VILLA GIULIA - ROMA
- 29 May
- 6 dakikada okunur
İtalya’nın en önemli Etrüsk müzesi Roma’daki Villa Giulia’dır ve Rönesans sarayı içinde bulunur. (Piazzale di Villa Giulia 9, 00196 Roma RM.)

Etrüsk Rotası Faz 1 olarak planladığımız tarih/kültür araştırma-keşif gezimizin ilk ayağı İtalya'nın en önemli Etrüsk eserlerinin sergilendiği Villa Giulia idi.

Aslında rotanın 1.Fazı Roma'dan başlayıp Volterra dahil görmek keşfetmekti. Benim vize sürem ile ilgili bir kısıtı Bükreş'e girişte farkettiğimizden dolayı 22-27 Mayıs tarihlerine uymak durumunda kaldık.

Bu nedenle ziyeretimizi Roma'dan başlayarak Cerveteri-Tarquinia-Vulci olarak yeniledik. Rotanın geri kalan kısımlarını sonraki tarihlere fazlandıracağımızı düşünerek yola koyulduk. Bu arada Türk pasaportlarımızın artık bu Avrupa-Şengen sınırlamasından kurtulması gerekiyor. Bunun için de Türkiye Cumhuriyetini yönetenlerin ve dış işlerinin Türk Vatandaşlarının itibarını koruması için işini gereği gibi ifa etmesi lazım diye düşünüyoruz.
Roma 30 derece ve çok sıcak; Ciampino havalimanından aracımızı kiralıyor ve Villa Giulia'nın yolunu tututyoruz.

Villa Giulia, 16. yüzyılda (Papa) Pope Julius III (1550–1555) tarafından bir lüks kaçış mekanı olarak yaptırılmış. 1889 Yılında Etrüsk müzesine dönüştürülmüş. Villa Giulia’nın mimarları adeta bir “Rönesans süper takımı”: Giacomo Barozzi da Vignola; Bartolomeo Ammannati; Giorgio Vasari.
Mimari düzeninde yüksek Rönesans → erken Maniyerizm (Üslupçuluk) geçişi görülmekte; simetri ve teatral mekan kurgusu gözetilmiş.

Barındırdığı olağanüstü Etrüsk eserlerinin yanı sıra, arka bahçedeki çok katlı su yapısı (nymphaeum) özgün mimari özellik olarak ortaya çıkıyor.
Müze; Özellikle bu gezi ve çalışmada da göreceğiniz gibi, Antik Anadolu ve Sibirya-Kuzey Karadeniz Bozkır (Step) kültür etkileri taşıyan dünyanın en önemli Etrüsk koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapar; Etrüsk dünyasını tek bir yerde en kapsamlı şekilde görebileceğiniz çok önemli eserleri içerir. Eserlerinin büyük kısmı Cerveteri-Tarquinia ve Veii adlı Etrüsk antik kentlerinden getirilmiştir.
Müzede Etrüsk epigrafisi (yazı sistemi ve yazıtlar), heykel-altın/metal/seramik sanatı, mitolojik eserler-inanç sistemi, ölü gömme gelenekleri ve kurgan-mezar kültürüne ait olağandışı eserler gerçekten görmeye değer.
Bu eserler arasında en önemli olanlardan kısaca bahsedelim...
Pyrgi Yazıtları (Altın Levhaları)

Pyrgi Yazıtları (Altın Levhaları); Bu önemli yazıt antik Caere (Cerveteri) Pyrgi Limanı’nda ortaya çıkarılmış ve MÖ 5.yüzyıla tarihlenen Fenikece ve Etrüskçe metinler içeren çift dilli bir yazıt. Bu ziyaretimizde yazıtları içeren bölüm kapalı olduğu için göremedik; resimlerini aktarmakla yetiniyoruz; yazıt Etrüsk-Fenike ticari ilişkileri ve inanç sistemi ortaklıkları açısından önemli bir tarihi belge. (Hint-Avrupa dil ailesine ait olmayan Etrüsk dili ile ilgili bilgileri yakında çıkacak olan kitabımızda, www.gunesinsan.com adlı blogumuzda ve ''Muzaffer Haluk Hızlıalp'' adlı YouTube kanalımızda bulabilirsiniz.
Eşler Lahdi (Sarcophagus of the Spouses)

