top of page

LUVİ-LUWİ MESELESİ…

Güncelleme tarihi: 11 Şub 2023

Tarihin her dönemine ait bir yaşam barındıran Anadolu topraklarında Luviler adlı gizemli bir halk yaşamıştır. Gizemli halk nitelemesini koyuyorum çünkü; bugüne kadar Luviler ile ilgili yeterli doygun bir bilgi sağlanamadı. Bu yetersizlik yakın zamana kadar sosyal medya başta olmak üzere bazı mecralarda Luviler'in ezoterik kimliğe büründürülmesine dahi neden olmuştur. Bir de bunun üstüne tarihsel köklerini Hint-Avrupa ya da İndo-Germen tarih tezleri ile açıklamaya çalışan Batı tarih yazıcıları da eklenince iş iyice karmaşık bir hal almaktadır. Anadolu kökenli bu halkın Hatti-Hitit uygarlığı egemenliği altında yaşayan bir halk olduğu ve kütürünü de bu uygarlıktan aldığı gerçeği de göz ardı edilerek konu çarpıtılmaya çalışılmaktadır...


MÖ 2500'lerden başlayan Anadolu Hatti ve devamındaki Anadolu Hitit Uygarlığı (MÖ 1600-1178) bünyesinde var olan Luviler Anadolu'nun Hitit dönemi halklarından biridir. Hitit dönemi boyunca konuşulan yerel diller arasında Hititçe, Hattice, Luvice, Akadca olduğu için Luviceyi Hint-Avrupa dillerinin kökeni olarak göstermek isteyenler olmaktadır. Buradaki ilk yorumum öyle olsa bile köken Anadolu'dur; kaldı ki diller bir etkileşim ve gelişim sürecinin sonucu olarak ortaya çıkarlar...


MÖ 13.yy'a tarihlendirilen Mira mührü üzerindeki yazıtta "Tarkasnawa, king of Mira (Mira Kralı Tarkas-nawa)" yazar.


Bu sözcük Luvice ise, niye Hint-Avrupalılar "Tarkas - Tark(As) - Tarku/Tarqu - Tarkan" kelimelerini/adlarını kullanmıyor da, Türk dünyası kullanıyor? (İtalya'daki kadim Etrüsk şehri Tarquinia'yı hatırlayın...)


Israrla sormak gerek.


Peki ya Troy VIIb2'de bulunan o ‘’Turova’’ mührüne ne demeli?


Tek bir mühür ile Turovalılar "Luvi dilli" ilan edilebilinir mi? Turova'da ikamet eden İç Anadolulu bir çift olamaz mı?


Tüccar, elçi, danışman olamaz mı? Üstelik, yazıt tam manasıyla da çözülemedi!


Prof.Dr. Ahmet Ünal "Hititler" kitabından…



Kaynak : https://turkhabersaati.com/arzawa-nedir-arzawa-devleti-tarihi/

" Arzawa'da.... Birkaç kaya kabartması, tek tük hiyeroglif yazıt, mühürler ve bazı seramik parçaları dışında bir Hitit veya araştırmalarda pek abartılan Luwi varlığının izleri de pek zayıftır."


"Eğer Hitit Kanunlarında karşımıza çıkan değişik yazılış biçimi gerçeği yansıtıyor ise, Eski Hitit Çağında Hititler Arzawa'ya Luwiya Ülkesi diyorlardı, keza kanunların Eski Hititçe nüshasında, Arzawa yerine Luwiya denmektedir. Söz konusu 19.maddede herhangi bir Luwilinin Hitit Başkenti Hattuşa'dan bir erkek veya kadını kaçırarak Arzawa'ya götürmesi konu edilmektedir. Burada kanunların bir başka nüshasının Arzawa yerine Luwi yazması, herhalde insan hırsızlığı yapan kişinin Luwili olması dolayısıyla bir "dil sürçmesi" olarak kabul edilebilir; böylece sayısız araştırmalarda haddinden fazla abartılan bu Arzawa-Luwi eşitlemesinin de basit bir katip hatası olduğu anlaşılır. Buna ilaveten en başta I.Hattuşili'nin metinleri olmak üzere niye bu ülkeye Luwiya denmemesi de çok önemlidir ve bir çelişki söz konusu olduğunun açık kanıtıdır.


