HARBORD RAPORU-1919
- 2 gün önce
- 10 dakikada okunur

General Harbord Raporu, 1. Dünya Savaşı sonrası Doğu Anadolu'da kurulacak Ermeni Devleti'nin Amerikan himayesinde manda yönetimi altında gelişmesini sağlamak amacıyla hazırlanan resmi bir rapordur. James Guthrie Harbord liderliğindeki heyet tarafından 1919 yılında oluşturulmuştur. Raporda Ermenilerin tarihi ve mevcut durumu incelenmiş, bölgeye yönelik öneriler sunulmuştur. Bu rapor, Wilson İlkeleri'ne dayalı uluslararası politikaların uygulanmasında önemli bir belgedir.
General Harbord (Harbord) Raporu’nda öne çıkan başlıca noktalar şunlardır:
Ermeni Devleti fikrini savunması: Rapor, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurulmasını ve bunun uluslararası gözetim/himaye ile yönetilmesini gerekli görür.
Bölgenin güvenlik ve düzen sorunu: Heyetin sahadaki gözlemlerine dayanarak, bölgede yaşanan şiddet, güvensizlik ve düzensizlik vurgulanır.
Mevcut koşulların değerlendirilmesi: Ermenilerin durumunun (can güvenliği, yer değiştirmeler, geri dönüş/yerleşim koşulları gibi) ciddi bir sorun olduğu belirtilir.
Manda/himaye önerisi: Ermeni tarafının ve bölgenin toparlanması için, o dönemki uluslararası sistem içinde mandater bir yönetim modeli önerilir (tek başına doğrudan “hemen bağımsızlık” yaklaşımı yerine).
Nüfus ve yerleşimle ilgili değerlendirmeler: Bölgedeki toplulukların dağılımı, yaşanan göçler ve bunun sonuçları raporda ele alınır.
Hızlı çözüm çağrısı: Rapor, durumun aciliyet taşıdığını ve uluslararası adımların gecikmemesi gerektiğini ima eder.
Üç general, sekiz denizci ve karacı subay, ABCFM (Amerikan Board) misyoner temsilcilerine ek ticaret, sınır anlaşmazlıkları ve kurulacak devletin iktisadi gerekliliklerini araştıracak uzmanlardan oluşan 46 kişilik seçme bir misyon oluşturulmuş, misyona: “Ermenistan Misyonuyla Görevlendirilen Amerikan Askeri Kurulu” adı verilmiştir.
Kısaca Harbord Askeri Kurulu şeklinde de bilinen Kurul’da görevli subayların ikisi, sivil uzmanların üçü Ermeni asıllıdır. Kalabalık kadrosuyla kendisinden önceki bütün inceleme kurul ve misyonlardan farklı bir doğaya sahip olan Harbord Askeri Kurulu’nun amacı; Anadolu’dan kopartılacak Ermeni Devleti ile birleştirilerek kurulacak Büyük Ermenistan’ın Amerikan himayesini sağlayacak manda idaresi altında kurulmasının sağlanmasıdır.
Kurul üyeleri tarafından belirtilen amaçla Anadolu, Güney Kafkasya (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan) gezilerek ilgili bütün tarafların görüşleri alınmış, geniş bir saha araştırması yapılarak ana rapora ek alt raporlar hazırlanmıştır.

İstanbul’a Ağustos ayı ortasında ulaşan Harbord Askeri Kurulu, Güney Kafkasya, Kilikya (Çukurova Bölgesi), Ermeni Devleti’nin kurulması planlanan Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’da incelemelerde bulunmuştur. Kilikya’ya gidilmesinin nedeni Amerikan Board misyonerleri ve Lloyd George desteğinde “Karadeniz’den Akdeniz’e Ermenistan” projesinin gerçekleştirilebilmesi durumunda olası sınırlara katılması planlanan Kilikya’nın da araştırmaya dahil edilmesinin istenmesidir.
