top of page

SUUD MESELESİ

Güncelleme tarihi: 5 Oca

Türkiye Cumhuriyeti gibi bir ülkeyi yönetebilmek ya da bırakın yönetmeyi gerçek birer ''vatandaş'' olabilmek için çok ciddi bir tarih bilgisine sahip olmak gerekir (başka bir ülkede olmadığı kadar). Zira Türk tarihi binlerce yıldır o kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış ve devletler kurarak egemen olmuştur ki bunu bilmezseniz günümüzde kritik eylem ve kararlarda, kişisel görüş alış verişlerinde, ülkeler arası diplomasi ve dış politikada başarısız olmanız ve ulusunuzun itibarını ayaklar altına aldırmanız kaçınılmazdır !

Dün akşam ibretlik bir olay yaşadık ve muhteşem bir duruş ortaya çıktı. Bir süredir yukarıdan emirle atanmış Türkiye Futbol Federasyonu başkanı ulusumuzun köklü geçmişe sahip 2 spor kulübü (ezeli rakip-ebedi dost) Galatasaray ve Fenerbahçe arasında oynanacak olan Süperkupa finalini Suudi Arabistan Riyad'ta oynatmaya kalktı. Yaklaşık 50 milyon taraftarı olan bu iki kulübümüzün gerek yönetimleri gerekse taraftarları buna kesinlikle karşı çıkarak maçın Türkiye Cumhuriyeti'mizin 100. Yılında ülkemizde oynanması için seferber oldu. Ancak kulak asmadılar! Paradan, sözde/sahte itibardan bahsettiler.


Nüfusunun %70'i asgari ücret ve yoğun enflasyona mahkum edilmiş olan bir ülkede 1500-2000 abd doları karşılığı ''Süper Kupa/Umre, ikisi bir arada'' seyahat kampanyaları düzenlendi. Katar, Suudi Arabistan ve Bae gibi ülkeler nezdinde Türkiye sürekli para arayan, paraya muhtaç, para uğuruna her şeyini verebilecek bir ülke konumuna düşürüldü, ne yazık ki !!.....


....Ve oraya gidildi. Gidilmeden de çözülebilirdi belki ama iyi ki gidilmiş diyorum şimdi. Çünkü Suudların bayrak, milli marş, Atatürk resimli forma, Ata'mızın ''Yurtta Sulh Cıhanda Sulh'' ve ''Ne Mutlu Türk'üm Diyene'' öz deyişlerini içeren pankartlarla sahaya çıkılmasını yasaklamaları karşısında bu iki Cumhuriyet takımımız tüm baskı ve engellemelere rağmen başkan ve oyuncularıyla Türkiye Cumhuriyeti'ne layık onurlu bir tavır sergiledi ve maça çıkmadı. Helal olsun !!! Bu duruşa çok ihtiyacımız vardı ve bütün Türkiye diğer tüm spor kulüpleri, stk'ları, kurumları ve vatanseverleriyle birlikte tek yumruk oldu.


Ata'mızın ''Nutuk, Gençliğe Hitabe'' de ''Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur'' cümlesi ne büyük anlam kazandı dün gece !!......Buna gönül veren ve inanan herkesi yürekten kutluyorum !!


Şimdi kısaca gelelim tarihi bilmeden Suud hayranlığı içinde olanlara ve Suudların Türk ve Osmanlı allerjisine...


Abdullah bin Suud;

Babası Suud bin Abdülazîz’in ölümü üzerine 1814’te Suudîler’in başına geçer. Kardeşiyle olan anlaşmazlığını hallettikten sonra, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın Hicaz bölgesine düzeni sağlamak için gönderdiği kuvvetlerle mücadele eder. Mehmed Ali Paşa’nın oğlu Tosun Paşa Necid harekatı sırasında onunla ateşkes yapar; ancak barış görüşmeleri sonuç vermez. 1816’da ölen Tosun Paşa’nın yerine kardeşi İbrâhim Paşa’nın Arabistan’a gelmesiyle çarpışma şiddetlenir.


Abdullah, 2 Mayıs 1817’de İbrâhim Paşa kuvvetlerine yenilir ve Vehhâbîler’in merkezi olan Dir‘iye’ye çekilir. İbrâhim Paşa şehri kuşatır; beş aylık bir kuşatma sonrası 6 Eylül’de burayı ele geçirerek iç kaledeki bir kasra sığınmış bulunan Abdullah’ı dört oğlu ve bazı yakınları ile birlikte yakalar. Önce Medine’ye sonra da Mısır’a götürülen Abdullah kâtibi ve hazinedarı ile birlikte deniz yoluyla İstanbul’a gönderilir.


