top of page

GÜNEŞ DİL TEORİSİ


Lapa kıvamında olan Sümer Birası kamışlarla içiliyordu - MÖ 3500

Yazı, tekerlek, saban, yazılı kanunlar, edebiyat en bilindik Sümer buluşları, ancak Sümerleri ünlü eden bir şey daha var: Bira! Arkeologlar Mezopotamya’da bira yapımının MÖ 4. binyıla dayandığını kanıtlayan bulgulara rastladı. Kullandıkları mayalama yöntemi bugün hala gizemini korusa da yaptıkları biranın çok kıvamlı oluşundan dolayı özel bir kamışla içilen arpa özlü bir karışım olduğu görülüyor. Sümerler biralarının besin zengini içeriklerinden övgüyle söz etmiş ve biranın “neşeli bir yürek ve memnun bir ciğerin” anahtarı olduğunu söylemişlerdi... Hatta bira bulduğuna inanılan ve uğruna yazılan ilahide yere konulmuş maltı suladığı söylenen Ninkasi adında bir tanrıça bile vardı. (Bu arada Göbeklitepe MÖ 10.000 lere tarihlenen kazılarda da ''Bira'' yapımına dair buluntular elde edilmiştir:)...


Dilin kökeni hakkında bilinen ilk bilgi Keng-Yir (Sümer) metinlerinde vardır. ‘’Bütün evren, Enlil’e bir dilde söylerlerdi’’. (Tarih Sümerde Başlar, Samuel Noah Kramer, TTK Yayını, 1995, S.289). Buna benzer bir ifade Tevrat’ta vardır, ki kaynağının Sümer olduğu kuşku götürmez. Tevrat, Babillilerin yüksek bir kule yaptıklarını, Tanrı'nın bundan hoşlanmadığını, ve kuleyi yıkarak oradaki halkın dilini de karıştırdığını yazmaktadır. Buradan hareketle, Yahudiler, karıştırılmadan önceki ilk tanrısal dile ulaşma çabası içinde olmuşlar, buradan Yahudi Kabbalizmi denen bir şifre-bilim doğmuştur. Avrupa, 18. yüzyıla kadar inançta ve felsefede Tevrat merkezlidir. Dile bakışı teokratiktir. (Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı, Umberto Eco, Afa Yayınları, 1995, İSTANBUL, s.110’a kadar olan çeşitli bölümler).


Avrupa, ekonomik palazlanmasını sürdürürken bir yandan da, artık ''Tevrat merkezciliği'' yavaş yavaş terk etmeye başlar. İbrancadan ''daha önemli'' olan bir ''Hint-Avrupa'' dili keşfedilmiştir. ''Aryen-Ari ırkı en soylu ırktır, onun dili olan Hint-Avrupa dili de en önemli dildir'' ( Aynı kaynak s.110). 17. Yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa artık ırkçı bir maceranın içindedir ve dile bakışı da ''teokratik'' olmaktan çıkıp ''ırkçı'' olmuştur.


Hint-Avrupa teorisyenleri; geçmişte bir ilk dil olmuş olsa bile (bunu reddetmemektedir), artık bu ilk dile ulaşmak mümkün değildir, görüşündedirler. Dillerin sınıflandırılması, ilişkilerinin belirlenmesi, yeterli olacaktır, onlara göre. Ancak, bu görüşler bilimsellikten uzak ve yüzeysel Hint-Avrupa tezinin zaaflarını kollamaya yöneliktir.


19. Yüzyılda Batı, dilin kökeni meselesinin kurcalanmaması tembihlerine rağmen, buna uyulmadığını görür ve bu yasağı deldirmemek için yasaklara başvurmaya başlar ve zor kullanır.


''Bu nedenlerden ötürü, 19. Yüzyılın ikinci yarısındaki araştırmacılar, dilin kökeninin araştırılmasıyla alay ettiler, konuyu ihmal ettiler, ve hatta yasakladılar. 1886 yılında Paris Dil Kurumu ''dilin kökeninin araştırılması'' ile ilgili makalelerin yayınına yasak getirdi.'' (An Introduction To Language, Victoria Fromkin, Robert Romdan, s.413) (İngilizceden Türkçeye çeviri A. Atabek).

Mustafa Kemal’in isteği üzerine 15 Nisan 1931’de daha sonra Türk Tarih Kurumu adını alan “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” kurulur. Cemiyetin amacı “Türk tarihini tetkik ve elde ettiği neticeleri neşretmek” olarak ifade edilir.


