, İç Anadolu'nun doğu kesiminde yer alan ve yaklaşık binlerce yıllık yerleşim geçmişine sahip önemli bir Türk kenti. Tarih boyunca Anadolu'yu doğu-batı ve kuzey-güney yönlerinde birbirine bağlayan yolların kesişim noktasında bulunduğu için stratejik önem taşımış.


Sivas ve çevresinde yerleşim tarihi Kalkolitik Çağ'a (MÖ 5000) kadar uzanıyor. Bölge sırasıyla: Hitit İmparatorluğu, Frigler, Medler gibi antik uygarlıklara sahne olmuş…


Sivas'ta doğrudan kazılarla en güçlü biçimde belgelenen antik kültür Hitit kültürü ve Asur Ticaret Kolonileri çağı (MÖ 1950–1750) dönemi. Ancak daha erken Erken Tunç Çağı yerleşimleri ile Hitit sonrası Demir Çağı kültürlerinin araştırılması, bölgenin tarihsel sürekliliğini anlamak açısından aynı derecede önemli.


Özetle; Hititlerden Selçuklulara, Osmanlılardan Cumhuriyet'e uzanan yaklaşık dört bin yıllık kültür/ tarih sürekliliğinin önemli merkezlerinden biri Sivas…



Sivas'ta Gece Görüşü olarak adlandırdığımız keşfimizin başlangıç noktası Çifte Minareli Medrese (solda), Şifaiye Medresesi ve Darüşşifası (sağda) ve en arkada görülen Osmanlı dönemi Kale Camii...


Çifte Minareli Medrese
Çifte Minareli Medrese

Sivas kent meydanında bulunan Çifte Minareli Medrese, 1271 yılında İlhanlılar döneminde (İlhanlı Veziri Şemseddin Cüveynî) tarafından yaptırılmış. Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin en görkemli örneklerinden biri.

26 metre yüksekliğindeki iki minaresi ve zengin taç kapı süslemeleri ile tanınmakta. Anadolu'nun saray kapısını andıran en yüksek ve en görkemli taç kapılarından birine sahip. Günümüzde yalnızca ön cephesi ve minareleri görülüyor; arka tarafındaki medrese yapısı ve öğrenci odaları ise yıkılmış, restorasyon aşamasında...


Taç kapının iki yanında yükselen, tuğla örgülü ve firuze renkli sırlı çinilerle süslenmiş minareler, yapının en belirgin mimari özelliği. Görkemli taç kapısı ise Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin seçkin örneklerinden. Geometrik döngüsel geçmeler, bitkisel örgeler, mukarnaslar ve kabartma süslemeler içermekte. Yapı, Anadolu Selçuklu mimari geleneğinin İlhanlı siyasi ve sanatsal etkileriyle buluştuğu dönemi temsil ediyor.



Çifte Minareli Medrese'nin hemen karşısında ise Şifaiye Medresesi ve Darüşşifası bulunuyor. I.İzzettin Keykavus tarafından 1217 yılında yaptırılmış ve sultan 1220 yılında uçmağa vardığında buradaki türbesine defnedilmiş. İzzettin Keykavus, Divriği Ulu Camii'ni yaptıran Mengücek Beyliği ile akrabalık ilişkileri bulunan Selçuklu hanedanı döneminde yaşamış.  Bu nedenle Sivas merkezdeki Şifaiye ile Divriği'deki Ulu Cami arasında mimari, ikonografi ve süsleme anlayışı bakımından dikkat çekici benzerlikler bulunmakta.


Gece keşfimizin tam bu aşamasında değerli Nuri Çil karşımıza çıkıyor ve tarihi meydan ile ilgili değerli bilgilerini bizimle paylaşıyor; paylaşımla ilgili YouTube videolarımıza bu bağlantıdan erişebilirsiniz;


Bu iki olağanüstü mederese ve şifahanenin neden karşılıklı konumda olduğunu anlamak için biraz Selçuklu-İlhanı ilişkilerine bakmakta fayda var; bu ilişkiyi doğru anlarsak gereksiz ''eserler İlhanlı mı, Selçuklu mu ??'' tartışmalardan da uzak durabiliriz...


