top of page

ZENGEZUR ve ÖTESİ

08 Ağustos'ta Abd başkanı Trump, Azerbaycan devlet başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan başbakanı Paşinyan bir araya geldi ve bazı anlaşmalar imzaladılar. Şimdi bakalım bu bir araya gelme ve akabinde imzalanan antlaşmalar bizim ve dünya için ne ifade ediyor ??...

Amerikan yönetiminin ''Trump koridoru-Tripp'' adını vermeyi tercih ettiği Zengezur Koridoru Amerika ve İsrail'in Kafkasya-Orta Doğu ve Asya ile ilgili planları ve özellikle bölge ülkeleri açısından çok dikkat edilmesi gereken konular içermekte. Vatanımız Türkiye'nin çevresinde olup bitenler, avantajlar ve ilgili tehditler, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış anlaşması, ABD'nin bölgedeki varlığı ve Zengezur Koridoru'nun geleceği gibi konular oldukça önem kazanmakta.


Ayrıca, Pentagon ve cia görevlisi Michael Rubin'in Türkiye'ye yönelik tehditleri ve Kıbrıs'taki toprak alımları da bizlerce çok yakından takip edilip önlem alınması gereken kritik noktalar arasında.


Yaklaşık 1 yıl önce yayınlanan ''Türk'' adlı kitabımın ''Kafkaslar'' bölümünün 556. sayfasında konu ile ilgili aşağıdaki tespitleri değerli okuyucular ile paylaşmıştım : https://www.gunesinsan.com/post/türk-yeni-ki-tabim

''Ülkemizin içinde yer aldığı Orta Koridor, tarihi İpek Yolu’nun canlandırılması amacını taşıyor. Orta Koridor ’a yapılacak yatırımlar toplamının 8 trilyon doları bulması bekleniyor. Bu miktarın sadece ulaştırma altyapısı için ayrılan kısmının ise 40 milyar doları bulacağı belirtiliyor. Türkiye’nin projeye entegrasyonu için iki ülke arasında imzalanan anlaşma ile ilk aşamada 40 milyar dolarlık bir bütçe öngörüldü. Yatırımlar için her yıl harcanması planlanan miktar 750 milyon dolar. Türkiye, OBOR (One Belt One Road) projesinde alternatif koridorlardan birisi olan Orta Koridor üzerinde bulunduğu için jeopolitik bir konuma sahip. OBOR güzergahında kritik bir noktada yer alan Türkiye, jeopolitik konumunun güçlü olması, güçlü üretim ve yüksek potansiyeli, Karadeniz taşımacılığında önemli bir aktarma ülkesi olması gibi üstünlükleriyle öne çıkıyor.


Bu sebeple, yine akıllı, liyakatli dış ve iç politikalarla “Covid-19” sonrası yeniden şekillenen dünya düzeni içerisinde yerimizi doğru bir şekilde almalı, söz konusu coğrafyalarla, özellikle de kültürel ve tarihsel bağlarımız olan bölge ve ülkelerle (Türkistan) kültürel, siyasi ve ekonomik ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Özellikle ortak tarih ve kültürümüzü yakından tanımamız bu ilişkilerin ilerletilmesinde bize dayanak noktası olacaktır. Doğu ve Batı arasında köprü konumunda olan ülkemizin sadece başkalarının ürettiği mal ve hizmetlere lojistik sağlayan bir konumdan ziyade, katma değerli mal ve hizmet üreterek, bu uğurda genç nesillerini bilim ve teknoloji ağırlıklı eğitim politikalarıyla destekleyip beyin göçünü tersine çevirerek, bu süreci avantaja dönüştürmesi ve doğru konumlanması hayati önem arz etmektedir.


Öte yandan, Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattı 30 Ekim 2017 de kullanıma açılmıştır; Hazar kıyısındaki Bakü, Alat limanına ulaşır. Bu hat üzerinden 2020 Dağlık Karabağ savaşı sonrası yapılan anlaşmada Nahçıvan-Azerbaycan arası açılması planlanan Nahçıvan (Zengezur) koridoru da yukarıda belirtildiği gibi, çok büyük önem taşımaktadır.