20. Yüzyılda; dilin kökenini araştırmaya yönelik kıpırdanma Türkiye’den gelir. Mustafa Kemal önderliğindeki genç Türkiye Cumhuriyeti, bağımsız, kendi dili, tarihi, kültürü üzerine güçlü savları bulunan, Batı resmi ideolojilerini reddetmiş, kişilikli bir devlettir. Cumhuriyetin kuruluşunu izleyen yıllarda, Türk Tarih Kurumu kurulması ile birlikte bir Türk Tarih Tezi oluşturulmuştur. Bunun özeti, ''Türk Tarihi'nin Ana Hatları'' adlı kitaptır. Türk Dil Kurumu ile Türk Dili araştırmaları başlamış, kısa zamanda, Türk Dili ile ilgili yabancı dillerdeki sözlükler dilimize çevrilip yayınlanmış, eski kaynaklar taranarak Türkçe sözler taranıp toplanmış ve kitaplaştırılmış, halk dilinden derlemeler yapılarak sözlükler oluşturulmuş, Türk Dili ilk kez ilgi görmüştür. Bu arada Türk Dili'nin yapısı ve dillerin kökeni ile ilgili araştırmalara başlanmıştır. Atatürk’ün kendisine ‘’Dilaçar’’ soyadını verdiği değerli tarihçi ve Ermeni asılı Türk Dil Bilimci Agop Martayan Dilaçar’ın ‘’Atatürk ve Türk Dili’’ adlı çalışması Türk Dili için yapılmış olan çok önemli çalışmalar arasındadır.


Batı tahmin edebileceğiniz gibi, bu çalışmalardan hoşlanmamıştır. Belgeler incelendiğinde, Cumhuriyetin bu yıllarında, Ankara’daki diplomatların Cumhuriyetin abc (alfabe) değişikliği ve dil çalışmalarını yakından izleyerek, günü gününe hükümetlerini bilgilendirdikleri anlaşılmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk - Türk Dili - 02.09.1930

Cumhuriyetin dilin kökeni araştırmalarının sonucu olarak; Güneş-Dil Teorisi ortaya çıkarılmıştır. Bu teori, Üçüncü Türk Dil Kurultayı ‘’Güneş-Dil Teorisi ve Dil Karşılaştırmaları Komisyonu’’ tarafından bir rapor altına alınıp onanarak bilim dünyasına sunulmuştur (1936 Mayıs-Ağustos).

Bu raporu, TDK’nın http://tdkkitaplik.org.tr/gdtraporu.asp adresinde görebilirsiniz.


Raporun altında;


Prof. Anagnastapulos, Atina Üniversitesi profesörü,

Dr. Bartalini, İstanbul Üniversitesi, Latince ve İtalyanca Lektörü,

Dr. Bombaçi, Napoli Üniversitesi Şark Enstitüsü profesörlerinden,

Sir Denison Ross, Londra Şark Dilleri Enstitüsü Direktörü,

Prof. Gabidullin, Moskova Üniversitesi Şark Tarihi profesörlerinden,

Dr. Gese, Prusya Akademisi üyelerinden,

Pere Hilaire de Barenton, Fransız Sümerologlarından,

Prof. Jean Deny, Paris Şark Dilleri Okulu profesörlerinden,

Dr. Kıvergiç, Viyana Şark filolojisi doktorlarından,

Prof. Koji Okubo, Japonya Türk İslam Enstitüsü direktörü,

Prof. Dr. Meşçaninof, Sovyetler Birliği İlimler Akademisi üyelerinden,

Dr. Miatef, Sofya Kıraliyet Kütüphanesi uzmanlarından,

Prof. Gyula Nemeth, Budapeşte Üniversitesi Felsefe Fakültesi dekanı,

Prof. Zayançkovski, Varşova Üniversitesi profesörlerinden,

....ve Agop Martayan Dilaçar ile birlikte çok sayıda Türk bilim insanı ve uzman komisyonda yer almıştır.

Buna rağmen; Güneş-Dil Teorisi sabit fikirli, dogmatik, emredici bir metin olmaktan daha çok, aşağıda görüldüğü gibi, araştırma ve tartışmaya çağrı metnidir.

‘’Güneş Dil Teorisi adını verdiğimiz bu notları sunarken ricamız şudur :


1. Eleştiriniz;

2. Reddediniz;

3. Değiştiriniz;

4. Tamamlayınız;

5. Açıklayınız.

Not : Açıklayınız’dan amacımız, olumlu ya da olumsuz açıklamadır. Yani bu olamaz diyorsanız. Niçin? açıklayınız ve buna karşı teorileriniz varsa onunla karşılık veriniz. Olur diyorsanız. Niçin? Bunu açıklayınız.’’ (Etimoloji Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili, Ulus Matbaası, s.7) (Dili güncelleştirilmiştir, A. Atabek).