Selçuklu–İlhanlı İlişkileri (13–14. yüzyıllar)


  • 1243 – Kösedağ Savaşı: Anadolu Selçuklu Devleti, Türk-Moğollara yenildi ve Türk-Moğol hâkimiyetine girerek vergiye bağlandı.

  • 1256 – İlhanlı Devleti: Hülagü Han, İran merkezli İlhanlı Devleti'ni kurdu. Anadolu Selçukluları bu devletin siyasi denetimi altına girdi. Bu süreçte Baycu Noyan adlı Türk-Moğol komutanı çok etkili oldu.

  • 1277 sonrası: İlhanlıların Anadolu üzerindeki doğrudan askerî ve idarî müdahaleleri arttı; Selçuklu sultanlarının yetkileri giderek azaldı.

  • 1308: Anadolu Selçuklu Devleti'nin sona ermesiyle Anadolu'da İlhanlı nüfuzu ve Türkmen beyliklerinin yükselişi belirginleşti.

  • 1335: İlhanlı Devleti, Ebû Said Bahadır Han'ın ölümüyle parçalanma sürecine girdi.


Mimari ve kültürel ilişki: İlhanlılar, Anadolu Selçuklularının geliştirdiği taş işçiliği, geometrik süsleme ve medrese mimarisini sürdürürken yine Uygur-Büyük Selçuklu-Karluk/Karahanlı-Gazneli Türk devletlerinin öncülüğünde oluşan İran ve Orta Asya sanat geleneklerini de Anadolu Selçuklularından etkilenerek Anadolu' da sürdürdüler. Sivas'taki Çifte Minareli Medrese de (1271) bu kültürel etkileşimin önemli örneklerindendir.


Dolayısıyla; İlhanlı devlet ve mimari geleneklerini kadim Türk devlet, mimari gelenek ve törelerinden ayrı düşünmek olanak dışıdır. Moğollar da Büyük Türk kültür-dil-devlet-soy ve töre ağacının ayrılmaz bir parçasıdır ve bu olguları kendilerinden önceki Türk kültüründen öğrenmişlerdir.


Türk tarihinde kurulan tüm devlet ve budunlar birbirleriyle hep rekabet içinde olmuş; güçlenen devlet çeşitli nedenlerle zayıflama sürecine girmiş olan devletin yıkılma ve dönüşme sürecine dinamik biçimde katkı yapmıştır. Zayıflayan gider yerini güçlenmekte olan alır; devletler dönüşse bile töre ve gelenek kalıcıdır.


Sonuç olarak; ''Çifte Minareli Medrese İlhanlı eseri midir ya da Anadolu Selçuklu eseri midir ??'' tartışması anlamsızdır. İkisi de kadim Türk geleneklerinin ürünü olan eserlerdir.


Türk-Moğol kavramları üzerine oluşturulmuş olan makalemizi bu linkten inceleyebilirsiniz:




I.İzzettin Keykavus Türbesi, Anadolu Selçuklu çini sanatının erken ve en güzel örneklerini taşıyor. Firuze ve lacivert çinilerle süslü cephe, taş mimari ile çininin uyumunu gösteriyor. Türbenin geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renklerden oluşan süslemeleri şifahanenin en önemli bölümünü oluşturuyor. Kapısındaki kitabeler Sultan'ın hayatı, hayat görüşü ve yapının kuruluşu hakkında bilgi vermekte.


Sivas'taki tarihi Şifaiye Medresesi (Keykâvus Dârüşşifâsı) ana eyvan kemerinin köşeliklerinde yer alan ay ve güneş (Kamer ve Şems) betimleri, Anadolu Selçuklu sanatının en özgün ve simgesel insan figürlü kabartmalarından. 