Tüm bunlara rağmen Pan-Luwist araştırmalarda, metinlerde yüzlerce kez karşılaştığımız bu katip hatasına dayalı olarak akıl almaz görüşler öne sürülür ve sanki etnik kökenleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımız tüm Arzawa Ülkeleri halkları Luwi asıllıymış ve bütünüyle tek bir dil Luwice konuşuyorlarmış gibi yanlış sonuçlar çıkarılır. Eğer Arzawa halkı gerçekten tümüyle Luwi, yani Hititler'le kardeş bir kavim idiyseler, ta Eski Hitit devrinden beri her iki kavim arasında da sürdürülen amansız mücadeleyi, savaşları, yağmaları, sürgünleri, tutsaklar, dökülen kanları nasıl açıklayacağız?


Gene bu yanıltıcı haberden hareketle Pan-Luwist teoriler-varsayımlar geliştirilmiş, şahış ve yer isimleri de göz önünde bulundurularak Güneydoğu Malatya, hatta Fırat hattından başlamak üzere Kommagene, Kilikya, Kapadokya, Lykaonia, Psidya, Likya, Karya ve Lidya, Misiya ve Troad hududuna kadar olan geniş bir bölgelerde yaşayan insanların sadece Luwice konuştukları iddia edilmiştir. Bu ve buna benzer savlara göre MÖ 1200'lerde Hitit Devletinin yıkılmasından sonra tıpkı Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'de olduğu gibi eski Hitit-Luwi gelenekleri ve kültürü ölmemiş, yok olup gitmemiştir, yani bir "devamlılık" söz konusudur. Yani burada düpe düz MÖ 1200'lerde sönüp giden "büyük İndo-germen Hitit meşalesi" nin yerine, gene başka bir ''İndo-germen Luwi meşalesi" ateşlenmektedir!


Bu devamlılığın kanıtlarından en önemlisi, Homeros'un İlyada (İllias) Destanı’nda kökenleri Hititler devrine kadar geri giden birçok Anadolu unsurlarının bulunmasıdır. Bu yerli unsurların hepsinin de yerli Truvalılarla ilgili olduğu, buna karşın Anadolulu olmayan Akalar'ın destanlarda başka türlü tasvir edildikleri ve bundan dolayı Homeros'un şimdiye kadar zannedildiği gibi sadece "bir tek dünyası" değil, aynı zamanda bir de "Anadolu dünyasını" tasvir ettiği ileri sürülmüştür.


Sözü edilen Anadolu halkı ise MÖ 800'lerde Batı Anadolu'da varlıklarını sürdüren ve eski Hitit geleneklerini devam ettiren Luwiler'den başkası değildir. Hatta Truva'da ele geçen o meşhur mühürü MÖ 1200'lerden sonraki devire tarihleme çabalarının arkasında bile Hititler sonrası Luwi varlığı için ipuçları bulma eğilimi saklıdır. Ama daha da önemlisi, Eski Doğu'nun kültür verilerini ve nimetlerini günümüz Yunan anakasına, Hellas'a aktaranlar da Fenikeliler değil, işte bu İndo-germen Luwilerdir! Bu kültür verilerinin en önemlileri arasında alfabe yazısı vardır ve işte bu yazıyı Hellas'a taşıyanlar da Fenikeliler değil, İndo-germen Luwilerdir. Yakında İyonya Mucizesini yaratanların da Luwiler olduklarını işitirsek, şaşmayalım !


Burada mantığın kabul etmesi imkansız olan bir hata yapılmıştır: Öğrenilmesi ve yazılması çok zor hiyeroglif yazısı kullanan Luwiler acaba kendilerinin öğrenip kullanmadıkları Fenike yazısını nasıl olup da eski Yunan anakarası kavimlerine aktarabilmişlerdir?


‘’Eski Doğu kültür verilerinin Batı'ya taşındığı yer deniz yolu değil, Anadolu'dur; taşımacılığı yapanlar ise yerli Anadolular, yani İndo-germen Luwiler'dir’’. diye çarpıtmaktadırlar...Görüldüğü gibi burada tıpkı Truva kültürünün yerli Anadolu ilişkilerinde olduğu gibi, bir elin verdiğini, diğer elin alması söz konusudur.


Burada gördüğünüz gibi Anadolu tarihini çarpıtarak kendine yontmak isteyenler arasında, yani Sami-Fenike-İbrani tarih yazıcılığıyla Pan-İndo-germenist ideoloji arasında bir koz paylaşımı söz konusudur. Bu aşırı Pan-Luwist görüşü bizim kabul etmemiz söz konusu olamaz.