Cumhuriyetin 1938’e kadar ki döneminde Güneş-Dil Teorisi üniversitelerde ders olarak okutulmuştur. Aynı dönemdeki Türk Dili Belleten' leri ve Cumhuriyetin diğer dil literatüründe bu konuda pek çok inceleme araştırma yapılmıştır, tartışmalar yapılmıştır.


Atatürk’ün ölümü ardından, Türkiye ne yazık ki yeniden, Osmanlı döneminde olduğu gibi Batı denetimine girmiştir. Batı, bir çok şeyi denetlediği gibi, Güneş-Dil Teorisi konusunu da kapattırmıştır. Türkiye’de; gerek sağ gerek sol, gerekse resmi çevreler, Güneş-Dil Teorisi üzerinde, ittifakla, kara-propaganda yapmışlar ve unutulmasına, yok sayılmasına çalışmışlardır.



Atatürk’e küfür edememe durumundaki resmi çevreler (Türk Dil Kurumu, Üniversiteler, siyasetçiler), Atatürk’ün, bu teoriyi, tasfiyeciliği önlemek için öne sürdüğünü, teorinin bu fonksiyonu yerine getirdiğini ve artık dile alınmaması gerektiğini dillendirmişlerdir. Her dil bayramında sakız edilen resmi söylem budur.

Daha sivil çevreler ise, ''ucube teori'' , ''ırkçı teori'' gibi yaftacılık yapmışlardır. Teorinin içinden bir cümle alınarak eleştirilmemiştir. Çetin Altan’ın, bir romanında, güya tarih öğretmeninin ağzından, Güneş-Dil Teorisi hakkında söyledikleri, gerçekten bu teorinin içeriği imiş gibi sunularak, yanıltma yoluna gidilmiştir.


Missisipi’nin mısır sapı, Amazon’un amma uzundan, Fırat’ın fır diye koşan attan türediği saçmalıklarının kaynağı da budur. Ne yazıktır ki, köşe yazarından tutun öğretmenine, aydınına kadar, Türkiye, bu teoriyi bu şekilde tanımıştır. Öte yandan, bu teorinin dile getirildiği kitap, ortalarda yoktur. Yalnızca Milli Kütüphane’de tek kopya olarak, vardır. Bu kitabı istemeniz halinde ise, her zaman bazı bahaneler yüzünden, kitaba ulaşmanız mümkün olmaz. Son yıllarda bu kitabın metni ağ’da ve dergilerde yayınlanmıştır.

Yeniden Batı denetiminin gelmesiyle, boğulan ilk Cumhuriyet değerimiz Güneş-Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezidir. Bunlar kaldırılmış ve yerine derhal, Grek-Latin, Hint-Avrupa resmi ideolojisi konmuştur. Devam eden yıllarda ise, tüm Cumhuriyet değerlerimizin planlı bir şekilde yok edilmesi projesi başlatılmış ve halen sürmektedir.

Batı, dilin kökeninin araştırılmasına açık yasaklar getirirken, bir yandan da merakları giderecek, boşluğu dolduracak sahte teoriler üretmiştir. ABD’li Chomsky teorisi budur. Bu öyle ustalıkla yapılmıştır ki, teorinin içeriği yoktur. Dolayısıyla ele alıp tartışacak, itiraz edecek bir şey de yoktur. Yani teori hem ''al sana köken teorisi'' demekte, hem de tartışmayı önlemektedir. Tam Batı’nın istediği şey. Chomsky’nin teorisi ''evrensel dil yetisi'' üzerine oturur. Yani her insanın, doğuştan, konuşma yeteneği vardır. Diller arasındaki ses ve gramer benzerliğinin nedeni böyle açıklanır. Bu teoriyi ''Allah öyle yaratığı için öyledir'' diye özetleyebiliriz ki, bu, hiçbir şey söylememekle birdir. Yukarı atılan bir taşın düşmesi de, ''Allah evreni öyle yarattığı için'' sebebine dayanır. Ama yine de bilim, onun kurallarını nedenlerini, niçinlerini araştırır. Chomsky teorisi, dilin kökeni tartışmasını kapatma girişimidir.


