top of page

BÜKREŞ-MAYIS 2026

  • 28 May
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 29 May


Doğu Avrupa’nın en ilginç başkentlerinden biridir; 20-21 Mayıs tarihlerinde İtalya ''Etrüsk Rotası Faz 1'' seyahatimiz öncesi Bükreş' e geldik ve bu güzel dünya kentini kısaca gezelim dedik.


Bir yanda devasa komünist dönem mimarisi, diğer yanda Belle Époque (“Küçük Paris”) havası, Ortodoks manastırları ve güçlü müzecilik kültürü Bükreş'in havasına yansıyor. Hava biraz kapalı ve hafif yağmurlu olsa da kenti deneyimleme arzumuzu engellemiyor...


Özellikle tarih, sanat, mimari ve Soğuk Savaş dönemine ilginiz varsa oldukça doyurucu bir şehir.


Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler



Palace of Parliament - Çavuşesku döneminin en görkemli ve tartışmalı yapısı. Dünyanın en büyük idari binalarından biri kabul ediliyor. İçerideki mermer salonlar, dev avizeler ve aşırı monumental mimari Romanya’nın komünist dönemini çok çarpıcı biçimde yansıtır. Rehberli turla geziliyor; pasaport taşımanız faydalı olur.


Centrul Vechi - Bükreş’in tarihi merkezi, ''Eski Şehir-Old Town'' bölgesi. Dar sokaklar, eski hanlar, 19. yüzyıl binaları, kafeler ve restoranlarla dolu. İlk akşamımızda otelimizden kısa bir yürüyüş ile ortamı deneyimleme kararı aldık. Kentin en canlı bölgesi olduğu belli.



Bükreş’in “Eski Şehir” bölgesi, yerel adıyla Lipscani / Centrul Vechi, şehrin tarihsel çekirdeği. Orta Çağ’da Eflak prensliğinin ticaret merkeziydi; bugün ise taş sokakları, eski hanları, Ortodoks kiliseleri, Belle Époque yapıları, kitapçıları, restoranları ve gece hayatıyla şehrin en canlı bölgesi. Eski Şehir'in tarihî önemi “Lipscani” adı, Almanya’daki Leipzig şehrinden geliyor. 16–18. yüzyıllarda Leipzig’den gelen tüccarlar burada ticaret yaptığı için bölge bu isimle anılmış. Zamanla kuyumcular, kürkçüler, saraçlar ve deri ustaları gibi loncalar burada yoğunlaşmış; bugün hâlâ bazı sokak isimleri eski meslekleri taşıyor. Komünist dönemde bölgenin büyük kısmının yıkılması planlanmış; ancak proje tamamlanamamış. Uzun süre ihmal edilen Eski Şehir, 2000’lerden sonra restore edilerek yeniden Bükreş’in kültürel merkezi hâline geldi. Eski Şehir'de görülmesi gereken yerler; Özellikle: Lipscani Street Covaci, Street Franceză, Street Stavropoleos, Street Smârdan çevresinde yürüyüş yaparken: neo-barok, neoklasik, Brâncovenesc, Art Nouveau mimarilerinin karışımını görebilirsiniz.



The Romanian Athenaeum - Romanya kültürel sembollerinden biri. Neo-klasik konser salonu hem dış mimarisi hem de iç kubbe freskleriyle çok etkileyici. Akşam klasik müzik konserine gitmek istedik ancak tüm biletler satılımış olduğu için giremedik.



Arcul de Triumf - Arc de Triomphe’dan esinlenen zafer takı. Çevresi geniş bulvarlar ve parklarla birlikte şehrin “Küçük Paris” karakterini hissettiriyor.



The Church of the "Stavropoleos" Monastery - Bükreş’in en güzel küçük Ortodoks manastırlarından biri ve eski şehir bölgesinde yer alıyor. İnce taş işçiliği, ahşap oymaları ve sakin avlusu oldukça etkileyici.



Macca - Villacrosse Passage - Cam tavanlı tarihi pasaj. Kahve molası için hoş bir nokta ve eski Avrupa atmosferi taşıyor; İstiklal Caddesi, tarihi Beyoğlu pasajlarını andırıyor.



The Museum of Bucharest National museum - Romanya'nın ve kentin tarihini anlatan ana müze. Osmanlı dönemi, modernleşme süreci, monarşi ve komünist dönem hakkında iyi bir genel çerçeve sunar.



Etrüsk, Anadolu ve eski uygarlıklara olan ilgi temelinde Ulusal Tarih Müzesi’nde Daçya (Dacian) eserleri, İskit-Trak-Daç-Hun-Avar-Hazar-Kıpçak-Peçenek-Uz kültür katmanları etkileşimi, Roma öncesi Balkan uygarlıkları, Ortodoks ikonografisi, Karpat halk kültürü eserleri görülmeye değerdir.