Bu sayede Türkiye, Azerbaycan ile komşu olmakla kalmamış tüm Türkistan (Orta Asya) Türk Cumhuriyetleri’ne de adeta komşu olmuştur. Bu da gerek dünya ticareti gerekse güvenliği açısından hayati önem arz etmektedir. Çin-Rusya ve Hindistan’ı ve hatta Afrika ve Avrupa’yı da kapsayan bu büyük vizyon, tarihi İpek ya da Yeşim Taşı Yolu’nun tekrar canlandırılmasını sağlayarak yeni dünya ticaret ve düzeninin Avrasya ekseninde gerçekleşmesine sebep olacaktır. Bu nedenle, özellikle genç nesillerimizin bu bölgeleri yakından tanıması, tarihi ilişki ve derinliği anlaması çok değerlidir. Ülkemizin konum itibarıyla bir Doğu-Batı köprüsü olması, Avrupa ve Amerika ile de NATO kapsamında güncel ekonomik faaliyetleri de içeren önemli ilişkilerinin bulunması konumunu oldukça hassas bir duruma getirmektedir. Bu ilişkilerin son derece deneyimli, uzman, ekonomi-politika ve tarih bilgisine sahip liyakatli kadrolar tarafından ortak akıl ve istişareye dayalı bir şekilde yönetilmesi son derece önemlidir.''


Dolayısıyla bizim için son derece önemli olan bu Zengezur koridoru bağlantısı ile ilgili bizim çok daha önce önlem alarak atılım yapmamız gerkiyordu!! Şimdi ise Trump-Aliyev-Paşinyan anlaşmalarının bölge ve dünya dengeleri üzerine nasıl etki edeceğini analiz etmeye çalışalım...


Abd'nin Zengezur Koridoru'nu 99,5 yıl boyunca kiralayarak bölgede bu şekilde bir toprak ve varlık kazanması ne ifade ediyor? Rusya, İran ve Çin gibi ülkeler bu gelişmeye nasıl bakıyorlar ve tepkileri ne olacak ? gibi soru işaretleri ortaya çıkmakta.

Zengezur Koridoru böylece hayata geçirildi. Bu koridor Azerbaycan-Nahcivan-Türkiye arasında bir kesintiye neden oluyordu; bu kesinti ya İran ya da Ermenistan üzerinden geçilerek aşılacaktı. İran yönetimi Türkiye ve Azerbaycan'ın girişimlerine olumlu yanıt vermedi. Ermenistan ise iç politik kaygılar, Rus baskısı ve Türk Dünyası entegrasyonu açısından başlangıçta olumlu bakmadı.

En son aşamada bilindiği gibi Amerika-Trump devreye girdi ve barış antlaşması görünümünde Zengezur Koridoru'nun Ermenistan sınırları içinde kalan kısmını 99,5 yıllığına kiralamış oldu.


(Bu arada Amerikan başkanı Trump'ın yasal olarak yeniden başkan seçilme imkanı olmamasına rağmen bu konuyu 2028 yılındaki seçimler için kullanma motivasyonunu da bir köşede tutmak gerekiyor. Trump'ın bunu ''bakın ben Kafkasya'da Amerika'ya ait çok kritik bir toprak kiraladım, kazandım ve tüm ticareti kontrol edeceğim'' şeklinde iç kamu oyunda kullanacağı ise açık.)

Öte yandan Trump'ın bu sözde Azerbaycan-Ermenistan ''barış girişimi'' ile Nobel ödülüne aday gösterilmesi konusunda yapılan kara mizah algı yönetimi ise Gazze'deki katliamlara destek veren, İran'ı bombalama emri veren ve Suriye'de başımıza çorap ören Trump'ın nasıl bir ''barış güvercini'' olduğunu da sorgulatacak boyutta...Bir başka ironik konu ise koridora Amerikalıların ''TRIPP'' adını vermesi; yani ''Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası''...Bence bizim israrla ''Zengezur Koridoru'' demeye devam etmemiz gerekiyor.