Antik Caere kökenli bu lahit MÖ 6.yüzyıla tarihlenmekte ve kil toprak/terracota’dan yapılmış. Bu lahit; kadın/erkeği aynı seviyede göstermesi ve ölüm sonrası yaşamın = bir şölen olarak devam ettiği inancını yansıtması bakımından Etrüsklerin, Anadolu’da olduğu gibi, eşitlikçi yaşam anlayışlarını yansıtır. Bu anlayışta kadın erkek ile aynı seviyededir ve Etrüsk toplumunda kadın statüsünün yüksek olduğunun en güçlü kanıtıdır. Anadolu ana-erkil ‘’Ana Tanrıça’’ kültü etkisi taşır. Etrüsk inanç sistemi ve panteonunda da (12 Tanrısal varlık; 6 dişil/6 eril) aynı eşitlikçi yapıyı görmek mümkündür. Benzer duruma sonraki Atina ve Roma kültürlerinde rastlanmaz; onların toplum yapısı otokrat ve ata-erkil bir düzende biçimlenmiştir.
Veii’li Apulu (Apollo of Veii / Veii Apollo Heykeli)

MÖ 6. yüzyıla tarihlenen kil toprak-terracotta’dan yapılmış, hareket ve dinamizm içeren Etrüsk heykel sanatının zirvesini yansıtır. Veii – Portonaccio Tapınağı çatısında yer alan büyük boyutlu bir kült heykelidir. Mimari açıdan bakıldığında Türkiye Bodrum’da yer alan ve dünyanın 7 harikasından biri sayılan Karyalı Mausolos’un Mozole’si (MÖ 400’ler) ile büyük benzerlik gösterir. Antik Anadolu’da çatı süslemeli-akroterli mimarinin en belirgin örnekleri Hitit-Frig/Gordion-Lidya/Sardis-Karya-Likya/Xanthos/Kaya mezarları-İyonya/Efes akraba kültürleri hattında MÖ 1200’leden itibaren görülür. Bodrum Mozolesinin çatısında devasa bir at arabası içinde Mausolos ve kız kardeşi Artemissia’nın heykelleri bulunmaktaydı. Portonaccio’nun çatısında ise; Apulu (Apollo; tanrısal kut ve kehanet tanrısı)-Hercle-Erkle (Lidya kökenli; Herakles)-Kutsal Geyik üzerinde tanrısal irade ve insan gücü mücadelesi-Turms (Hermes; haberci, arabulucu)-Latva/Letun (Likya kökenli Leto; Apulu ve Artume’nin annesi)-Artume (Artemis; doğa ve av tanrıçası) bulunur. Tanrısal düzen ile insan gücü arasındaki mitolojik mücadelenin mimari ile birleştirildiği en güçlü örneklerdendir.

Bütün bu mimari ve tanrısal figürler Etrüsk inancındaki bariz Antik Anadolu Hitit-Karya-İyonya-Frigya-Likya-Lidya-Truva mitlerinin etkilerini gösterir. Apulu’nun kökeni Anadolu Hatti-Hitit (MÖ 2000’ler) panteonundaki Apaliunas adlı tanrıya dayanır. Aynı şekilde Apulu’nun kız kardeşi Artume’nin kökeni de Anadolu Likya Letoon uygarlığıdır ve Anadolu Likya dilinde (Likçe) ‘’Ertemi’’ olarak geçer. Her iki kardeş te Leto Ana’nın çocuklarıdır. Likya’nın öncül adı Lukkia’dır; ‘’Kurtların Ülkesi’’ anlamına gelir. Leto dişi kurttur ve en çok Lukkia (Likya) ve Karya’da tapınım görür. Oğlu Apollo'nun lakabı da Kurt'tur, "Apollo Lykeios"; antik kaynaklarda Leto'nun Hyperborean’lı olduğu belirtilir. Hyperborean denilen bölge Saka/İskitlerin bulunduğu Kuzey Karadeniz bölgesidir.
Anadolu ve Etrüsk panteonlarındaki tüm tanrıçalar Anadolu Ana Tanrıça inancından bölünerek çoğaltılmıştır ve kökeni 10.000 yıl önceki Çatalhöyük Ana Tanrıça kültüne kadar uzanır.
Ertemi de aslında bir İskit-Amazon’dur. Kayın Ağacı ile ilişkilendirilir. Bu ilişki şiirsel ilahi olarak MÖ 3.yüzyılda Kirene, Libya’lı şair ve İskenderiye Kütüphanesi bilginlerinden Callimachus tarafından dile getirilmiştir. Ertemi-Kayın Ağacı-Umay Ana ilişkisi çok önemlidir. Her ikisi de Ay Kültü ile ilişkilendirilmiş, doğanın, kadınların, bebek ve hayvan yavrularının koruyucusu olan ana tanrıça figürlerdir.
Ertemi (Artemis) ve Apaliunas-Apulu (Apollo) kelimelerinin Atina İyon dilinde bir anlamı yoktur; bu isimler Anadolu-Etrüsk panteonlarından alıntı yapılarak MÖ 4.yüzyılda Atina mitlerine uyarlanmıştır.
Piacenza Karaciğeri (Bronz Model)