Son dönemde çok konuşulan Cotofenesti Altın Miğferi gibi Daç hazineleri de Romanya tarih anlatısında önemli yer tutuyor. 



Geto-Daç / Trak / İskit etkili Karpat havzası soylu-savaşçı kültürüne ait bu miğfer ve diğer altın eşyalar MÖ 4/3. yüzyıla tarihleniyor.


Daç altın sanatına etki eden İskit altın sanatı ikonografik örnekleri :




DAÇ KÜLTÜRÜ 


Romanya tarihindeki Daç (Dacian / Dacia) kültürü, bugünkü Romanya ve çevresinde yaşamış olan antik Daçlar’ın (Dacii) oluşturduğu uygarlıktır. Daçlar, genel olarak Trak halklarının kuzey kolu kabul edilir ve özellikle Karpat Dağları çevresinde güçlü bir krallık kurmuşlardır.


Erken Daç oluşumu: MÖ 5.–4. yüzyıllar 


Güçlü Daç Krallığı dönemi: MÖ 1. yüzyıl – MS 2. yüzyıl


Roma tarafından İmparator Trayan tarafından fethi: MS 106 Roma Dacia eyaleti dönemi:  MS 106–271 Anadolu-Kuzey Karadeniz-Balkan coğrafya etkileşimleri, kültür, tapınım, kurgan/taş (monolit) ve altın işçiliği İskit-Etrüsk-Trak-Hun ve Daç bağlantısına işaret eder !


Daçlar ile İskitler, Etrüskler / Anadolu Arasında İlginç Paralellikler bulunur… Daç pagan inanç sistemi ile Trak-Anadolu mistik gelenekleri arasında bağlantılar vardır. Kurt, ejderha ve savaş sancağı sembolleri dikkat çekicidir.



Daç “draco” savaş sancağı daha sonra Roma ordusuna bile geçmiştir.



Traianus Sütunu üzerindeki Daç savaş sahnelerinde ''draco sancakları-kurt/ejder ikonografisi'' açık biçimde görülür. Dağ kutsal alanları ve döngüsel astronomik ritüeller bazı araştırmalarda Anadolu-Balkan kült alanlarıyla karşılaştırılır. Altın işçiliği ve spiral motifler İskit-Karpat-Anadolu (Lidya) hattında net olarak ortaya çıkar.


Daçlar ile Türk/İskit/Etrüsk/Sarmat/Hun/Roma/Avar/Kuman-Kıpçak/Peçenek/Uz/Osmanlı bağlantıları çok ilginçtir ve günümüz Romen toplumunun şekillenmesinde önemli yer tutmuştur.


Daç kültürü üzerine yapılan araştırmalarda en dikkat çekici konulardan biri, bu toplumun tamamen yazısız olmadığı, ancak Etrüskler, İskit/Frigler ya da Göktürkler (Orhun/Yenisey) gibi gelişmiş ve standartlaşmış bir yazı sistemine sahip olduklarının da kesin biçimde kanıtlanamamış olmasıdır. Bununla birlikte arkeolojik buluntular üzerinde görülen bazı geometrik işaretler, tamgalar ve kısa semboller bulunmaktadır. Bu işaretlerin önemli bir kısmı, Karadeniz’in kuzeyindeki İskit ve Sarmat kültürlerinde görülen tamga benzeri simgelerle örtüşmektedir. Sembolik benzerlik ile gerçek bir yazı sistemi farklıdır. Bunlar aidiyet mülkiyet tamgaları olarak kullanılmıştır.



Daç dünyasının içinde bulunduğu Karpat–Balkan–Kuzey Karadeniz hattı, antik çağ boyunca İskit, Sarmat, Frig-Trak ve Get topluluklarının yoğun biçimde etkileşim kurduğu geniş bir kültürel alan oluşturuyordu. Bu nedenle güneş sembolleri, hayvan figürleri, çatal biçimli işaretler, spiral motifler ve savaşçı aristokrasiye ait tamgalar ortak bir kültürel ve görsel dil meydana getirmiştir. Bazı araştırmacılar Daç kültüründeki bu sembollerin Etrüsk dünyasındaki yazı ögeleri ile de paralellik gösterdiğini belirtirler. Özellikle aristokrat savaşçı kültürü, altın-bronz işçiliği, kam/şaman/rahiplik geleneği ve kutsal simge kullanımı bakımından İskit, Anadolu, Frig, Etrüsk, Trak ve Daç dünyaları arasında benzerlikler kurulmaktadır.



Sekel yazısı ise bu arkaik tamgaların daha somut bir boyutunu temsil eder.


