top of page

ANA TÜRKÇE'YE DOĞRU...

5 gün önce
6 dakikada okunur

Neolitik Kuzeydoğu Asya’dan Proto-Türkçeye: Türk Dillerinin Uzak Dilsel Kökenlerine İlişkin Yeni Archaeolinguistic Bulgular


Türk dillerinin tarihöncesi kökenleri konusunda son yıllarda dilbilim, arkeoloji ve antik DNA araştırmalarını bir araya getiren önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bunların en dikkat çekicilerinden biri, Martine Robbeets ve çalışma arkadaşlarının Max Planck Institute for the Science of Human History bünyesinde yürüttükleri ve 2021 yılında Nature dergisinde yayımlanan “Triangulation supports agricultural spread of the Transeurasian languages” başlıklı araştırmadır.


Çalışma, Türk dillerini Japonca (Japonic), Korece (Koreanic), Tunguzca (Tungusic) ve Moğolca (Mongolic) ile birlikte daha eski bir “Transeurasian” dil topluluğu içinde değerlendiren hipotezi; dilbilim, arkeoloji ve genetik verileri birlikte kullanarak sınamaktadır.



Bu araştırmanın en önemli sonucu, söz konusu dillerin en uzak ortak geçmişinin geleneksel olarak düşünüldüğü gibi Bronz Çağı bozkır göçebeliğiyle değil, çok daha eskiye, Erken Neolitik dönemin darı yetiştiren topluluklarına kadar götürülebileceği önerisidir.



Araştırmacıların Bayesçi filogenetik istatistiksel modellemesi, varsayımsal Proto-Transeurasian (Ön-Transavrasya) ortak dilinin kökünü yaklaşık 9.181 yıl öncesine yerleştirmekte ve coğrafi merkez olarak bugünkü kuzeydoğu Çin'deki Batı Liao Nehri (West Liao River) havzasını göstermektedir. Aynı bölgede darı/akdarı (broomcorn millet/Panicum miliaceum) tarımının yaklaşık 9.000 yıl önce başlamış olması, dilsel ve arkeolojik tarihlendirme arasındaki temel bağlantıyı oluşturmaktadır.


Araştırmanın hipotezine göre bu dönemde, daha sonra Türk, Moğol, Tunguz, Kore ve Japon dil ailelerine ayrılacak olan çok daha eski bir Proto-Transeurasian dil topluluğu bulunuyordu. Dolayısıyla günümüz Türk dillerinin dilsel soy zinciri, bu model kabul edildiği takdirde, şematik olarak:


Proto-Transeurasian → Proto Altaic→ Proto-Turkic → tarihî Türk dilleri → günümüz Türk dilleri

şeklinde düşünülmelidir. Proto-Turkic'in kendisi için önerilen tarihler daha yenidir. Örneğin Robbeets ve Savelyev'in Oxford Guide to the Transeurasian Languages çerçevesindeki değerlendirmesinde, Proto-Turkic'in daha eski Turko-Mongolic aşamadan ayrılması yaklaşık MÖ 2800 civarına modellenmiş; başka tarihsel dilbilim çalışmalarında da yaklaşık MÖ 3000 dolayları Proto-Turkic için bir üst kronolojik sınır olarak değerlendirilmiştir.


Dolayısıyla çalışmaya konu 5 ana dil ailesinin zaman dizinsel tablosunu bu modele göre aşağıdaki gibi verebiliriz: (BP - Before Present / Günümüzden ....önce)


Dilsel düğüm

Medyan

Takvim karşılığı yaklaşık

%95 HPD

Proto-Transeurasian

9.181 BP

MÖ 7230

5.595–12.793 BP

Turkic + Mongolic + Tungusic (“Proto-Altaic”, makalenin terminolojisi)

6.811 BP

MÖ 4860

4.404–10.166 BP

Japano-Koreanic

5.458 BP

MÖ 3510

3.335–8.024 BP

Mongolo-Tungusic

4.491 BP

MÖ 2540

2.599–6.373 BP


Türk dillerinin uzak dilsel soyunun Neolitik Kuzeydoğu Asya'ya kadar götürülebileceği hipotezinin güçlü kronolojik akışını ise şöyle gösterebiliriz : MÖ ~7200 Proto-Transeurasian → MÖ ~5500–4000 Proto Altaic erken ayrışmalar → MÖ ~4900 Turkic–Mongolic–Tungusic ortak düğümü → MÖ ~3300–2500 Proto-Turkic'in ayrışması → MÖ ~3000–1000 Doğu Bozkırı/Proto-Turkic gelişimi → MÖ ~1500–500 Geç Proto-Turkic → MÖ ~1000–MS 300 erken çeşitlenmeler → MS ~300–550 Pre-Old Turkic → MS 552–744 Göktürk → MS 7.–8. yy Old Turkic → MS 732–735 Orhun Yazıtları.


Araştırmanın “Triangulation” yöntemi



2021 Nature çalışmasını özellikle önemli kılan unsur, tek bir kanıt türüne dayanmaması, üç bağımsız araştırma alanının sonuçlarını bir araya getirmesidir. Max Planck araştırmacıları bu yönteme “triangulation” (üçlü doğrulama/üçgenleme) adını vermektedir.