Harbord’a verilen talimatta Gürcistan, Ermenistan, Güney Kafkasya, Suriye ve diğer ilgili bölgelere gitmeleri, buralarda kurulması planlanan Ermeni Devleti için gereklilikleri, siyasi, askeri, coğrafi, idari, ekonomik başlıklara ek olarak Amerikan çıkarlarıyla ilgili fırsat ve olası sorunları inceleyip rapor etmeleri istenmiştir. Askeri Kurul, Tarsus, Mersin, Halep, Mardin, Diyarbakır, Harput, Malatya, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars illerini ziyaret edip, buralarda bir Ermeni Devleti kurulabilmesi için durum tespiti yaptıktan sonra; Kars’tan Erivan’a geçmiş, Tiflis, Bakü, Batum, Ulukışla, Sivas, Samsun, Merzifon, Trabzon, tekrar Erzurum, Horasan, Diyarbakır, Beyazıt, Erivan, Nahcivan’a gitmiş buradan 29 Eylül tarihinde MS 301 yılında inşa edilmiş olan kutsal Ermeni kilisesinin de bulunduğu Katolikosluk merkezi Ecmiyazin’de oturan Patrik V. Kevork’u ziyaret etmiş, araştırılan bölgelerdeki diğer kanaat önderleriyle de görüşülmüştür.
Söz konusu kapsamlı araştırmalar sonrasında General James G. Harbord başkanlığında toplanan heyet üyeleri Harbord Raporu olarak adlandırılacak belgeyi hazırlamışlardır.
Raporun girizgahında Ermeni ulusunun tarihçesi ve erdemleri anlatılarak Ermenilerin Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk ulus olduğunun altı çizilmiştir. Türkiye’den kopartılacak topraklar üzerinde bir Ermeni Devleti kurmak amacıyla yazılan rapor tüm olayları bu bakış açısına göre ele almış, tezlerini zora sokacak tarihi belge ve vakaları genelde görmezden gelmeyi tercih etmiştir. Raporun hemen girişinde Ermeni tarihi özetlenmiş, Ermenilerin, 11. yüzyıllarda “şuanda güçten düşmüş olan” “yağmacı”, “köleleştirici”, “cani Asya göçebesi Türklerin” egemenliğine girdiği ileri sürülmüştür.
Harbord Raporu’nun giriş kısmında 1915 yılı mayıs ayında uygulanan tehcirden bahsedilerek çetecilik faaliyetlerine ek olarak Savaş (Çanakkale Vatan Savunması) sürerken cephe gerisindeki masum halkı terörize eden Hınçak ve Taşnak katliamlarına değinilmeden, “Ermenilerin Suriye ve Arabistan’a sürüldüğü”, “pek çoğunun yol boyunca Kürtler tarafından öldürüldüğü”, “Türk askerlerinin Kürtlerin Ermenileri öldürmesine göz yumduğu”, “9-10 yaşındaki küçük Ermeni kızların Kürtler tarafından eş olarak alındığı” iddia edilmiştir.
Rapora göre; “1915 sürgününde yaklaşık 800.000 Ermeni hayatını kaybetmiştir.” Bu rakam bugünkü sözde soykırım iddialarında ileri sürülen sayının yarısına denk gelmektedir. Giriş kısmındaki tüm olumsuz iddialara rağmen Fethi Tevetoğlu’nun Tümgeneral Harbord’un tercümanlığını yapmış olan Hulusi Y. Hüseyin Pektaş’tan naklettiğine göre; “General Harbord kendisi objektif bir subaydır ve Raporunu tüm yönlendirmelere rağmen, mümkün olduğu kadar tarafsız bir gözle kaleme almış, heyetinde bulunup, kendisini etki altına alacağını düşündüğü Ermeni subay ve sivilleri yanından uzaklaştırmıştır.” General Harbord, Sivas’ta 20 Eylül 1919 Cumartesi günü Mustafa Kemal Paşa ve Heyeti Temsiliye üyeleriyle görüşmüş, Millî Mücadele’nin haklılığı ve amaçları bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından General Harbord’a anlatılmıştır.
Raporun hazırlanması sırasında Erzurum’a gelen Harbord ‘’Erzurum bir Türk yurdu mudur, bir Ermeni Yurdu mudur ?’’ diye sorar. Bu soru üzerine Kazım Karabekir, Erzurum Valisi ve Belediye başkanı Harbord’u karşıladıktan sonra Erzurum Kalesi’ne çıkarırlar ve kendisine dönerek; ‘’Erzurum’un kimin yurdu olduğunu ölülerimiz söylesin’’ derler. Kaleden Erzurum’un bir ucundan diğer ucuna uzanan Müslüman Türk ahalisinin mezarları ve ufak bir bölgede de bir Ermeni mezarlığı gözükmektedir. Böylece raporda ölülerimiz sayesinde ‘’Erzurum bir Türk yurdudur’’ olarak yazılmıştır. Günümüzde Amerikan arşivleri incelenebilirse de görülecek olan da şudur; ‘’24 Nisan Amerikan Senatosu’na sunduğum rapordur; Erzurum’a gittim, durumu yerinde inceledim; esas yok edilmeye çalışılmış olan öz yurtlarındaki Türklerdi…’’
Türkler hiçbir zaman Ermenilere kötü davranmamıştır. Bizlere yapıştırılmaya çalışılan o iğrenç sözde soykırım yalanı hakkında kimsenin konuşmasına gerek yoktur.