Kısaca; Sekeller (Székelyler), günümüzde ağırlıklı olarak Romanya’nın Transilvanya (Erdel) bölgesinde yaşayan, Macarca konuşan tarihsel bir topluluktur. Özellikle Harghita, Covasna ve Mureș çevresinde yoğunlaşmışlardır. Bayraklarındaki Ay/Yıldız simgesi ilginçtir.


Tarihsel olarak:

  • Orta Çağ’da Macar Krallığı’nın doğu sınırlarını koruyan askerî-sınır-uç beyliği (halkı) olarak bilinirler.

  • Kökenleri; tarihsel Türk Hun, Avar toplulukları ile Karpat halkları ve Macar boylarıyla bağlantılı oldukları düşünülür.

  • Kendilerine özgü Sekel runik yazısı (rovásírás) geleneğini uzun süre korumuşlardır.


Kültürel olarak:

  • Güçlü savaşçı-sınır-uç topluluğu kimliği,

  • Tamga ve runik işaret kullanımı,

  • Ahşap işçiliği, kapılar ve güneş-hayat ağacı motifleri,

  • Karpat kültür havzasının eski sembollerini yaşatmalarıyla dikkat çekerler.


Burada sözünü ettiğimiz yazı sistemi büyük ölçüde Sekel Yazısı yani “Sekel tamga/runik yazısı”dır. (Macarca: Székely rovásírás).


Sekel Yazısı olarak bilinen bu sistem, Romanya’nın Transilvanya bölgesinde yaşayan Sekeller tarafından kullanılmış runiform karakterli bir yazıdır. Sağdan sola yazılabilen, çizgisel ve geometrik işaretlerden oluşan bu sistem özellikle ahşap, taş ve kemik üzerine kazımaya uygun yapısıyla dikkat çeker.


Görünüm bakımından Orhun-Yenisey yazıtlarını, bazı İskit-Sarmat damgalarını ve Etrüsk, Anadolu Frig yazı sistemlerini de içeren Avrasya bozkırındaki runiform tamga geleneklerini andırır. Bu nedenle Sekel yazısının kökeni uzun süredir Türk tamga-runik sistemleriyle ilişkilendirilmektedir.


Akademik çevrelerde en yaygın kabul gören görüş, Sekel yazısının Orta Çağ Macar dünyasında sistemleşmiş olduğu, ancak erken Türk topluluklarıyla kurulan yoğun ilişkilerden etkilendiğidir.


Macar boylarının tarih boyunca İskitler, Hunlar, Göktürkler, Avarlar, Hazarlar, Bulgarlar, Onogur, Peçenekler, Kıpçaklar ve diğer bozkır topluluklarıyla temas içinde yaşamaları, bu yazının Türk tamga/runiform geleneklerinden etkilenmiş olduğunun önemli bir göstergesidir. Daha ileri yorumlar ise Sekel yazısını doğrudan Hun veya Göktürk mirasının devamı olarak değerlendirmektedir.


Sekel yazısını Karpat coğrafyasında üst üste gelen Daç, Trak, İskit, Hun, Avar, Bulgar ve erken Türk/Macar kültürlerinin ortak simge ve erken yazı sistemi dünyasının bir sonraki dönem ürünü olarak değerlendirmek uygun olacaktır.


Bu bağlantılar Karpat–Kuzey Karadeniz bozkır hattında binlerce yıl boyunca devam eden kültürel sürekliliğe dikkat çeker.


Özellikle tamga geleneği ile runiform abc’ler arasındaki ilişki burada çok önemlidir. İskit ve Türk tamgaları erken dönem hece ve simge yazı sistemi olmakla birlikte aidiyet ve mülkiyet işaretleri iken, Sekel yazısı da bunların devamı olan fonetik bir yazı sistemidir; yani sesleri temsil eder ve okunabilir metinler üretir.


Sonuç olarak; hem Daç simge dünyası hem de Sekel yazısı, Karpatlar’dan Karadeniz’e, Balkanlar’dan Avrasya bozkırına uzanan geniş kültürel etkileşim alanının parçalarıdır. Bu coğrafyada güneş, hilal, kurt/ejder, atlı savaşçı, spiral ve damga motiflerinin ve yazıtları oluşturan yazı sistemlerinin yüzyıllar boyunca tekrar etmesi, antik dünyanın birbirinden tamamen kopuk medeniyetlerden değil, aksine yoğun kültürel alışveriş ağlarından oluştuğunu da gösterir.


Gezimiz ile ilgili izlenimlerimizi içeren YouTube videolarını aşağıdaki bağlantılardan izleyebilirsiniz ;



 

Yorumlar


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

rm442-01-04-g-mockup.png

Bana Ulaşın

© 2022 by Haluk Hizlialp. Created by Badesim Kubak.

bottom of page