Bir kaç yerde belirttiğimiz gibi Luwiler Hititler'le akraba bir kavimdir ve dilleri Hititçe'ye oldukça benzer, yani Hint-Avrupa dillerine etki etmiş bir dil kullanmışlardır; burada bir sorun yok. Dillerinin Truva bölgesi de dahil bu kadar geniş bir alana yayıldığı iddialarının ortaya atılmasının temelinde zaten bu dil akrabalığı vardır. Truvalılar ve Wiluşalılar'ın da Luwice konuşmuş oldukları iddialarının temelinde de bu ideolojik görüş saklıdır. Prensip olarak MÖ 1. ve 2. yüzyıllarda doğuda Fırat hattından batıda Troad'lara kadar geniş bir bölgede Luwice konuşulmuş olduğunu iddia etmek büyük bir cesaret ister. Bir defa Anadolu'nun özel coğrafi yapısı içerisinde böyle bir dil birliği Türkler devri hariç, hiçbir dönemde olmamıştır. Sonra, Anadolu'nun Helen (İskender) öncesi devri için henüz bir linguistik (dil bilim) haritası çıkarılmış değildir.


Özetle ;

Gerçekte 'Luwi Ülkesi' veya 'Devleti' diye kendi içinde tutarlı bir coğrafi bölge veya politik oluşum yoktur.

"Hititlerin çivi yazısı yanında bir de Luwi hiyeroglif yazısı kullandıkları görülmüştür. Ancak, bu dille ve yazıyla yazılmış edebi eser yoktur. Hititler bu yazıyı mühürlerde, madeni eserlerde, çanak çömlek ve kaya anıtlarında kullanmışlar, bazı durumlarda isim ve şecere yanında tarihi olayları da kısaca yazmışlardır."


Kaynak : Prof.Dr. Ahmet Ünal, "Hititler"


Sorgulanması gerekenler :

  1. Hint-avrupa dilli ilan edilen Luvicede neden Türkçe kökenli sözcüklerin kullanıldığı sorgulanmalıdır !

  2. Luvice ilan edilen sözcüklerin neden Hint-avrupa dilli halklar arasında değil de Türk Dünyasında kullanıldığı sorgulanmalıdır ! (Örnek: Ana / Ene, Ata, Ataman / Adaman, Oba / Uba, Urtta / Jurtta / Yurt, Taşei / Taşı, Tarhunt / Tarhun / Tarkun / Tarkan /Tarqu, Erman / Arman / Arma, gibi. Ya da "Frigce" dedikleri OVA sözcüğünün de Türkçe kökenli olması gibi...) [Luvice Sorunu]

  3. Pelasgların, günümüz Yunan anakarasına sonradan gelen ''Grek'' kavimleri öncesi Batı Anadolu, Adalar ve Kıta Yunanistan'ın yerli halkı olmakla birlikte, Pelasgcanın Hint-avrupa dil sınıfında değil, Türkçe gibi eklemel dil sınıfında olduğu kanıtlanmışken, neden araştırmacıların "Pelasgca/Luvice" diyerek iki farklı sınıfta yer alan dilleri birleştirdikleri sorgulanmalıdır !

  4. Birçok Pelasgca sözcüğün Luvice ilan edilip edilmediği sorgulanmalıdır ! Hatta neden Pelasgların ısrarla "Luvi" ilan edilmek istendiği sorgulanmalıdır !

  5. Neden ilk dönemdeki araştırmalarda "Hittite-Moschi (Muşki)" yazarken şimdi "Hitit-Luvice" yazdıkları sorgulanmalıdır !

  6. Her bölgenin kendine göre hiyeroglif yazıtı olduğuna göre, neden tüm hiyerogliflerin "Luvice" ilan edildiği sorgulanmalıdır !

  7. Hititler döneminde 8 farklı dilin kullanıldığı; yazıtlarda Hattice (özellikle hatırlanmalı ki Hitit öncesi, Anadolu'nun yerlileridir), Sümerce, Türkçe gibi eklemeli dil sınıfından ve Hurrice gibi Kafkas dil sınıfından sözcüklerin bulunması; üstüne yine Kaşka (Hatti ve Muşkilerle soydaş oldukları) ve Muşki (Saka Türkleriyle soydaş oldukları) gibi Hint-avrupa topluluğu ve dillerinden olmayan toplulukların varlığı ortada iken Anadolu'yu neden ısrarla Hint-avrupalıların "anavatanı" yapma çabasında oldukları sorgulanmalıdır ?...

  8. Neden bu tip (sahte) araştırmaların daha fazla finansal destek aldığı, diğerlerinin ise desteklenmediği sorgulanmalıdır !

  9. Luvici Eberhard Zangger'i Turova eski kazı başkanı Prof. Manfred Korfmann'ın neden kovduğu, neden ona sahtekar dediği, Zangger'in bilim camiasında ciddiye alınmadığı, ancak "bazı çevrelerce" neden "parlatıldığı" da sorgulanmalıdır !

