İYON/YUNAN ÇARPITMASI ve ANTİK TÜRK TARİHİ
- 1 Şub 2025
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 25 Nis
Bu konuda bloğumda çeşitli makalelerim bulunsa da (linkleri yazının sonundadır) yüksek önemini göz önüne alarak yabancı kaynaklardan edindiğim bilgileri paylaşmak istedim. Konu çok önemlidir; çünkü günümüzde de olanca gücüyle devam eden küresel sömürgeci anlayış çarpıtılmış tarih tezleri ile ulusları ve köklerini itibarsızlaştırıp yok etmek istemektedir.
Anadolu‘da yaşadıkları bilinen ve bir kısım Yunanlıların (Greklerin) ısrarla kendilerini ecdat olarak ilişkilendirmek istedikleri kökleri Pelasglara uzanan Antik Çağ İyonyalıların kimliklerini, özellikle yabancı bilim insanlarının katkılarıyla, biraz daha netleştirmeye çalışalım.
“Hiçbir şey, göründüğü gibi değildir’’.

Ünlü İskoç arkeolog (1851-1939), tarihçi, İncil uzmanı ve Türk topraklarında uzun yıllar arkeolojik araştırmalar yapmış olan William Mitchell Ramsay ’in, Greklerle ilgili olarak 1919 yılında ortaya koymuş olduğu bilgiler, antik bir Anadolu kavmi olarak bilinen İyonyalıların, Grek oldukları tezini çürüten önemli kanıtlardan sadece bir tanesi...
“Anadolu'da yaşamış antik kültürlerden İyonyalıların Greklerle bağlantıları yoktur ve tarih boyunca olmamıştır. İyonyalılar Grek olarak nitelendirilemezler. İyonyalılar, Anadolu’nun Batısında, Ege kıyılarında çoğalan ve gelişme kaydeden bir kültür olmuşlardır. Eski Ahitte (Tanah-Tevrat-Zebur…) Nuh Peygamber’ in oğlu Yafes’ in (Japeth) oğulları ve torunlarının soyundan geldikleri bildirilen “İyonyalıların” kimlikleri konusuna açıklık getirilmeden, antik tarih konusunda mesafe kat edilmesine imkân yoktur. İyonyalıların daha sonraları Greklerle birleştirilmeleri, köken olarak değil, “dinsel olarak” nitelendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki milattan sonraki devirlerde Kilise, özellikle Ortodoks Kilisesi, farklı etnik grupları birleştirme misyonu üstlenmiştir.” (Kaynak: The Guardian/May 29, 1919, -The İncalculable Evils Of Partition- By Sir William Mitchell Ramsay, s. 9)

Türkiye‘ye gelip, kapsamlı araştırmalarda bulunmuş, ünlü bir Alman Doğu bilimci Philipp Fallmerayer (1790-1861) de W. M. Ramsay ile aynı görüşleri paylaşır. Günümüz Greklerinin antik kavimlerle akrabalık bağlarının bulunmadığını iddia eden bir başka bilim insanıdır. Oryantalist akademisyenler, Greklerin iddia ettikleri etnik kültür saflığına sahip olmadıklarını, ayrıca kültürlerinin de zayıf olduğunu, sahip oldukları kültürü kendilerinden önceki çağlarda yaşamış “Doğu’nun, Anadolu’nun eski kavim ve kültürlerine” borçlu oldukları gerçeğinin altını uzun yıllar çizmişlerdir... Söz konusu bu durumu tarihçi Jacob Philipp Fallmerayer ünlü eser ve araştırmalarıyla ortaya koymuştur.
Fallmerayer’in (Geschichte des Kaiserthums von Trapezunt – Trabzon İmparatorluğu’nun Tarihi) adlı eseri 1827’de Münih’te basıldı. Mora Yarımadası tarihine dair ''Geschichte der Halbinsel Morea während des Mittelalters'' isimli çalışmasıyla tekrar dikkatleri çeken Fallmerayer, bu eserleriyle Bavyera Akademisi muhabir üyeliğini kazanmış olmakla beraber hâlâ lise hocalığı yapıyordu. Üniversite hocalığına geçmek istiyorsa da bu arzusu kabul görmüyordu. Bunun sebeplerinin başında her iki kitabında o zamanın İngiliz-Fransız-Alman-Rus destekli modası olan ''Türk-Osmanlı karşıtı-politik'' Helen hayranlığını (Philhelenizm'i) zedeleyici bir tutum içinde olması gelmekteydi.