Simgelerin Özellikleri ve Tasvirleri



Ay (Kamer) Simgesi (Sağda): Ana eyvan kemerinin sağ köşesinde yer alır. Bir hilal motifinin içerisinde, iki yandan sarkan örgülü saçları olan bir kadın başı (hatun başı) şeklinde betimlenmiştir. Madalyonun altında "Sûret-i Kamer" (Ayın Görünüşü) yazar. 


Güneş (Şems) Simgesi (Solda): Kemerin sol köşesinde yer alır. Çevresine ışınlar saçan dairesel bir formun merkezinde, sakallı bir erkek başı betimi olarak görünür. Altında ise "Sûret-i Şems" (Güneşin Görünüşü) ibaresi yer alır. 


Ortak Yazı: Her iki betimli madalyonun da çevresinde Türk-İslam inancını simgeleyen Kelime-i Tevhid ("Lâ-İlâhe İllallâh Muhammedün Resûlullâh") kuşağı dolanır. 


Şifahanenin başhekimlik veya muayenehane kısmı olduğu düşünülen ana eyvanda bu betimlerin seçilmesi rastlantı değildir; Gece-Gündüz ve Doğa Dengesi: Kadın figürü Ay'ı ve geceyi; erkek figürü ise Güneş'i ve gündüzü temsil eder. Bu durum evrendeki zıtlıkların uyumunu (sıcak-soğuk, karanlık-aydınlık) simgeler. 


Tıp ve Astroloji İlişkisi: Dönemin hekimlik anlayışında astroloji ve astronomi çok önemli bir yerdeydi. Gezegenlerin, Ay'ın ve Güneş'in hareketlerinin, insan anatomisi, salgılar ve hastalıkların seyri (kritik günler) üzerinde doğrudan etkisi olduğuna inanılırdı. Kabartmalar, şifanın göksel kozmik düzenle olan bağını vurgular. 


Kün-Ay Geleneği: Bu betimlemeler aynı zamanda İslam öncesi Türk ikonografisinde sıkça rastlanan gök kubbe, evren-kozmos, han ve hatunu simgeleyen "Kün-Ay" (Güneş-Ay) örge geleneğinin Anadolu Selçuklu mimarisindeki devamıdır. Üslupta kullanılan Aslan ve Boğa simgeleri de Güneş ve Ay ögelerini yansıtır.


Özetle; Şifaiye Medresesi ve Darüşşifası, Anadolu Selçuklu sağlık yurtlarının en büyüğü olup eserde yukarıda belirttiğimiz geleneksel örge ve çini işlemeciliğinin yanı sıra stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri de görülür.


Buruciye Medresesi



Sivas Kent Meydanı'nda bulunan medrese ve Anadolu Selçuklu döneminin en önemli bilim merkezlerinden.


1271 yılında Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde, İran'ın Burucird kentinden gelen bilgin Muzaffer Burucerdî tarafından yaptırılmış. Kendisinin türbesi de yapı içerisinde yer almakta.


Anadolu'da fizik, kimya ve astronomi eğitimi verilen en önemli Selçuklu pozitif bilim merkezi medreselerinden (üniversitelerinden) biri olmuş.


Selçuklu taş işçiliğinin en zarif örneklerinden biri.


Dört eyvanlı (avluya açık odalı), açık avlulu ve iki katlı planıyla Anadolu'nun en simetrik medreselerinden.



Muhteşem taç kapısı üzerindeki geometrik ve bitkisel süslemeler adeta taş dantel gibi.



SİVAS'DAKİ SELÇUKLU MEDRESELERİNİN TAŞ BEZEME DÜZENLERİ - 40a6133761c149ba18136bab9e599165.pdf


ORTA ÇAĞ ANADOLU TÜRK İSLAM MİMARİSİNDE İNSAN FİGÜRLÜ TAŞ BEZEMELER ve DEVŞİRME İNSAN FİGÜRLERİNİN BİR DEĞERLENDİRMESİ - 36-Fatmagul-Saklavci-1.pdf



Restorasyonda olduğu için ancak dışından görebiliyoruz...