Dilbilimsel veriler: Araştırmacılar 98 tarihî ve modern Transeurasian dil çeşidinden, 254 temel kavramı kapsayan 3.193 dilsel veri noktası derlemiş; temel sözcükler, akraba kelime kümeleri (cognates-soydaş) ve düzenli ses denklikleri üzerinde Bayesçi filogenetik analiz uygulamıştır. Ayrıca tarım, toprak işleme, darı ve yerleşik yaşamla ilgili yeniden oluşturulmuş sözcüklerin erken dil topluluğundaki varlığı araştırılmıştır.


Bunu tek bir görselde şöyle kurabiliriz:


PROTO-TRANSEURASIAN — ≈9.181 BP (MÖ ≈7230)↓


örnek sözcükler ;


i — “bu/o”

kökür — “göğüs/kalp”  


  • diğer güvenilir Proto-Transeurasian temel ortak soydaş sözcükler


    ↓


  • TURKIC | MONGOLIC | TUNGUSIC | KOREANIC | JAPONIC


    ↓


    her sütunun altında gerçek yapılandırılmış biçimler


    ↓


    düzenli ses değişmeleri


    ↓


    hangi dilde kaybolduğu / korunduğu


Bunun altına ikinci ve ayrı bir katman: NEOLİTİK KÜLTÜREL SÖZ VARLIĞI GRUPLARI : tarla – ekmek – dikmek – yetiştirmek – darı – öğütmek – mayalamak – dokumak – kenevir – domuz – it/köpek


...ve onun altına: BATI LIAO → ≈9.000 BP DARI TARIMI konulmalı.


Bu düzenleme, “benzer birkaç Türkçe/Japonca kelime bulundu ve bunlara 9.000 yıl yaş verildi” gibi yanlış bir izlenimi tamamen ortadan kaldırır ve Robbeets'in gerçek yöntemini gösterir. Nature'ın kendisi de dil, arkeoloji ve genetik sonuçların önce bağımsız üretildiğini, ancak son aşamada birbirleriyle karşılaştırıldığını özellikle vurguluyor.


Arkeolojik veriler: Kuzeydoğu Çin, Amur havzası, Primorye, Kore ve Japonya'dan 255 Neolitik ve Bronz Çağı arkeolojik yerleşmesi, 172 kültürel özellik üzerinden karşılaştırılmış; ayrıca 269 doğrudan radyokarbonla tarihlenmiş erken tarım ürünü değerlendirilmiştir. Analiz, Batı Liao havzasındaki erken Neolitik kültürlerden Kore, Liaodong, Amur ve Primorye yönlerine doğru tarımsal-kültürel yayılmalar bulunduğunu göstermektedir.


Genetik veriler: Çalışma yeni elde edilen antik genomları daha önce yayımlanmış Doğu Asya genomlarıyla birleştirmiştir. Araştırmacılar özellikle Amur-related ancestry olarak tanımladıkları eski Kuzeydoğu Asya genetik bileşeni ile Batı Liao Neolitik toplulukları arasında bağlantılar kurmuşlardır. Modelde Neolitik Batı Liao toplulukları zaman içinde Sarı Nehir kökenli topluluklarla, daha sonraki dönemlerde ise Batı Avrasya ve başka nüfuslarla karışmıştır.


Batı Liao–Amur–Sarı Nehir coğrafyası


Bu noktada coğrafyanın da dikkatli tanımlanması gerekir. Çalışma, Türk dillerinin uzak atasını doğrudan bütün “Çin ve Sibirya” coğrafyasına yerleştirmemektedir. Asıl başlangıç merkezi Batı Liao Nehri havzasıdır. Ancak bu havza Kuzeyden avcı-toplayıcı göç almıştır. Özellikle Amur havzası ve bugünkü Rus Uzak Doğusu, daha geniş Kuzeydoğu Asya nüfus ve kültür ağının kuzey ve kuzeydoğu kesimlerini oluşturmaktadır.


Sarı Nehir havzası ise ayrı bir öneme sahiptir. 2021 çalışması Batı Liao'daki erken darı tarımı ile varsayımsal Transeurasian yayılımını ilişkilendirirken, Sarı Nehir'in üst ve orta kesimlerindeki Neolitik çiftçi topluluklarını daha çok Sino-Tibetan dil ailesinin yayılımıyla ilişkilendirmektedir. Başka bir deyişle, model iki ayrı fakat zamanla birbirleriyle etkileşen Neolitik merkez öngörmektedir:


Batı Liao → varsayımsal Proto-Transeurasian çevresi

Sarı Nehir → Proto-Sino-Tibetan çevresi.


Arkeogenetik veriler bu coğrafyanın basit ve tek yönlü bir nüfus hareketinden oluşmadığını göstermektedir. Kuzey Çin'den elde edilen 7.500–1.700 BP (GÖ - Günümüzden önce) arasındaki 55 antik genom üzerinde yapılan ayrı bir çalışma, Amur havzasında görece uzun süreli genetik devamlılık bulunurken, Batı Liao ve Sarı Nehir topluluklarının genetik yapılarının zaman içerisinde önemli ölçüde değiştiğini ortaya koymuştur. Batı Liao'da tarım yoğunlaştıkça Sarı Nehir bağlantısının, Bronz Çağı'nda hayvancılık geliştikçe Amur bağlantısının arttığı görülmektedir.