‘’Batılı Tarih tezleri doğrultusunda, Ortodoks Greklere ve dolayısıyla Avrupa'ya eski ve bilge bir cet (ata) bulmak gerekmiş ve böylece Doğunun, Anadolu'nun antik medeniyetleri “model” olarak alınmış ve Greklere yamanmış “adapte” edilmiştir.” (Kaynak; R. Beaton – David Ricks, The Making Of Modern Greece, Ashagate Publishing Ltd. London, 2009, s. 40).
“Roma uygarlığının öncüsü olan Etrüsklerle akrabalık bağları olduğu bilinen Pelasg, Girit, Kıbrıs (Alasiya), Hatti-Hitit-Luwi, Hurri, Leleg, Lidya, İyonya, Likya, Frigya (İskit-Kimmer) Bergama, Karya vb. Anadolu/Doğu Akdeniz halk ve kültürlerinin ülkeleri daha sonra, Mora kavimlerinin göçlerine sahne olmuş; Mora kavimleri kültür, mitoloji ve dillerini bu uygarlıklardan almış, daha sonra Makedonyalı İskender ile bu bölgelere (Anadolu'ya) girilmiş, dil olarak İyonya dili kullanılmış ancak diğer yukarıda bahsettiğimiz diller de varlıklarını sürüdürmüştür. Anadolu'da bulunan çift dilli yazıtlar bu duruma kanıt oluşturmaktadır; Bu yazıtlar incelendiğinde Fenike-Likya-İyonya-Karya-Arami-Hatti-Hitit-Luvi dillerinin birlikte kullanıldığı görülmektedir.
Anadolu İyonya da yaratılan İyonya dili daha sonra Doğu Roma devleti tarafından da benimsendi.
Yanlış olarak ''Bizans'' denen Ortodoks Doğu Roma İmparatorluğu'nun başında yer alan Herakleios'un 629 yılında İyonya dilini resmî dil ilan etmesine kadar, Roma İmparatorluğu'nun resmî dili Etrüsk kökenli Latinceydi.
18.yüzyıldan itibaren batılı sözde Hint-Avrupa tarihçi, akademisyen ve politikacıları (Ernest Renan, William Gladstone, Lord Byron...) kasıtlı bir şekilde Makedon İskender ve Doğu Roma dönemleri kültür ve dilini ''Yunan''-''Antik Yunan''-''Hellenistik''-''Hellen''-''Grek''-''Greek'' adı altında ''pazarlamaya'' ve ''Philhellenism-Filhelenizm'' algısı yaratmaya başladılar. Günümüz ''yunan'' ''megali idea-büyük yunanistan'' ve 1920 Sevr hayali kuranların batı destekli yayılmacı eğilim ve şımarıklıkları işte bu çarpıtılmış tarih ve dil tezlerinden kaynaklanmaktadır.
Doğu Roma Ortodoks Hıristiyanlığı, Anadolu topraklarında kendini latin yerine (latin katoliklerle olan düşmanlık ve ayrışma nedeniyle) ''Helen dili'' olarak adlandırılan ancak aslında İyonya dili olan dil ile ifade etmiş ve Anadolu halkları Doğu Roma politikası gereği asimile edilmeye çalışılmıştır.” (Kaynak; William M. Ramsay, The Letters To The Seven Churches, Kessinger Publishing, Whitefish/Montana, 2004, s. 119, 120, 378).
Romalı ve Doğu Romalıların ve 17. Yüzyıldan itibaren Batılı Hint-Avrupa akademisinin Asenaları (R’asenna-Etrüskleri) farklı isimlerle zikretmeleri, zihinlerde karışıklık yaratarak, Etrüsklerin Türk-Anadolu-Ural köklerinin ustaca gizlenmesi sağlanmıştır.