  10. Yurtdışını bırakın, Türkiye'de bile ''Luviler/Luvice'' üzerine araştırma yapan, kitap, makale yazıp konferans veren ve de "Luvileri süsleyip püsleyip parlatanları" kimlerin desteklediği de sorgulanmalıdır !

Luvi-Luvice üzerine yaptığım araştırmalarımdan çıkardığım sonuçlar:

Luvi diye bir halk / etnik yok.

Luvi diye bir devlet / uygarlık yok.

Luvice diye bir dilin olma olasılığı var mı? Olabilir de olmayabilir de! Hitit yazıtları Sümerce, Hattice, Akadca, Asurca, Nesice (Hitit dili) kökenli kelimeler barındırır. Yani Hititler bile 2 kelime buradan, 3 kelime oradan alıp yazıya geçirmiş. Bugün film endüstrisi için bile dil üretebiliyorlar (ör. Yüzüklerin Efedisi,...)! Islık Dili gibi bir dil bile UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alındı. [Hürriyet, 06.12.2017]


Luvileri İtalya'ya kadar götürdüler bile. Hint-Avrupa bakışlı araştırmacılar Etrüskleri Luvice dili sınıfından göstermektedir ki Etrüsklerin Hint-Avrupa dil sınıfından olmadığı defalarca ortaya konulmuştu. Daha da ileri giderek, yerlisinin Pelasglar olduğunu birçok antik kaynak belirtirken, Luviciler "anakara Yunanistan'da bile Luvice konuşuluyor"du demektedirler. Oysa hiçbir antik kaynak Luvilerden bahsetmez!


Luvi sözünün etnik bir ad olmadığını da "Soros" bursuyla okumuş, Rockefeller'in kurmuş olduğu Chicago Üniversitesi'nde akademisyenlik yapmış ve Luvi dili araştırması yapan akademisyenin kendisi söylemektedir ; İlya Yakubovich: "Ne Luvi İmparatorluğu diye bir oluşumun gerçekte var olduğuna, ne de Luvice konuşanların tek bir devlet ile bağdaştırıldığına dair hiçbir ipucu yok. Luvi İmparatorluğu diye bir olgunun aslında var olmayışı ve Luvi etnik kökeninin tanımlanmasında ortaya çıkan tüm bu sorunlar hayal kırıklığı yaratmamalıdır" (!) demektedir...


Demek ki, hayal kırıklığı yaşamamak için, olmasını arzuladıkları "şeyi" "yaratmak" zorundalar !

Atatürk Cumhuriyeti'nin çocukları olan bizlerin Luvi ve Luvice üzerine yapılan araştırmaları ile üniversitelerini, kitaplarını basan yayınevlerini, makalelerini yayınlayan "hakemli" dergilerini ve hatta onları destekleyen kardeş örgütleri 2 kere, hatta 4 kere kontrol etmemiz ve ihtiyatlı olmamız gerekiyor.


1994'ten beri Luvi-Luvice araştırmaları yapan Luvi Araştırma Ensititüsü'nün kurucusu E.Zangger'ın doktora yaptığı Stanford Üniversitesi'nin Rockefeller Vakfı'yla yakından ilişkisi olduğu görülmektedir. Propaganda üniversitelerinden olan Cambridge'de araştırmacı olarak çalışmıştır. Zangger'ın çalıştığı ya da başkan veya üye olduğu dernek veya sivil toplum örgütlerinin arkasına baktığımızda da Rockefeller'ı görürüz.


Luvi meselesi ile ilgili bir başka önemli konu da, Batılı Hint-Avrupa tarih yazıcılarının, Luvi kültürünün istedikleri şekilde anlatılması için özellikle yerel rehberlerimizi seçmiş olmalarıdır. Onlara göre, böylelikle Luvi Kültürü yerli yabancı tüm ziyaretçilere istedikleri şekilde anlatılmış olacak ve yayılacak. Değerli rehberlerimizin buna alet olmayacaklarına ve sorumluluklarının bilincinde olduklarına inanıyorum.


Özetlemek gerekirse ; Luvileri pompalayan batı kültürü, Anadolu’da en kadim dönemlerden beri Hint-Avrupa halklarının yaşamış olduklarını kabul ettirmek istiyor ve Hint-Avrupa dillerinin de Anadolu’dan yayılmış olduklarını savunuyor. Luvi dili diye savundukları dil incelendiğinde karşımıza Hattice ve Hititçe çıkıyor. Hatti dili ise Asya kökenli bitişken bir dil. Yani Luvi dili dedikleri aslında Hatti ve Hitit dilinin bir lehçesi olmaktan ileri gitmiyor.