36 Yıl boyunca Ermenistan'ın Karabağ konusunda ayak diretmesi 2020 Savaşı sonrası bu gelişme ile son bulmuş gözüküyor; Ermenistan böylece Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü kabul etmiş oluyor. Karabağ'ın Azerbaycan'ın toprağı olduğu tescilleniyor ve bu koridorun devreye alınmasının önü açılıyor; dolayısıyla işin bu kısmına önemli bir gelişme gözüyle bakabiliriz. Ancak buna Türkiye ve bölge ülkeleri açısından da bakmak gerekecektir.


Anlaşmanın bir maddesinde ''bu anlaşmaya girecek üçüncü taraflar Abd ile karşılıklı olarak belirlenecektir'' anlamına gelen cümle ise Abd'nin istediği üçüncü tarafı belirleme yetkisi olduğunu ve bir anlamda ''ulufe'' dağıtarak politik baskı oluşturma olanağını güçlendirmekte. Ayrıca söz konusu toprak kiralama adı altında toprak edinme yöntemi ise bu Amerikan-Trump yönetiminin yeni işgal planı adeta. Bunu biz Trump'ın Grönland'ı, Panama'yı, Kanada'yı, Gazze'yi hayasızca istemesinde , Ukrayna'dan sözde barış karşılığı maden talep etmesinde de görmekteyiz.


Zengezur'u kiralayarak Abd adeta Türkiye'nin komşusu konumuna geliyor ve Kafkas coğrafyasında resmi olarak bir Amerikan toprağı edinmiş oluyor.

Yukarıdaki haritada gözüken ''Dilucu'' ise hayati öneme sahip; Ağrı Dağı'nın biraz ötesinde Küçük Ağrı Dağı'nın hemen eteklerindeki Dilucu 1932 yılında Atatürk'ün büyük stratejik öngörüsü ile Türkiye vatan topraklarına İran Şahından alınarak dahil edilmiş olup Türkiye'nin Nahçıvan ile biricik bağlantısı konumundadır. İleride Türkiye'nin Nahçivan-Azerbaycan üzerinden Türk Dünyası'na bağlanacak olmasını öngörerek Dilucu'nu vatan topraklarımıza dahil etmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin Zengezur Koridoru'na sınır olarak bağlanmasından bahsediliyorsa bunun mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk' dür !


Nahçivan'ın ise 1921 yılında Azerbaycan'a bağlı bir özerk cumhuriyet olarak tanınmasında da Türkiye ''garantör'' konumundadır. Ne Ermenistan'ın ne de İran'ın Nahçivan üzerinde bir hakkı yoktur. Türkiye'nin bu garantörlüğü Kıbrıs'taki gibidir. 1921 Yılındaki bu garantörlük anlaşması da Atatürk tarafından yapılmıştır. Ayrıca Gürcistan'a bağlı Acara özerk cumhuriyeti de bulunmaktadır; garantörü 1921 yılında yapılan Kars Anlaşması ile Türkiye'dir.


İşte bütün bu startejik kazanımlar Atatürk sayesinde olmuş ve bu kazanımlar sayesinde Türkiye Cumhuriyeti bugün Dilucu-Nahçivan aracılığyla Zengezur Koridoru'na bağlanarak Azerbaycan'a erişmekte ve oradan da yine ''onun hayal ettiği'' büyük Türkistan'a (Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ne) bağlanabilmektedir! Günümüzde müfredatlarda çok doğru bir değişiklik ile bu coğrafya artık ''Orta Asya'' olarak değil ''Türkistan'' olarak öğrencilerimize öğretilmektedir!


Aslında bu koridor anlaşmasında Türkiye'nin de masada, yukarıda anlattığımız nedenlerden ötürü, olması gerekiyordu çünkü Türkiye olmadan bu koridorun bir anlamı yok. Aslında Trump'tan önce Türkiye'nin bu koridora talip olup Azerbaycan ve Ermenistan ile birlikte işletmesi en stratejik adım olacaktı; ancak ne yazık ki Türkiye'nin başında bulunan iktidarın Abd ve İsrail'e karşı aciz kalarak hiç bir şekilde ses çıkaramaması ve en kötüsü dış ve iç politikada bağımlı olması bu stratejik atılımı engellemiştir. Bu aciz görüntü ülkemizde yalnızca iktidar karşıtlarınca değil, muhafazakar kesim tarafından da ciddi biçimde eleştirilmektedir.