“Türklerle ilişkilendirilen pek çok antik bölge – şehir – kavim - krallık – abc/dil – mitoloji- tanrı ve tanrıça” orijinal adlarının, ''helen'' diline sonradan değiştirilerek, gerekli altyapının hazırlandığı tespit edilmiştir.
Objektif antik tarih uzmanları, antik adların, abc ve yazıların, farklı ulusların dillerine karşı nedensiz bir düşmanlık besleyen Grekler ve Batılı tarihçiler tarafından değiştirildiği hususuna bizzat dikkat çekmişlerdir.” (Kaynak; James Noel Adams, Bilingualism ant The Latin Language, Cambridge University Press, London, 2003, s. 102 – 107).
Araştırmalarımız bize göstermiştir ki; Batılılar “biz ne söylersek, neyi iddia edersek ve 'bilim' diye neyi ortaya koyarsak, ancak onlar doğrudur ve bilimseldir. Bizim iddialarımız kesinlikle sorgulanamaz” düşüncesini, gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülke aydınlarına, yüzyıllardır (18.Yüzyıldan itibaren) öylesine telkin etmişlerdir ki, Türkiye’deki sözüm ona aydın, akademisyen ve bilim insanlarının pek çoğu, kendi vatanlarının tarihi ile ilgili bilimsel gerçekleri dahi, “Batı onaylamıyor – kabul etmiyor, hatta Batılılar bize gülerler...’’ diyerek, görmezlikten gelmeleri son derece düşündürücü ve üzücüdür.
Diğer bir ifadeyle gerçekleri ortaya koymaya çekinmekte ya da en kolay yolu tercih etmekte, hatta; Antik Türk-Anadolu Kültür-Uygarlıklar Tarihi’ni toptan reddetmektedirler. Bir başka ifadeyle, “Batı, kendi iddia ve çıkarlarının aleyhine olan tarihi gerçekleri neden onaylasın?” kabulüyle hareket etmektedirler.
Oysa tüm bilim dallarında olduğu gibi, antik tarih kaynaklarının da tarafsız ve önyargısız olarak araştırılıp, incelenmesi gerekir. Çünkü gün ışığına çıkarılan bilimsel bilgi ve bulgular mevcut antik tarihin siyasi ve sömürgeci emeller doğrultusunda, biz Türkler aleyhine saptırıldığını ortaya koymaktadır.
Batılıların, batılı sömürgeci politikalar aracılığıyla, yüzyıllardır Türkler aleyhine geliştirmiş oldukları düşünce ve tutumları, onların antik tarih yazımına da fazlasıyla yansımıştır. Şöyle ki, “Türk’’ adının, ya da Türklerle ilişkilendirebilecek adların kullanılmamasına ve bazı durumlarda da bu adların ustaca gizlenmesine özellikle dikkat edilmiştir.
Bugün batılı ve yerli bir çok akademik çalışma bir yana ‘’wikipedia’’ ortamında bile sağlam bir ''Yunan''-''Antik Yunan''-''Hellenistik''-''Hellen''-''Grek''-''Greek'' propagandası yapıldığı, ‘’yunanlı filozof Sokrates, yunanlı tarihçi Herodot-Yunan mitolojisi-Yunan destanları...'' gibi tanımlamalar yakıştırıldığı sıkılıkla görülmektedir. Bu yanlış tanımlamalar “aydın” kesim ve akademi tarafından da sıklıkla kullanılmaktadır. Bu durum yukarıda da belirttiğimiz gibi günümüz batı destekli (Avrupa Birliği-Abd...) yunan şovenist ve yayılmacıların fazlasıyla işine gelmektedir!
Oysa ki doğru tarih yazımı ve tanımları aşağıdaki gibi olmalıdır;
Muhteşem Anadolu; Yeryüzünde bu kadar kadim ve çok uygarlık ve kültürü bu denli uzun süre barındıran başka bir coğrafya yoktur!
Bize yıllarca; “Anadolu bir köprüdür” diye öğrettiler. Hayır! Köprüden yalnızca geçilir. Anadolu bir köprü değil uygarlığın bizzat yaratıldığı, harmanlandığı beşiktir, merkezdir.