1923 yılında Bükreş’te yapılan parti kongresinde Ermenilerin ilk başbakanı Hovhannes Kaçaznuni ‘’Osmanlı tehcirde haklıydı çünkü biz ihanet ettik’’ diyerek itiraf etmiştir.
Harbord Askeri Kurulu’nda bulunup Harbord Raporu’nu tamamlayıcı nitelikte ayrı bir çalışma yapmış olan Tuğgeneral George Von Horn Moseley söz konusu durumu: “Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Milliyetçiler sadece bilimsel, ekonomik ve endüstriyel dış yardımı kabul etmektedirler, bununla birlikte kabul edilemez buldukları manda idaresine kesinlikle karşıdırlar” kaydıyla teyit etmektedir.
Mustafa Kemal Paşa ile General Harbord arasında Sivas’ta gerçekleşen görüşme hakkında Ulu Önder Nutuk’ta kısaca bilgi vermektedir. Görüşmede Harbord: “yapılabilecek her türlü girişim ve fedakarlığa başvurduktan sonra da başarı sağlanamazsa ne yapacaksın şeklinde soru yönelttiğinde Önder; Bir Ulus varlığını ve bağımsızlığını kurtarabilmek için düşünülebilen her türlü girişim ve fedakarlığı yaptıktan sonra başarıya ulaşır. Ya başaramazsa demek, o ulusun ölmüş olduğu hükmüne varmak demektir. Öyleyse, ulus yaşadıkça ve fedakârca girişimlerine devam ettikçe başarısızlık da söz konusu olamaz” yanıtını vermiştir.
Bunlara ek olarak Mustafa Kemal Paşa, 1927 yılı Ocak ayında Ankara’da kendisiyle görüşen Amerikan Yüksek Komiseri Amiral Bristol’a General Harbord görüşmesi hakkında bazı bilgiler vermiştir. Bristol’un günlüklerinde yer alan bu bilgilere göre görüşmede; Mustafa Kemal Paşa Harbord’a: “Türkiye’nin yeniden dirilmesi için çalışıyoruz” demiş, Harbord “gerekli güç ve ekipmana sahip olup olmadığını sorgulayarak, İngiltere, İtalya, Fransa ve ABD’nin oluşturduğu muazzam dünya gücünün Osmanlı İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmaya niyetli olduklarını” belirtmiştir. Mustafa Kemal Paşa Bristol’a; “… konuşma geçtiği anda elimde bir tespih çekiyordum ve gayri ihtiyari tespihin ipi kesildi. Yere dağılan tespih tanelerini tek tek toplayarak General Harbord’a bunun sorusuna cevap olduğunu, bütün Türk ulusunun bu taneler gibi bir araya toplanarak sonuna kadar İstiklal için savaşacaklarını ve bunun kendisi dahil bir yok oluş ya da varoluş mücadelesi olacağını söyledim” demiştir. Söz konusu satırlar Önder’in Türk Ulusu’na ve Milli Mücadele’ye inancını, olası manda idaresi ve düşman işgaline karşı mücadele etme kararlılığını tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.

Rapor’un Sonuç Bölümünde Amerikan himayesinin olumlu ve olumsuz yönleri karşılaştırmalı maddeler halinde değerlendirilmiş, Kurul’un inceleme yaptığı bölgelerin haritası, Mustafa Kemal Paşa’nın General Harbord’a gönderdiği notanın tercümesi, General Harbord’un Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği “notayı” aldığını belirten ve Kurulu’na gösterilen misafirperverliğe teşekkür yazısı, Sivas Kongresi kararları, Mustafa Kemal Paşa, Hüseyin Rauf (Orbay) ve diğer Heyet-i Temsiliye üyelerinin imzasıyla Sivas Kongresi’nde oy birliği ile alınan karar doğrultusunda; Başkan Wilson’a gönderilmiş olan 9 Eylül 1919 tarihli, “Osmanlı topraklarına bir ABD araştırma heyeti gönderilmesini” talep edip, Sivas Kongresi ve Milli Mücadele’nin amaç ve hedeflerini ortaya koyan mektup, Türkiye topraklarındaki ve Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan dahil olmak üzere Güney Kafkasya’daki nüfus rakamları, demografik yoğunluk, yer üstü kaynaklarının ve tren yollarının durumunun gösterildiği tablolara yer verilmiştir.