Batılılar, bu tarih mühendisliğini Göreme’deki peri bacalarının bulunduğu Kapadokya bölgesi için başarı ile uyguladılar. Oraya gidip gezenler peri bacaları içindeki Hıristiyan ikonaları ve resimlerini gödüklerinde o bölgenin Hıristiyanlar tarafından oluşturulmuş olduğu yanlış kanısına kapılıyorlar. Rehberler de Kapadokya adının “güzel atlar bölgesi” demek olduğunu söylüyorlar.


Hatti ve Hitit dilinde bölgenin adı “Katpatuka”.

https://en.wikipedia.org/wiki/Cappadocia sayfasında Katpatuka adının kadim pers dilinden geldiği yazılı olsa da Katpatuka sözü açıkça Türkçe bir sözcük. Katpatuka Kat-Patuk veya Kat Batuk olarak iki sözcüğe ayrıldığında açıka Türkçe “Batık Kat” sözleri ortaya çıkıyor. ''Batık kat'' ise yeraltı şehri demek ve bölgede birçok yer altı şehri var. Bunlar Derinkuyu, Özlüce, Mazi ve Özkonak adlarıyla tanınıyor. Wikipedia kaynağında Katpatuka adının Luvi dilinde “Alçak bölge” demek olduğu yazılı. Bu da açıkça gösteriyor ki Luvi dili dedikleri Ön-Türkçe ve Hititçe karışımı bir yerel ağız. Kapadokya Hitit dilinde “alttaki bölge” demek olan “Katta-peda” sözüyle ilişkili. Fakat bu bilgiler bölgeyi gezdiren rehberler tarafından anlatılmaz.



Kırgızistan, Saymalıtaş ''Tengri'' tamgaları -MÖ 3000; Çatalhöyük kutsal inanç sembolleri - MÖ 6000

Peri bacalarını ve yer altı şehirlerini oymuş olan da bölgeye binlerce yıl önce Anadolu'ya ve yaşamış gelmiş Ön-Türk halkları. Onların kutsal Tengri simgeleri bir ''daire içinde artı'' işareti idi. Tengri tamgasını Kapadokya’daki peri bacalarında da bolca görüyoruz. Milattan sonraki dönemlerde, Romalılardan kaçan Hıristiyanlar bu bölgeye gelip peri bacalarının içlerindeki Tengri simgesinin üzerine kendi dini resimlerini boyadılar. Bu durum yerel halkın inancına ters düştüğünden aralarında analaşmazlık zamanla çatışmaya dönüştü ve yerel halk Hıristiyan ikonalarını silmeye başladı. Çatışmaya “İkonoklast dönem” deniyor. İkonoklast sözü “İkonoların kırılması” demektir ve Anadolu’da, özellikle Göreme bölgesinde MS 700 yıllarında gerçekleşmiştir. Demek ki yerel halk Hıristiyanlara yaklaşık 6 yüzyıl ses çıkarmadı ve onların ikona çizmelerine göz yumdu. İkonoklast çatışmayı sona erdirmek isteyen Hıristiyanlar Ön-Türklerin Tengri simgesini İsa’nın gerildiği haç ile eşleştirince çatışma sona erdi.



Yukarıdaki ve yandaki resimlerde, peri bacalarının duvarlarındaki Tengri simgesini, Kırgızların kutsal Tengri tamgasını, Hatti-Hitit Güneş Kursu ve Çatalhöyük kutsal sembollerini, Sibirya-Orta Asya Kam (Şaman) davulu kutsal sembollerini Viking tanrısı Odin haçını ve en sağda Kelt haçını görüyoruz. Bu simgelerden de anlaşıldığı gibi, hem Hıristiyanlık, hem Vikingler hem de Keltler kadim Asya-Anadolu Ön-Türk kültüründen etkilenmiş ve onlarla karışmış kültürlerdir. Ancak günümüzde bu gerçek görmezden gelinmektedir...


Sonuç olarak diyeceğim o ki; okuduğumuz her şeyi sorgulayalım, araştıralım, başkalarının (hangi amaçla ?) söylediklerini hemen kabul etmeden, kendi araştırmalarımıza, bilimsel ve tarafsız kaynaklara dayananarak tarih ve kültürümüzü her boyutuyla araştırıp ona sahip çıkalım.


Kaynaklar :

Prof.Dr. Ahmet Ünal "Hititler"

Doç.Dr. Haluk Berkmen ''Luviler ve Kapadokya''


Not : Daha detaylı bilgi için bkz. ''Kitap'' - ''Türkiye Cumhuriyeti'' bölümleri




252 görüntüleme1 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

1 Comment


Yazılarınızı ilgi ile takip

Like
Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page