Piacenza yakınlarında 1877 yılında bir çiftçi tarafından tesadüfen bulunmuştur. İlginç nokta: Etrüsk çekirdek bölgesinin (Toskana–Lazio) biraz kuzeyinde bulunmuş olması Etrüsk inanç sistemi etkisinin genişliğini gösterir.
MÖ 2.–1. Yüzyıla tarihlenir. Koyun karaciğeri şeklindedir. Etrüsk rahipleri (haruspex) kurban edilen hayvanın karaciğerine bakarak tanrısal varlıkların mesajlarını yorumlardı. Buna ‘’haruspicy-kehanet’’ denir. Bronz karaciğer üzerinde bazı tanrı-tanrıça adları okunabilse de tüm bölümlerin okuması tam olarak henüz yapılamamıştır. Bu sistem özellikle Anadolu Hatti-Hitit ve Mezopotamya kehanet gelenekleriyle çok benzer; özellikle karaciğer kehaneti, ritüel yorumlama Etrüsk ritüellerinin Doğu kökenli etkiler taşıdığını gösterir.
Villa Giulia İzlenimleri...

Bu vazolar Avrupa tarih akademisinde ve Hint-Avrupa kaynaklarında ''Yunan Vazoları'' olarak geçer. Bu doğru bir ifade değildir. Doğrusu İyonya ve Attik-Pelasg'tır.
Etrüsk Aynaları

Bronz Aynalar Etrüsk kültürünün en zengin ikonografik kaynaklarından biridir. Cilalı yüzleri günlük ihtiyaçlar için kadınlar tarafından kullanılırdı. Ayrıca ritüelik olarak ölüm sonrası yaşam için kurgan-mezarlara eşya olarak konulurdu. Üzerlerindeki betimlemeler simgesel anlamlar içerir ve Etrüsk mitolojisini anlamanın en önemli kaynaklarından biridir. Özetle; Gündelik bir eşya ile mitolojik anlatının birleştiği eşsiz objelerdir ve aslında: “Etrüsk dünyasının küçük taşınabilir mitoloji kitaplarıdır”.
Müzede gezerken Etrüsk Aynaları bölümünde dekoratif bir ayna tasviri ve yanındaki yazı ile karşılaşıyoruz...

Resimdeki yazı İtalyanca ve İngilizce olarak şöyle: "Smettendo di somigliare, si inizia a essere." "By ceasing to resemble others, one begins to be."
Türkçesi: "Başkalarına benzemeyi bıraktığında, gerçekten var olmaya başlarsın."
veya daha edebî bir ifadeyle:
"Benzemekten vazgeçince, kendi varlığın doğar."
Bu cümle, insanın kimliğini dışarıdan aldığı kalıplarla değil, kendi özüne yönelerek inşa etmesi gerektiğini vurgulamakta diye düşünüyoruz. Çocukluktan itibaren aileye, topluma, kültüre, modaya, ideolojilere, idollere ve otoritelere benzemeye çalışırız. Bu benzerlikler sosyal hayatta uyum sağlamamıza yardımcı olur; ancak aynı zamanda özgün benliğimizi de örtebilir.
Bu söz özellikle şu düşünürlerin fikirleriyle ilişkilenmekte:
Nietzsche: ''İnsan sürünün değerlerinden sıyrılıp kendi değerlerini yaratmalıdır.''
Ahmet Yesevi: "Kendini bilen Tanrısını bilir."
Kierkegaard: ''Kalabalığın içinde kaybolmak yerine birey olma cesareti göstermek gerekir.''
Yunus Emre: "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir."
Heidegger: ''İnsan çoğu zaman "herkes gibi" yaşar; otantik yaşam ise kendi varoluşunun sorumluluğunu almaktır.''
Hace Bektaş Veli: "Her ne ararsan kendinde ara."
Kaygusuz Abdal: "Herkesin yürüdüğü yolu yürümek marifet değildir."
Aşık Veysel: "Kendin sadık isen sözünde durur, eğri isen neylesin elin doğrusu."
Ayna Sembolizmi
Fotoğraftaki eser sıradan bir ayna değil. Aynanın çerçevesi antik bir bronz aynayı, özellikle de Etrüsk aynalarını hatırlatıyor. Etrüsk bronz aynaları yalnızca kişinin yüzünü görmek için değil, aynı zamanda mitolojik sahneler ve semboller aracılığıyla kişinin kaderi, kimliği ve tini-ruhu üzerine düşünmesi için kullanılırdı.
Burada ilginç olan nokta şu :
Aynaya baktığınızda kendi görüntünüzü görüyorsunuz.
Ama hemen yanında "Başkalarına benzemeyi bıraktığında, var olmaya başlarsın" yazıyor.
Böylece eser size şu soruyu soruyor: "Aynada gördüğün kişi gerçekten sen misin, yoksa başkalarının senden olmanı beklediği kişi mi?"
Bu nedenle eser, fiziksel bir aynadan çok bir öz-farkındalık aynası işlevi görüyor. İnsan kendi yüzünü değil, kendi özgün varlığını aramaya davet ediliyor.
Etrüsk Altın İşçiliği ve Castellani Koleksiyonu