Nüfus yapısını ve yer üstü kaynakları gösteren tabloda; Karahisar dahil olmak üzere Sivas’ın doğusu, Adana, Kahramanmaraş ve Gaziantep, Harput, Diyarbakır’ın Kuzey bölümleri, Siirt hariç olmak üzere Bitlis, Hakkari hariç olmak üzere Van, Erzurum ve Trabzon illeri Türkiye topraklarında kalan Ermenistan adıyla ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Paris Barış Konferansı sonrasında Woodrow Wilson tarafından Sever Belgesi ekine konulup Ermenistan topraklarını belirleyen harita çizilirken Harbord Raporu’nda belirlenen hat dikkate alınmıştır.
Çalışmalarını tamamlayan General Harbord ve beraberindekiler 11 Ekim 1919 tarihinde İstanbul'a gelmiş, General Harbord ile Yüksek Komiser Amiral Mark L. Bristol Amerikan Büyükelçiliği'nde toplanarak durum değerlendirmesi yapmışlardır. Kurul Türkiye’den ayrıldıktan sonra 16 ekim 1919 tarihinde Wilson’a sunulmak üzere Raporu Dışişleri Bakanlığına göndermiştir. Harbord Raporunu sabırsızlıkla bekleyen Amerikan kamuoyu sadece Ermenistan üzerine kurulacak bir himaye manda idaresini heyecanla karşılamıştır. Henüz kamuoyuna açıklanmamış olmakla birlikte Raporun Ermenistan manda idaresine istenilen oranda taraftar olmadığı söylentisi Paris Barış Konferansı görüşmelerinde dikkatle takip edilmiştir. Harbord Raporu 13 Nisan 1920 tarihinde Kongre’ye sunulmuş Sevr’in imzası için Amerika’nın manda kararını bekleyen İngiltere, Fransa ve İtalya 27 nisan 1920 tarihinde Başkan Wilson’dan Ermenistan mandasının kabul edilip edilmeyeceğinin kendilerine bildirmesini istemişlerdir.
Wilson, 24 Mayıs 1920 tarihinde Ermenistan üzerine kurulacak olan manda idaresinin kabul edilmesi için Senato’dan onay istemiş, Board yönlendirmesindeki gazeteler “manda kabul edilmezse Hıristiyan Ermeni ulusunun yok olacağı”, “Ermenistan’ın California’sı olan Kilikya’nın elden çıkmasının düşünülemeyeceği, verimli araziler Harput, Diyarbakır ve Sivas’ın da Ermenilere geri verilmesinin gerektiği” şeklinde alışılageldik propagandaları tekrarlamışlardır. Amerikan halkının Savaş sonrası yükselen kendi işleriyle uğraşıp, içe dönme eğilimi sonrasında manda idaresinin Kongre’den onaylanmama ihtimaline karşı Kongre’ye manda idaresinin onayı için gönderdiği iki sayfalık mesajında Wilson özellikle Hıristiyan dayanışmasını öne çıkartmış ve mesajının hemen her paragrafında Hıristiyanlığı referans olarak kullanarak Kongre onayını garanti altına almayı amaçlamıştır.
Bunlar yapılırken yine Wilson’un talimatıyla Senato onayı sonrası uygulanacak askeri operasyonel planlar hazırlanmış, Savaş Bakanı Baker, Ermenistan mandasının yürütülmesi için gerekli askeri hazırlıkları belirleyen bir muhtırayı Dışişleri Bakanlığına sunmuştur. Mayıs ayı sonunda manda idaresi teklifi Senato’da görüşülmüş, 1 Haziran’da Wilson ve Ermeni lobilerinin tüm çabalarına rağmen talep; 23’e karşı 52 oyla reddedilmiştir. Oylamada 12 Demokrat ve 11 Cumhuriyetçi Senatör evet, 52 Senatör hayır oyu kullanmıştır. Böylece manda himayesiyle Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurma planı sonuçsuz kalmış, W. Wilson çok istemesine rağmen Anadolu’ya işgalci bir ordu gönderememiştir.