Bu işin avantajlarını kısaca inceleyecek olursak;

1) Onlarca yıldır kapalı olan koridor bağlantısı açılmış oldu.

2) Ermenistan ve Azerbaycan arasında barış ve toprak bütünlüğüne saygı anlaşması oluştu.

3) Bu koridor Bakü'ye kadar gelir; buradan ya tren yolu ile karadan ya da Bakü limanından gemi taşımacılığı ile Türkistan'a bağlanır. (Deniz ulaştırması demiryoluna göre 3,5 kat; karayoluna göre 7 kat; havayoluna göre ise 21 kat daha ucuz maliyettedir).

4) Bakü'den kara ya da tren yolu ile Kars'a, Kars'tan Karadeniz'e ve oradan da Avrupa'ya bağlantı sağlanır. Böylece İpek Yolu Orta Koridor işletilmiş olur. Türkiye'mizde ise özellikle Iğdır, Kars, Erzurum, Artvin, Hopa, Rize, Trabzon limanları çok hareketlenir ve önem kazanır. Bakü-Karadeniz limanları arasındaki taşımada ise demiryollarının ağırlıklı kullanılması planlanmaktadır.


Peki bu işin soru işaretleri (?) kısmı bize neleri anlatıyor, irdeleyelim...


İran dini lideri Hamaney'in danışmanı Ali Ekber Velayeti ''biz bu anlaşmayı kabul etmeyiz; bu topraklar Abd askerlerine mezar olacak...'' dedi. Ve tabii ki Rusya ! Bu durum Rusya'nın da işine gelmeyen bir durum gibi gözükmekte...Bakalım.

İran'ın söz konusu Zengezur Kordoru'na direk komşu olan toprakları İran'ın Türk tarihinden gelen yaklaşık 35 Milyon Türk'ün yaşadığı ''Güney Azerbaycan'' adı verilen topraklar. (detaylı bilgi için bkz : https://www.gunesinsan.com/post/i-ran-coğrafyasinda-türk-varliği


Dolayısıyla İran yönetimi bu anlaşmaya ayak diremekte. Daha önce de belirttiğim gibi, Türkiye ve Azerbaycan İran'a İran üzerinden benzer bir koridor açma teklifini götürmüştü; gerçekten de bu coğrafyada alternatif bir koridorun açılması çok mümkündü; İran kabul etmedi (benim yorumum İran rejiminin bizdeki güncel rejim gibi Abd düşmanı gibi gözükse de Abd bağımlısı bir rejim olmasıdır; ayrıca İran molla rejimi Güney Azerbaycan bölgesinin güçlenmesini istememektedir).


Abd burayı kiraladıktan sonra neler yapacaktır ? Buraya asker ve silah konumlandıracak mı (imzalanan sözleşmede bunu engelleyen bir madde var mı) ? Buradan geçişlere gümrük ya da işletme vergisi koyacak mı ? gibi sorular gündeme gelmektedir.


Bunları henüz bilmiyoruz ama görünen Abd' nin buraya bir şekilde resmi kiracı olarak yerleşmiş olduğu ve Orta Koridor üzerinden geçen tüm ticaret ve sevkiyatı 100 yıl boyunca kontrol edebilecek olduğudur. Geçmişte Alaska'yı da satın alarak eyalet haline getirmiş ve yerleşmiştir. Zengezur Koridoru adeta İstanbul ve Çanakkale gibi bir boğaz niteliğindedir. Boğazları kontrol etmek dünya ve bölge dengelerini kontrol edebilmek anlamına gelir.

Gelelim Rusya'ya...Aslında Azerbaycan ve Ermenistan'ın Rusya'nın karşı çıkacağı bir anlaşmaya imza atmaları pek olası değildir. Peki bu konuda şimdiye kadar Rusya cephesinden niye bir ses gelmedi ?!? Bu konuda Rusya'nın ön rızası mı alındı ? Arka tarafta daha büyük ölçekte muhtemel bir pazarlık olma ihtimali yüksek...Putin ile Trump'ın Rus Çarlığından (30 Mart 1867'de 7.2 milyon dolara) satın alınan Alaska'da bir araya gelmesi ne anlama geliyor ??