Fotoğrafta gördüğünüz eserlerin önemli bir bölümü, Roma'daki Museo Nazionale Etrusco di Villa Giulia müzesinde sergilenen ünlü Castellani Koleksiyonu ile aynı geleneğe aittir.
Etrüsk Altın İşçiliği (MÖ 8.–3. yüzyıllar)
Etrüsk kuyumcuları antik dünyanın en usta altın işçileri arasında kabul edilir. Özellikle:
Granülasyon (granulation): Altının üzerine mikroskobik altın tanecikleri kaynatılarak desen oluşturulması.
Filigran (filigree): Çok ince altın tellerle dantel benzeri süsleme yapılması.
Rosetler, güneş diskleri, aslanlar, sfenksler, griffonlar ve bitkisel motifler kullanılması.
Özellikle kadın mezarlarında bulunan kolyeler, küpeler, fibulalar (çengelli iğneler) ve taçlarla tanınmaları.
On dokuzuncu yüzyılda Romalı kuyumcu ailesi Castellani, Etrüsk mezarlarından çıkan altın eserleri inceleyerek unutulmuş Etrüsk tekniklerini yeniden canlandırmaya çalıştı. Fortunato Pio Castellani ve oğulları granülasyon ve filigran tekniklerini yeniden öğrenerek antik örneklerin çok başarılı kopyalarını ve onlardan esinlenen yeni mücevherler ürettiler.
Bugün Villa Giulia'daki Castellani koleksiyonunda:
Gerçek antik Etrüsk takıları,
Castellani ailesinin yaptığı 19. yüzyıl arkeolojik üsluptaki yeniden üretimler,
Antik Anadolu İyonya ve Etrüsk eserlerinden oluşan geniş bir koleksiyon bulunmaktadır.

Castellani ailesi olmasaydı, Etrüsk kuyumculuğunun birçok tekniği muhtemelen unutulmuş olacaktı. Ayrıca onların çalışmaları daha sonra Bulgari gibi Roma kökenli modern mücevher evlerine de ilham vermiştir.
Kısacası Fotoğraftaki takılar yalnızca mücevher değil; Etrüsklerin, İskit ve Lidyalılara benzer şekile, yaklaşık 2500 yıl önce ulaştığı olağanüstü metal işçiliğinin ve bu mirası 19. yüzyılda yeniden canlandıran Castellani ailesinin ortak hikâyesini temsil etmektedir. Villa Giulia'nın en etkileyici bölümlerinden biri de bu nedenle Castellani galerileridir.

Muhteşem bir tarih ve kültür ziyafeti çektiğimiz Villa Giulia'dan büyük bir huzur, keyif ve mutluluk içinde ayrılıyoruz. Fırsat bulduğunuzda mutlaka ziyaret etmenizi öneriyoruz..
Villa Giulia ile ilgili YouTube videomuzu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz :
Bloğumuza ve kanalımıza üye olursanız bizi yüreklendirmiş olursunuz.
''Tarihimize, kültürümüze ve dilimize sahip çıkmazsak başkalarının yazdığı ve konuştuğunu kabullenmek zorunda kalırız.''






Yorumlar