Bu topraklara, bu 12-13 bin yıllık kültür sürekliliği mirasına dört elle sarılmalıyız! Batı ve vekillerinin asırlardır süren o art niyetli baskın propagandasını durdurabilmenin ve ülkemizin itibarını koruyabilmenin yegane yolu budur…
''Antik Yunan'' değil ''Anadolu İyonya Uygarlığı'';
''Yunan kavimleri'' değil ''Mora yarımadası kavimleri; yani Sparta-Atina-Attik/Delos-Aiol-Dor-İyon vb...''; bu kabile isimleri batılı tarihçiler tarafından bir ''Helen'' üst kimliğine devşirilmiş; öte yandan bu kavimlerin MÖ 11.yüzyılda Mora’dan Anadolu’ya göç ettikleri söylenir; oysa 2005 yılında Mısır’da 3. Amenofis’in tapınak mezarındaki bir blok üzerinde MÖ 14.yüzyıl başlarına tarihlenen “Büyük İyonya” (Iunia Aa) yazısı ortaya çıkarılmıştır. Yani kendilerini en soylu İyonyalılar olarak nitelendiren Atinalıların araları Anadolu’ya gelmeden 300 yıl, Atinalılar İyon olmadan 1000 yıl önce İyonya zaten Anadolu uygarlığı idi.
''Antik Yunan-Helen dili ya da yunan dili'' değil ''Anadolu İyonya Dili-İyonya Dili'';
''Yunan Mitolojisi'' değil ''Anadolu kökenli Atina ya da Mora yarımadası Mitolojisi''
''Helenistik dönem'' değil ''Büyük İskender ya da Makedon İskender dönemi'';
Uygarlık, demokrasi ve aydınlanmanın merkezi Atina” değil “Uygarlık, demokrasi ve aydınlanmanın merkezi Türkiye-Anadolu-Aydın-Antik Milet”;
''Bizans'' değil ''Doğu Roma''...
Ayrıca tarih terminolojisinde kullanılan ''Rum'' ve ''Rumi'' tanımları ''yunan-grek-greek-helen'' anlamına gelmez. Bir dönem Roma ve Doğu Roma imparatorluğu coğrafyalarında yaşayan halkları tanımlamak için kullanılmıştır.
Önemli bir yakın tarih gerçeği de 1820-1830 lu yıllara kadar tarihte ''Yunan devleti'' diye bir devlet veya unsurun olmadığıdır. Yunan devleti bu tarihlerde Türk-Osmanlı yönetimine karşı batı destekli olarak kurulmuştur. 1830'larda yeni kurulan Yunanistan'ın başına, Alman Bavyera Kralı I. Ludwig'in 17 yaşındaki oğlu Otto (1815–1867) geçti. Ayrıca 1820'lerden itibaren Mora'da başlayan Türk-Müslüman ve Musevilere karşı yürütülen (50.000 Türk'ün katledilmesi ile sonuçlanan) katliam ve soykırım halen bir çok kişi tarafından bilinmemekte ya da göz ardı edilmektedir.
Bir başka ilginç durum; günümüz Yunanlıları kendilerine ve ülkelerine ''Grek'', ''Greek'' ve ''Greece'' demezler. Bu tanım ingilizce ve diğer dünya dillerinde geçerlidir. Yunanlılar kendilerine (Héllēnes) → “Helenler”; ülkelerine de (Elláda) → “Hellas'' diyorlar. Bu ad bir efsaneden alınmış ve adapte edilmiş. Roma dönemimde Romalılar Mora'da (günümüz Orta Yunanistan'ında) karşılaştıkları küçük bir kabileye ''Graeci'' demişler ve bunu daha sonra genellemişler. Böylece Roma İmparatorluğu üzerinden:
Latin → Avrupa dillerine Graeci → Greek / Grec / Greco / Grek şeklinde geçmiş; yani antik tarih dönemlerinde böyle bir kelime ya da ad yok; dış dünyadan gelen isim (exonym) olarak kullanılmış.