Wilson iki buçuk ay sonra Osmanlı Devleti’ne dayatılan Sevr ile belirlenecek Türk-Ermeni sınırı için hakem tayin edilmiş, manda öncesi planından vazgeçmeyerek Trabzon limanı dahil Giresun, Erzincan ve Diyarbakır’ın doğusundan Zap Suyu’na kadar uzanan hattın doğusunu Ermenilere bırakan bir harita Sevr Belgesi’ne eklenmiştir. Harita çizilirken Harbord Raporu’ndaki saha verileri dikkate alınmış, söz konusu harita Ulu Önder liderliğindeki Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanması sonrasında Sevr Belgesi ile birlikte ibretlik bir arşiv belgesi olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemiştir.
Sonuç olarak; günümüzde de Türkiye Cumhuriyeti’mizin ulus birliği ve toprak bütünlüğü üzerinde kurgulanmaya devam eden 1920 Sevr odaklı hayal ve sömürgeci devletler tarafından desteklenen projeler devam etmektedir.
Bunlar sözde;
· ‘’büyük Yunanistan-megali idea’’
· ‘’büyük İsrail – vaadedilmiş topraklar’’
· ‘’büyük Kürdistan’’
· ‘’büyük Ermenistan’’
…biçiminde karşımıza tekrar çıkarılmaktadır. Masalsı hedefler ama hepsinin başında “büyük” yazıyor. Hitler'in Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’e atfedilen “Büyük Yalan” tekniği ile ilgili meşhur cümleler şöyledir: “Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır.” Bu tekniğin en meşhur kullanıcısı faşist Nazi Partisi lideri diktatör Adolf Hitler’dir.

Bu sözde ‘’büyük’’ lerden özellikle son üçünün aynı topraklara göz dikmiş olduğu görülmektedir.
Aynı toprakları ele geçirmek ve “büyük” devletler inşa etmek üzere ‘büyük hayaller kuran’ bu üç ideolojiyi savunanlar da normalde birbirleriyle “rakip” veya “düşman” olmaları gerekirken, tam aksine üçü de birbirlerini destekliyor ve birbirlerinin en sıkı dostları gibi hareket ediyorlar; tabi bunlara GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) ni de eklemek gerekir.
Ermenistan’ı destekleyen belli başlı devletler: Abd, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Kanada İran. (İran, Türkiye’nin, Azerbaycan ve Asya’daki diğer Türk devletleri ile birleşmesini engellediği için bu Ermenistan ideolojisini destekliyor).
“Kürdistan” hayalini destekleyen devletler: Abd, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Kanada vb…
“Büyük İsrail” hayalini dolayısıyla İsrail’i destekleyen devletler: Abd, İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Kanada vb…
Aynı coğrafya üzerinde devlet kurmayı hedefleyen üç ayrı ideoloji aslında birbirinin düşmanı olması gerekirken tam aksine dost iseler, bunda bir gariplik yok mu?
Aynı toprakları ele geçirmek isteyen üç farklı ideolojiyi de aynı yabancı güçler destekliyorsa bunda da bir anormallik aramak gerekmez mi?
Şu an mevcut Ermenistan’ın nüfusu, yaklaşık 2,5 milyon civarında. Elinde tuttuğu ufacık toprak üzerindeki 2,5 milyon nüfusu idare edemeyen ve açlık sınırında yaşamak zorunda kalan bir grup, milyonlarca insanı barındıran büyük devletlerin elindeki toprakları alarak ‘’sözde büyük Ermenistan’’ kurmaya nasıl cüret edebiliyor?
Dünyanın en güçlü ülkelerinin kayıtsız-şartsız desteğine rağmen 70 senedir savaşmasına rağmen daha devlet bile olmayan Hamas’la bile başa çıkamayan 8 milyon nüfuslu Siyonist İsrail, sözde “Arz-ı Mev’ud” üzerinde binlerce yıldır yaşayan farklı din ve inanca mensup kaç yüz milyon millet ve ulusla nasıl başa çıkabileceğini zannediyor? Ve hangi mantıkla “Vaad Edilmiş Topraklar Bakanlığı” adıyla bir bakanlık bulundurabiliyor?
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin toplam nüfusu 250 milyon civarında. Kürtlerin büyük çoğunluğunun bile desteğini alamamış bir sözde Marksist/Leninist/Maoist Terör örgütü, bu büyüklükte ve güçte devletleri tehdit ederek sözde “Büyük Kürdistan” kurmaya nasıl inandırılabiliyor?
Marksist/Leninist/Maoist ideolojilerin “düşmanı” olan Batılı kapitalist-sömürgeci devletler acaba kendi sözde devlet felsefelerine hasım bir ideolojiyi savunan bu terör örgütlerini niçin ve hangi gerekçe ile destekliyor olabilirler?