Bu nedenle yaklaşık dokuz bin yıl önce başlayan süreç, tek bir halkın değişmeden batıya ilerlemesi olarak değil; Neolitik Kuzeydoğu Asya'daki avcı-toplayıcı, erken çiftçi ve daha sonra çoban topluluklarının binlerce yıl süren göç, karışım ve kültürel etkileşimleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.


Darı tarımı neden önemlidir?


Araştırmanın en dikkat çekici yönlerinden biri Türk dillerinin uzak dilsel geçmişini yalnızca bozkır göçebeliği ve atlı çoban kültürü üzerinden açıklayan klasik yaklaşıma alternatif oluşturmasıdır. Robbeets ve arkadaşlarına göre ilk büyük dil yayılımı atlı göçerler ile değil, darı yetiştiren yerleşik veya yarı yerleşik Neolitik çiftçilerle başlamış olmalıdır.


Bu modele göre ilk aşamada Batı Liao havzasındaki darı çiftçileri komşu bölgelere yayılmış; sonraki binyıllarda bu toplulukların torunları Amur, Liaodong, Kore, Moğolistan ve Doğu Avrasya'nın diğer bölgelerindeki topluluklarla karışmıştır.


Bronz Çağı (MÖ 3300-MÖ 1200) ve sonrasında Batı Avrasya'dan (Güney Sibirya-Kuzey Karadeniz Bozkır hattı - Orta Asya/Türkistan) gelen tahıllar, hayvancılık, süt ürünleri ve özellikle at kullanımına ilişkin kültürel unsurlar bu eski ekonomik yapıya eklenmiştir. Nitekim Nature çalışması, Proto-Mongolic ve Proto-Turkic aşamalarında bu yeni agropastoral yaşam biçimiyle ilişkili sözcük alışverişlerinin özellikle bu daha geç dönemde yoğunlaştığını belirtmektedir.


Dolayısıyla Türk tarihöncesinin dilsel tabakasını yalnızca “atlı bozkır göçebeleri” ile başlatmak yerine, araştırmanın önerdiği model kabul edilip, daha derinde Kuzeydoğu Asya'nın Neolitik tarım toplumlarına uzanan bir dilsel geçmiş hesaba katılmalıdır.


Ancak hipotez henüz bilimsel uzlaşma değildir


Bu noktada önemli bir bilimsel ihtiyat payı da bırakılmalıdır. Türkçe, Moğolca, Tunguzca, Korece ve Japoncanın gerçekten tek bir Proto-Transeurasian atadan türediği görüşü, tarihsel dilbilimde kesinleşmiş bir görüş değildir. Max Planck araştırma grubunun kendi sayfası da bu diller arasındaki benzerliklerin ne kadarının ortak kalıtımdan, ne kadarının uzun süreli temas ve ödünçlemeden kaynaklandığı konusunda görüş ayrılığı bulunduğunu açıkça belirtmektedir. Araştırmaların özellikle bu dillere hakim Türk Dünyası bilim insanları tarafından benzer ve özgün metodolojiler ile derinleştirilerek sürdürülmesi yakın bir gelecekte bu dil ailesinin dünya dilleri üzerindeki etki ve yayılımını ortaya koyması bakımından önemli olacaktır.


Sonuç


Robbeets ve arkadaşlarının 2021 Nature çalışması, Türkçenin de içinde bulunduğu beş büyük dil ailesinin varsayımsal ve çok daha eski ortak atası olan Proto-Transeurasian'ın yaklaşık 9.000 yıl önce Batı Liao Nehri havzasındaki erken darı tarımcıları arasında ortaya çıkmış olabileceğini ileri sürmektedir. Bu hipotez dilbilimsel filogenetik, Neolitik arkeoloji ve antik DNA verilerinin birlikte değerlendirilmesine dayanan oldukça önemli bir hipotez oluşturur.


Bu model doğruysa, Türk dillerinin en uzak dilsel geçmişinin yalnızca tarihsel çağların Orta Asya bozkırlarına veya Bronz ve Demir Çağlarının atlı göçebe kültürlerine değil, yaklaşık dokuz bin yıl önce Kuzeydoğu Asya'da, özellikle Batı Liao–Amur çevresinde başlayan Neolitik nüfus ve kültür süreçlerine kadar uzanan çok daha derin bir tarihöncesi tabakası bulunmaktadır.



Bu nedenle mevcut bulguların en doğru ifadesi, “Türk dillerinin uzak dilsel atalarının oluşum süreci yaklaşık dokuz bin yıl önce Neolitik Kuzeydoğu Asya'ya kadar götürülebilir” şeklindedir.


Kaynaklar



Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

rm442-01-04-g-mockup.png

Bana Ulaşın

© 2022 by Haluk Hizlialp. Created by Badesim Kubak.

bottom of page