Abd geçmişte Alaska'yı satın alarak Bering Boğazı gibi çok stratejik bir boğaz konumuyla zaten Rusya'ya komşu olmuştur. Kanada'yı da çevrelemektedir.

Rusya'nın da kendi ana karasının ötesinde Baltık kıyısında Polonya-Litvanya arasında Kaliningrad adlı bir bölgesi vardır. Bunlar görüldüğü gibi güncel büyük güçlerin önce kiralayıp sonradan sahip oldukları stratejik bölgelerdir.


Öte yandan bizim de Kıbrıs'ı 1878 Berlin Anlaşması ile İngiltere'ye kiraladığımızı da unutmamamız gerekir. Önce kiralanan toprak sonra elimizden tamamen çıkmıştır.


Bizim de çok önem kazanmaya başlayan Afrika Somali, Libya gibi yerlerde stratejik devlet aklı doğrultusunda olmamız çok önemlidir. Ulusal çıkarlar ve torunlarımızın geleceği bunları gerektirmektedir. Özellikle Afrika'da eski Fransız sömürge düzeninden kurtulan devletler ile stratejik savunma, güvenlik ve ekonomik kazan-kazan ilişkileri kurulması Türkiye Cumhuriyeti açısından son derece önemlidir.


Devam edelim...Bu Alaska buluşması farkındaysanız Zengezur Koridor'u anlaşmasının hemen akabinde ortaya çıkıyor. Peki Putin neye karşılık Zengezur'u kabul etti o zaman ?? Konu sadece Ukrayna'dan mı ibaret ??


Aslında iki büyük ülkenin karşı karşıya geldiği bir çok konu var Ukrayna'nın dışında ! Güney Amerika'da Venezüella, Nikaragua; Afrika'da Libya başta olmak üzere Batı Afrika'da Rus Wagner güçlerinin büyük etkisi bu iki ülkeyi karşı karşıya getirmekte.


Ayrıca Epstein Dosyası denilen bir dosya da gündemdeki yerini koruyor. Jeffrey Epstein dosyası, cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş ve cezaevinde intihar eden Jeffrey Epstein' ın dahil olduğu bir dizi davayı ve soruşturmayı kapsıyor. Bu dosyalar, Epstein' ın kurduğu cinsel istismar şebekesiyle ilgili bilgileri, mağdurların ifadelerini ve Epstein'ın suç ortaklarının kimliklerini içeriyor. Ayrıca, Epstein ile bağlantılı kişilerin ve olayların kamuoyuna yansımasıyla ilgili haberleri de barındırmakta. Dosya, Epstein'ın ölümünden sonra da çeşitli gelişmelerle gündemde kalmaya devam etmekte. Dosyanın içinde Abd başkanı Trump'ın da adı geçmekte...Bu durum ise iddialar doğru olsun olmasın masadaki pazarlıklar öncesi bu tür güçlerin birbirlerine karşı kullandıkları şantaj benzeri dosyaları da içeriyor.


Aslında Rusya ile Amerika dış kamu oyuna düşman gibi gözüküyor ancak bu görüntü sanal bir görüntü. Ne 1. Dünya ne de 2. Dünya Savaşları sırasında bu iki ülke birbirine karşı fiilen savaşmamıştır; hatta müttefiktiler. Soğuk Savaş dönemi ise dünyayı sanal olarak Nato ve Varşova paktlarına bölme stratejisi oldu. Aslına bakarsanız bugün de olup biten, dünya coğrafya ve kaynaklarını nasıl bölüşeceklerini perdeleyen sanal bir düşmanlık görüntüsü ya da tiyatrodan ibarettir.


Gelelim Çin'e...Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kurulduğunda Çin'i Tayvan temsil ediyordu; Tayvan Çin Cumhuriyeti olarak kabul ediliyordu. Konseyin daimi üyesi Tayvan'dı. Daha sonra Tayvan'ı tanımayıp konseye Çin'i dahil eden Abd idi.