14 Aralık 1818’de, Haliç’te Defterdar İskelesi’ne çıkarıldıktan sonra halka teşhir edilerek Divanyolu ile Bâbıâli’ye getirilip hapsedilir. Haremeyn-i Şerîfeyn’den gasbedilen malların tesbiti için üç gün kadar burada sorguya çekilir; ardından da idam edilir (17 Aralık 1818).


Yani bugün Suudi Arabistan'ı yöneten Suud Ailesi ve Suudi Kralı Selman'ın İstanbul'da idam edilen büyük büyük dedesi...


Bugün her ne kadar şartlar değişmiş ve barış ortamı varmış gibi gözükse de adamların tarihten gelen bir kuyruk acısı ve nefretleri olduğu açık. Seni zayıf yakaladığı an üstüne çullanır bu durumdakiler. Üstelik bir de ''halifelik'' konusu var ki burada şimdi girmeyeceğim. Ancak şunu ifade etmekle yetineyim; Halifeliğin Osmalı'da olmasına da hiç bir zaman sıcak bakmamışlardır. Bakmazlar çünkü onların inancına göre ''halifelik'' itibarlı ve tesirli Kureyş Kabilesi'ne aittir ve başka kimsede olamaz. Daha da önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti gibi Ata sayesinde özgür, laik ve demokratik bir yönetim biçimi oluşturmuş (ancak kıymeti bilinmemiş) bir ülke onların saltanatı için büyük bir tehdittir.


Diğer yandan, I. Dünya Savaşı sırasında 14 Kasım 1914' te Osmanlı Devleti (Sultan Mehmet Reşad ve Osmanlı orduları Başkomutanı Enver Paşa ile birlikte) ''cihad'' çağrısında bulunmuş fakat Mekke Emiri Şerif Hüseyin bu çağrıya uymamıştı. Hüseyin çağrıya neden cevap vermediğini Halife’ye karşı değil de Garpçı ve Turancı olan İttihat ve Terakki’ye yönelik olduğu şeklinde açıklasa da kendi isteklerinin İngiliz menfaatleri ile uyuşması umudunu taşıyordu. Bölge Müslümanlarının üzerinde hâkimiyet yitirildiği için de buradaki halklar tarafından ''cihad''a pek ilgi gösterilmemişti.  Bunun için I. Dünya Savaşı başladığında Mısır’ın İngiliz Yüksek Komiseri Mc Mahon’a mektup yazarak, Osmanlı Devleti’ne karşı kendileri ile ittifaka girebileceğini belirtmişti.

1920 Sevr Antlaşması'na göre Osmanlı Devleti toprakları resmen parçalanıp paylaşılırken bu antlaşmaya imza atanlar arasında İngiletere destekli Hicaz Krallığı da bulunuyordu.


Birleşik Krallık başbakanı Lloyd George, Araplar’la yaptıkları gizli antlaşmalara paralel şekilde savaş sırasında Osmanlı Devleti’ne karşı isyana teşvik ettikleri ve bağımsızlığını tanıdıkları Şerîf Hüseyin’in Hicaz Krallığı’nın Paris Konferansı’nda temsilini sağlamıştı. Hicaz delegasyonunu bir savaş gemisiyle Paris’e getiren ve bütün masraflarını karşılayan İngilizler, Emîr Faysal’ın bütün iddialarını destekliyordu. Kendisini Arap birliğinin sözcüsü olarak tanıtan Faysal, İskenderun hattının güneyinde kalan bütün topraklar için bağımsızlık istiyordu. Balfour Deklarasyonu’nda (1917) dile getirilen Yahudilere bir vatan verilmesi sözünü hayata geçirmenin peşindeki siyonistler de Filistin’in Suriye’den ayrılmasını ve kendi yönetiminde bir manda olmasını isteyen İngilizler’in yardımıyla Araplar’la anlaşarak Fransa’yı saf dışı bırakmışlardı. Faysal hem Filistin’in Suriye’den ayrılmasını hem de siyonistlerin göç planını kabul etmişti. İşte birilerinin çok hayran olduğu Suudların yaptıkları.


Gördüğünüz gibi, 'şayet art niyet taşınmıyor ve Suudlara özenilmiyorsa' şu kadarcık tarih bilgisi bile Suudlarla ilişkilerde ne kadar dikkatli, mesafeli ve akılcı olunması gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymakta. Aslına bakarsanız Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılını Vahdettin Köşkü'nden kutlamak neyse Süperkupa finalini Suudi Arabistan Riyad'ta oynatmaya kalkmak ta benzer bir durum...


Kaynaklar

https://acikerisim.aksaray.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12451/7095/gelen-rabiye-2019.pdf?sequence=1&isAllowed=y - T.C. AKSARAY ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANA BİLİM DALI


184 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page