Dünya güç dengelerindeki dönüş noktaları, aynı zamanda dünya politikasındaki dönüş noktalarıdır. Sovyetler Birliği’nin 1990 yılında fiilen çökmesiyle, dünya politikalarında da önemli dönüşler yaşanmıştır. ABD, Balkanlar, Afganistan ve Irak’ı fiilen işgal etmiştir. Tehditler, ittifaklar, her şey değişmiştir, günümüzde de değişmektedir. Bu kitabın yazılması da bu değişimlerin bir parçasından başka bir şey değildir.

Bu değişim döneminde Batı, dillerin kökenini araştırma konusundaki ''tabu''yu yıkmıştır. CNRS, Centre Nationale De La Recherce Scientifique (Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi), 1990’lı yıllarda, dilin ve insanın kökeni üzerine büyük bir araştırma başlatmıştır. Araştırmanın adı ‘‘İnsanın, Dilin ve Dillerin Kökeni’’. Araştırma, şimdiye kadar ki en büyük bütçeli dil araştırmasıdır. Araştırmaya, 20'nin üzerinde farklı disiplinden araştırmacı katılmıştır. İçlerinde bizim üniversitelerimizde adı bile olmayan bilim dalları vardır (?)... CNRS, 2000 yılında, bu araştırmanın ara raporunu yayınlamıştır. Rapordan kesitler:


• Bilim insanları dilin kökeni ''tabu'' sunu yıktı. Artık, günümüzdeki 6000 dilin kaynağı olan, ''ilk dil'' i arıyorlar.

• 18. yy. sonu ve 19. yy. başlarında kotarılan Hint-Avrupa dil çalışmaları tamamen soru işaretleri altında kalmıştır.

İlk dil önce üst-ailelere ayrılmıştır. Fıransızca, Türkçe ve Mançuca gibi birbirlerinden oldukça farklı gibi gözüken dillerin aynı üst-aileye ait olabileceği anlaşılmaktadır.


(CNRS-Info, n° 386 Septembre 2000)

Bu rapor, Güneş-Dil Teorisi ile bire bir uyuşmaktadır. Hatta, Güneş-Dil Teorisi’nin, tüm dillerin bir kaynaktan ya da Türkçe’den çıktığı gibi bir genellemesi yoktur. Hint-Avrupa dillerinin ilk Türkçe'den (Proto-Türkçe, Ural-Altay-Yenisey-Lena) çıkmış olabileceği savunulmuştur. Başka büyük dil guruplarının aynı kaynaktan olabileceği savunulmuştur. Ama, genelleme yoktur. Tartışma / Bağımsız-bilimsel araştırma çağrısı vardır. Yukarıda değindiğimiz araştırma ise, ''tek bir ilk dil'' den söz etmektedir.

Batının bu dönüşünün ardında yine politika yatmaktadır. Nedamet (pişmanlık) getirdi, bilime döndü denemez. Hindistan’ı sömürmek için Avrupa-Hint akrabalığı yaratan Batı (Umberto Eco, yukarıdaki kaynakta bunun Hindistan'ı sömürmek için ortaya atıldığını ortaya koyuyor), Avrasya’yı sömürmeye niyet ettiğinde, neden yeni bir teori ortaya atmasın? Öyle ki; bütün dillerin ''tek bir ilk dil'' den türediği gerçeğini, Batı sömürme eğiliminde olacaktır. Burada merkeze yine kendisini koyup algı yönetimi yapmaya devam edecektir.


Bizlere düşen ise gerek yerli gerekse yabacı bilim insanları ile birlikte tarafsız ve bilimsel araştırmaları sahiplenip yaparak gerçeği ortaya çıkarmaktır.

Geçmişte Batı yandaşlığı ile Güneş-Dil Teorisini ''saçma'', ''ırkçı'', ''ucube'' diye yaftalayan ''aydın'' larımızın duruşu merak konusudur.


Demek ki çağımızdaki büyük kavganın dile yansıması şudur: Bütün diller ''tek bir ilk dil'' den türemişlerdir ama, bu ilk dil hangi kök dildir ??...:)


Detaylı bilgi için bkz. ''Blog'', ''Aydınlanma'' makalesi; ''Kitap'' sekmesi ''Türk Tarih Tezi'' ve ''Moğolistan'' Bölümleri.


Kaynaklar :

AVRUPA KÜLTÜRÜNDE KUSURSUZ DİL ARAYIŞI, UMBERTO ECO, AFA YAYINLARI, 1995, İSTANBUL, s.110’a kadarki çeşitli bölümler - Adnan Atabek



121 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

23 NİSAN

Comments


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page