BM Güvenlik Konseyin yaptırım kararları vardır. Bu kararlar için vetosuz oy birliği gereklidir. Örneğin İran'ın en yakın müttefikleri Rusya ve Çin olarak gözükür. Peki bunlar neden İran'a uygulanan yaptırımları veto etmemişlerdir ?!? Kuzey Kore'nin de en yakın müttefikleri Rusya ve Çin'dir; buna rağmen Kuzey Kore de yaptırımlardan payını almıştır. Suriye'de ise Rusya'nın bulunmasına rağmen Esad'a karşı yaptırım kararı çıkmıştır.


Adeta uzun süredir birbirlerini tehditmiş gibi gösterip meşrulaştırma oyunu oynayanların ortaya koydukları Oskarlık bir performans gösterisi gündemdedir. Burada önemli olan ise bizim gibi bölgesel güç olmaya aday ülkelerin bu durumun ne kadar farkında olduğu ve dış politika stratejilerini kendi ülke çıkarlarına ne denli uygun yönettikleri ile ilgilidir.


Buradan ''büyük devletler nasılsa istediği her şeyi yapar'' sonucunu çıkarmamak gerekir. Bunlar birbirleriyle savaşmasa da altta büyük bir çıkar çatışması gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bunların arasında olup bitenlerin çok iyi izlenerek ulusal dış politikamızın geliştirilmesi önem kazanmaktadır. 100 Yıllık Türkiye Cumhuriyeti (iktidar değil) bugün Atatürk ile geldiği noktada söz sahibi bir durumdadır. Bu durumun Atatürk ilkeleri ve başta ''Yurtta sulh Cıhanda sulh'' prensibi ile yönetilerek pekiştirilmesi gelecek kuşaklarımızın güvenlik ve refahı için elzemdir.


American Enterprise Institute (AEI) isimli düşünce kuruluşunda çalışan bir akademisyen olan Michael Rubin'in son zamanlarda Türkiye ile ilgili dikkate alınması gereken tehditlerine gelirsek...


  • İsrail'in Tahran'ı vuran füzeleri bir gün İstanbul'u, Ankara'yı vurabilir.

  • İsrail Türkiye ile çatışabilir.

  • İsrail Akkuyu'yu bombalamalı, Nato Türkiye'yi dışlamalı.

  • Türkiye'nin yıllardır hatta on yıllardır yaşadığı sükunet sona erecek - yani iç savaş tellallığı !


Bu kişi Pentagon'un eski direktörü, cia nın önemli bir elemanı, 2003 te Irak'ta kurulan geçici koalisyon hükümetinin Abd tarafından atanmış baş danışmanı, Barzani'nin danışmanı, İsrail'in danışmanı, Abd derin devletinin adamlarından biri, Abd ve İsrail tarafından fonlanan düşünce kuruluşları aracılığıyla kamu oyunda algı oluşturan yahudi kökenli biri.


Son bir yıl içinde Türkiye'ye yönelik bir çok yazı, makale yazdı. 15 Temmuz'un ve Fetö'nün de en önemli akıl hocalarından biri olduğu söylenmekte. Türkiye'ye yönelik S400 meselesini köpürterek Katsa yaptırımları uygulanmasını gündeme getirdi ve Türkiye'nin Akkuyu ile nükleer bir tehdit haline gelmekte olduğunu savundu.


Tam bu sırada eş zamanlı olarak İsrail gazetelerinde de bu konuda kamu oyu oluşturma manşetleri ortaya çıktı.

''Türkiye'nin çöküşü ve bölünmesi kaçınılmaz görünüyor'' gibi cüretkar ve tehdit dolu manşetler belirdi.


Neler hedef gösterildi ve yazıldı (?): Akkuyu, Yerli Savunma Sanayii, Türkiye'nin Suriye ve Orta Doğu'daki varlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve bölgenin terörle bağlantısı, ''Türkiye'de iç savaş çıkabilir'' yazısı ve Türkiye'nin Yugoslavya'ya benzetilerek bölgede Kosova modelini uygulamak istemeleri.