Meydanın tam orta kısmında Kale Camii'nin önündeki dörtgen planlı bir yapı ilgimizi çekiyor...




Değerli Nuri Çil ile yaptığımız söyleşi sonucunda konu ile ilgili araştırmaları inceledik ve aşağıda iki farklı tarihlendirme bulduk:


1. Resmî tescil ve koruma kurulu kayıtları


Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterinde yapı, 1580 yılında Osmanlı Valisi Mahmud Paşa tarafından yaptırılan Kale Camii Hamamı olarak geçmekte.


  • 1961–1963 yıllarındaki meydan düzenlemelerinde ortaya çıkarılmış.

  • 1963'te kısmen onarılmış, duvarlarının önemli bölümü yeniden örülmüş.

  • 10 Haziran 1977 tarihli A-616 sayılı kararla tescil edilmiş.

  • Dört eyvanlı, dört halvet hücreli sıcaklık bölümü bulunmakta.


2. Akademik araştırmalardaki farklı görüş


İlhan Akçay'ın 1967 tarihli bilimsel çalışmasında aynı alandaki kalıntı 13. yüzyıla ait bir Selçuklu hamamı olarak tanımlanmakta. Araştırmacı, yapının suyu ve ısıtılmış suyu çevresindeki Selçuklu medreseleri ve darüşşifaya kanallarla ileterek hizmet etmiş olabileceğini belirtmekte.


Buna karşılık başka bir akademik envanter çalışması da, yapıyı yine 1580 tarihli Kale Camii Hamamı olarak kaydetmekte ve 1584 tarihli vakfiyesine işaret etmekte.


Peki Yapı Nuri Çil'in iddia ettiği gibi bir Roma hamamı olabilir mi?


Roma dönemine ait olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış değil. İncelediğim kaynaklarda, mevcut kalıntının altında bir Roma hamamı bulunduğunu doğrulayan stratigrafik kazı raporu veya kesin tarihlendirilebilir arkeolojik buluntu görünmüyor.


Evet, yapıda bulunan ısıtma - hipokaust (hypocaust) sistemi Roma dönemini düşündürebilir; ancak tek başına yapının Roma hamamı olduğunu kanıtlamaz. Çünkü Romalıların geliştirdiği bu yerden ısıtma teknolojisi, Doğu Roma döneminde ve daha sonra Selçuklu ile Osmanlı hamamlarında da kullanılmıştır. Türk hamamlarında bu sisteme genellikle cehennemlik denir.



Sivas Kale Camii önündeki yapı kalıntısının resmî envanterinde, sıcaklık bölümünün özgün duvarlarının korunduğu ve duvarların içinden geçen pöhrek (künk) izlerinin görülebildiği belirtilmektedir. Ancak bu kayıt, zeminin altında korunmuş bir Roma dönemi hipokaust sisteminin kazıyla kesin olarak tespit edildiğini söylemiyor.


Sonuç olarak; Yapının bir Roma yapı evresi olup olmadığını belirlemek için temel seviyesinde arkeolojik kazıların yapılması ve yapı malzemelerinin incelenmesi gerekiyor.


Yerden ısıtma - Hypokaust sisteminin geçmişi Roma dönemi ile sınırlı değil; çok daha eskilere giden Anadolu İyonya koloni dönemlerini de kapsayan bir geçmişi olduğunu bilimsel araştırmalarda görmekteyiz.


Gezi izlenimlerimiz bir sonraki makalemizde devam edecek...


Kaynaklar


Yorumlar


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

rm442-01-04-g-mockup.png

Bana Ulaşın

© 2022 by Haluk Hizlialp. Created by Badesim Kubak.

bottom of page