Hedefteki toprakları şu an elinde tutan devletler/milletler, hayal bu ya; “haydi buyurun buralardan biz çekiliyoruz” deseler, o topraklar, büyük İsrail mi, büyük Ermenistan mı yoksa büyük Kürdistan mı olacak?
Bunun cevabı o kadar kesin ve net olarak belli ki: HİÇ BİRİ!
Çünkü bu üç grubu sözde destekleyen kapitalist-sömürgecilerin ne Ermeniler, ne Yahudiler, ne de Kürtler umurunda ! Hiç biri umurlarında değil !
Onların kendi ajandaları var. O ajandayı hayata geçirmek için Ermeni’yi de Yahudi’yi de Kürd’ü de eş zamanlı kullanıyorlar.
Bunları destekleyen devletlerin esas amacı; başta Türkiye olmak üzere bölgedeki diğer Müslüman ülkeleri zayıflatmak, istikrarsızlaştırmak, önemli jeopolitik konumlarını, enerji ve doğal kaynaklarını kontrol altında tutmak. Bu hedefe hizmet etmekte olan her küçük ‘’proxy’’ devleti, her grubu, her örgütü, her partiyi destekliyorlar.
Ulaşılması mümkün olmayan adı “büyük” boş hayaller peşinde aldatılan ve ölen hiçbir Ermeni, Yahudi veya Kürt umurlarında değil.
Özetle; sözde ‘’büyük İsrail”, “büyük Ermenistan”, “büyük Kürdistan” ve bunlara ‘’büyük Yunanistan’’ı da ekleyelim, hayallerini savunanlar kendi halklarını aldatıyor ve yokluğa sürüklüyorlar. Çünkü onlar, kendi halklarının refah ve mutluluğuna değil, o hayalleri üreten emperyalist devletlerin ajandalarına hizmet ediyorlar.
“Gerçek, yalanın ölümcül düşmanıdır.”
Bu kardeş halkların büyük çoğunluğunun akl-ı selim ve mantık ile hareket edeceklerini düşünmemiz gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bizlerin de bu sözde projelere karşı tarihimizden gelen bilinçle hareket etmemiz, ulus kimlik, bilinç ve bütünlüğümüzü korumamız, iç cephemizi güçlü tutmamız ve 1923-38 tarihleri arasındaki 6 Ok politikalarına yönelmemiz çok önem kazanıyor.
Kaynaklar
Köse, İsmail, “Woodrow Wilson’un Ermeni Hamiliği Teşebbüsü ve Ermenistan Görevine Giden General Harbord Askeri Kurulu”, Türk Dünyası Araştırmaları, C. 108, No. 212 (Eylül-Ekim 2014). s. 53-88.
Lippe, John M. Vander, “The “Other” Treaty of Lausanne: The American Public and Official Debate on Turkish-American Relations”, Turkish Yearbook, (23), Ankara, 1993.
Nutuk, (Yay. Haz. Zeynep Korkmaz), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2005.
Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika I, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1995.
Tevetoğlu, Fethi, “Mustafa Kemal Paşa-General Harbord Görüşmesi Tanık ve Tercümanı: Prof. Dr. Hulusi Y. Hüseyin (Pektaş)”, Atatürk Araştırmaları Dergisi, Sayı: 10, Cilt IV, Ankara: (Kasım; 1987).
Chicago Daily Tribune, “Problems of Armenia”, May 24, 1920.
Grannon, Ryley, “Want Armenia Data, Senators to Demand Harbord’s Report Aganist Mandate”, Washington Post, October 27, 1919.
Grasty, Charles H., “Wants one Mandate for all of Turkey”, Newyork Times, November 2, 1919.
Harbord, James G., Conditions in the Near East, Report of the American Military Mission to Armenia, Washington: Government Printing Office, 1920.
James, Edwin L., “Expect us to Refuse Mandate for Turkey”, Newyork Times, October 28, 1919.
Library of Congress Manuscript Division, The Papers of Mark L. Bristol-I, War Diary, Confidential, October 11, 1919.
Los Angeles Daily Times, “Mandate for Armenia is Urged by Wilson”, May 25, 1920.
Los Angeles Daily Times, “Senate Seeks to Defeat Aim”, June 17, 1919.
Memorandum by the Secretary of War (Baker),Washington, June 2, 1920, Papers Relating to Foreign Affairs of United States (PRFRUS) 1920, Volume III, Washington Printing Office 1934.






Yorumlar