Türkiye Cumhuriyeti ne Yugoslavya ne Kosova'dır ne de Lübnan, Suriye' ya da Irak'tır. Türkiye'de etnik gruplar ayrılığı yoktur. Tek Ulus çatımız vardır; o da Türkiye Cumhuriyeti'dir. Tüm halkımızla birlikte, akademisyenler, bürokratlar, siyasiler, diplomatlarımız ve kanaat önderlerimiz bu konuda aynı söylemi dillendirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran Türk Halkına Türk Ulusu denir; her etnik grup bu çatının altında yer bulmuştur. Türk halkı son derece bilinçli bir şekilde etnik-din ve mezhep ayırımı temelinde karşı karşıya gelmemiş ve gelmeyecektir. Bu odakların kurmaya çalıştıkları tuzak budur.

İsrail'in Kuzey Kıbrıs'tan toprak satın alması konusuna gelince; İsrail'in Kıbrıs ile ilgili bir planı olduğu anlaşılmakta. Amerika'da faaliyet gösteren Joshua Project adı verilen İsrail ve yahudilerle bağlantılı evangelist bir grup bulunuyor. Bunların ''Jewish greek'' yani ''yahudi yunanlı'' adlı bir projesi bulunmakta. Bunların çıkarttıkları haritada yoğun olarak Türklerin yaşadığı topraklar gösterilmiş. ''Bu topraklar satın alınmalı'' diye fetva çıkarmışlar. Lefke, Girne-Büyükkonuk, Sadrazamköy, Karpaz, İskele gibi bölgelerde alınan toprakların bu harita ile uyuştuğu görülmekte. Amaç bu bölgelerde toprak ve hak sahibi haline gelerek Türkleri dağıtmak ve ''Türksüz Kıbrıs'' hedefini gerçekleştirmek. Bazı yerel avukatlar vekil tayin edilerek İsrailliler adına toprak alımı gerçekleştiriliyor ve iç hukukta yapılan bir düzenleme sonucu avukatların üzerindeki toprak belgelerine dokunulamaz kanunu yürürlüğe sokulmuş ! Bu da hülle ve vekiller yoluyla Kuzey Kıbrıs'ta toprak alımının yolunun açılmış olduğunu gösteriyor !!

Peki hem kuzeyde hem de güneyde niye bu kadar toprak almaya kalkışmaktalar ?!?

Yukarıda Samuel Hillel İsaacs'in 1917 tarihinde İsrail'in kuruluşu ile ilgili yapılan siyonist kongre öncesinde basılan ''vaad edilmiş topraklar'' haritalarından bir tanesi bulunmaktadır. Bu kongre öncesinde 7 adet benzer harita basılmıştır ve tüm bu haritalar içerisinde Kıbrıs ve Türkiye'nin güneydoğu kesimleri ''vaad edilen topraklar'' içinde gösterilmiştir. (True Boundaries of the Holy Land - Samuel Hillel İsaacs).


Söz konusu toprak alımları ile ilgili hukuksal düzenlemelerin önü alınmalı ve toprak satışları engellenmelidir. 100 Yıllık planlar günümüzde de bize karşı işletilmektedir. Günlük hedef ve kısır politikalardan uzak durulmalı; bu tehditler göz önüne alınarak kapsamlı stratejiler uygulamak gerekmektedir.


Ulu Tanrı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Türk halkını ve ulusunu daima korusun, kollasın ve var etsin. Türk Ulusunun göz bebeği olan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni daima muzaffer eylesin, Mehmetçik'lerimizin ayağına taş değdirmesin !


Vatansever Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak ta bizler üzerimize düşenleri yapalım, uyanık olalım, bu içinden geçtiğimiz çok kritik dönemde Türkiye'mizde ve çevremizde olup bitenleri yakından takip edelim ve devletimizden ulusal çıkarlarımızı koruması ve önlemler alması için beklentilerimizi demokratik yöntemlerle isteyelim, demokratik tepkimizi gereğince ve mutlaka ortaya koyalım.


Ne Mutlu Türküm Diyene !


Kaynaklar

Türk Degs - Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı.




























Yorumlar


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

rm442-01-04-g-mockup.png

Bana Ulaşın

© 2022 by Haluk Hizlialp. Created by Badesim Kubak.

bottom of page