Peki Yunanlılar daha sonra kendilerine batı ve diğer ülkeler tarafından verilen bu isimleri ''Greek / Grec / Greco / Grek / Greece'' neden değiştirmek istediler ?!?
Latince sözlüklerde “Grek” kelimesinin ''hilekâr, dolandırıcı'' anlamlarına geldiği yazılıdır. Eğer ünlü Fransız ansiklopedisi Larousse’un 1930 baskısı, 3. cilt, 867. sayfası açılırsa bu sözcüğün şöyle tanımlandığı görülür. “Grek: Roue, fripon, escroc, particulierement au jeu: Etpulser les grees d’un cerele.”
Türk Dil Kurumu’nun Fransızca–Türkçe Büyük Sözlük ’üne göre yukarıdaki metnin anlamı şudur: “Çıkarı için herşeyi yapan. Kurnaz, sinsi, düzenbaz, dümenci, üçkağıtçı, hin oğlu hin, edepsiz, bilhassa oyunda kulüpten kovulan!”
İşte Yunanlıların kendilerine dış dünya tarafından verilen bu isimleri (Héllēnes) → “Helenler” ve (Elláda) → “Hellas'' şekline çevirmelerinin nedeni ! Yorum değerli okuyuculara ait...
Aslında bu yanlı çalışmaları yapanlar açısından bakıldığında, bu davranışları gayet normaldir; çünkü Türklerin antik tarihini ortaya koymak, Anadolu ve insanlık tarihindeki miras haklarını Türklere teslim etmek, Batılıların ve batı destekli politikaların sonucu olan ''proxy'' devletlerin siyasi çıkarlarına ters düşmektedir.
Öte yandan bu çarpıtmalar yalnızca ''antik yunan'' ve ortodoks kilisesi yaklaşımıyla sınırlı değildir. Günümüzde Ortadoğu sınırları üzerinde yürütülmekte olan BOP adlı projenin de kaynağı ''Eski Ahit'' ve ''Yeni Ahit'' evanjelist-siyonist metinlerindeki herhangi bir bilimsel ve arkeolojik kanıt içermeyen hurafelere dayandırılmaktadır!
Öz eleştirel bir bakış açısıyla biz Türkleri ilgilendiren derin ve antik tarihi gerçeklerinin ortaya çıkarılmasını onlardan bekleyemeyiz.
Bugüne kadar -Atatürk dönemi hariç- bekledik ve ne oldu ???!! Bizim kendi tarihimize artık kendi öz gençlerimizin sahip çıkması zamanı çoktan gelmiştir. Türk Akademisinin ve Türk aydınlarının Türk tarihine bakış açısını değiştirmesi gerekmektedir!
Osmanlı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti’mizin uluslararası literatürdeki İngilizce adının “hindi’’ anlamına gelen “Turkey’’ olarak ortaya atılıp kullanılması da, büyük Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı ile güçlü bir tokat attığı İngilizlerin kuyruk acısıyla bir başka öç alma, algı yönetimi operasyonundan başka bir şey değildir.
Bu sebeple her platformda Cumhuriyetimizin ve kadim ulusumuzun isminin “TÜRKİYE’’ olarak kullanılmasına özen göstermemiz, yazılı ve sözlü iletişimde hiçbir şekilde “Turkey’’ ismini kullanmamamız gerekir.
Tarihimize, kültürümüze, dilimize ve vatanımıza sahip çıkmazsak, başkalarının yazdığı ve konuştuğunu kabullenmek zorunda kalırız...
Konu ile ilgili diğer makaleler
Kaynaklar
The letters to the seven churches of Asia and their place in the plan of the Apocalypse. by: Ramsay, William Mitchell, Sir, 1851-1939.
The Historical Geography of Asia Minor - Ramsay, William Mitchell, Sir, 1851-1939.
https://www.youtube.com/watch?v=jkOl_Q5NlLg - Archaeologist Sir William Ramsay -- Can we trust the New Testament?
Geschichte des Kaiserthums von Trapezunt – Trabzon İmparatorluğu’nun Tarihi - Jacob Philipp Fallmerayer.
Geschichte der Halbinsel Morea während des Mittelalters - Jacob Philipp Fallmerayer.


