top of page

ALMANYA'DAKİ BERGAMA

Güncelleme tarihi: 14 May 2023

“Maketi BERGAMA' DA , Aslı ALMANYA' DA!!!...”


"Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer.”

Mustafa Kemal Atatürk

Bergama Müzesi - Pergamon Museum, Bodestraße 1-3, Berlin, Almanya

ZEUS SUNAĞININ KAÇIRILMASI

Almanların “Sultanın izniyle götürdük” savunmasına karşılık 1869 ile 1878 yılları arasında 9 yıl boyunca Carl Humann’ın kaçak kazı yaptığını , Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Sönmez çok konuşulacak bir araştırmaya imza atarak belgeledi.

KAÇAK KAZI 9 YIL SÜRMÜŞ


KAZI 9 YIL SÜRMÜŞ

Humann’ın kaçak kazılarının dokuz yıl sürdürdüğünü belirten Sönmez;

“Humann, diğer antikalarla birlikte, ne olduğunu bilmeden Zeus Sunağı’na ait rölyef parçalarını da buldu ve bu eserleri yine kaçak yollarla Berlin’e gönderdi. 1869-1878 arasındaki 1871 senesinden itibaren Almanya’nın bizzat görevlendirmesiyle Humann, Bergama’da kaçak kazı yaparak Zeus Sunağı parçaları başta olmak üzere pek çok eseri kaçak yollarla Almanya’ya gönderdi.”


ÖNCE KAÇIR, SONRA İZİN AL...

Eserlerin önemli bir kısmı yurtdışına götürüldükten sonra1878 yılında izin alınarak kazıya başlandı. İzinli yapılan kazılarda çıkan eserlerin üçte biri bulan tarafa üçte ikisi Osmanlı’ya kalacaktı. Almanya bu eserlerin de koleksiyonun bütünlüğü açısından kendilerine verilmesini teklif edip siyasi ve diplomatik baskı yapınca eserler 20 Ağustos 1879’da 20 bin frank bedel karşılığında Almanya’ya terk olunur; İkinci sezon kazısından çıkan eserler de 28 Temmuz 1881 tarihinde yine 20 bin Frank karşılığında Almanya’ya devrolunur ve bir ''durun'' diyen çıkmaz....



DÜNYANIN 8. HARİKASI


Fenike Sidon'lu Antipatros, dünyanın yedi harikası arasında ZEUS SUNAĞI'NI saymaz...; saymaz ama SUNAK tasarımıyla işçiliğiyle, mima­risi heykelleri ve görüntüsüyle güzeller güzeli, Bergama Şehri'nin göz bebeği, yüz akıdır.

Bugün, "insanların övünç duyacağı", "akıllara durgunluk veren", "görenleri büyüleyen", "eşsiz ve olağanüstü " gibi nitelemelere konu olan, birçok insanın, birçok ustanın kollektif ürünü olan ZEUS SUNAĞI dünyanın sekizinci harikasıdır.

Eğer Fenike Sidon'lu Antipatros, Bergama'nın Sunağını görseydi, onun erişilmezliği karşısında tüyleri ürperir, onu dünyanın sekizinci hari­kası sayardı...


Zeus Sunağı İzmir'imizin Bergama'sına döneceği günü bekliyor...

ZEUS SUNAĞI


Zeus Sunağı 12 metre yüksekliğinde, yaklaşık 35 metre kenarı olan kare bir alana oturan at nalı biçiminde bir yapıdır.


Yapının beş basamaklı temelleri bugün Bergama'da, gerçek yerinde­dir. Şimdi Berlin'de bulunan üstyapı bir podyum, bir kabartmalar kuşağı ve bir kuşatma duvarı niteliğindeki parlak mermer direklerden yapılma bir sundurmadan oluşur. Yapının içinde bulunan Sunak Masası'na yirmi basamaklı süt akı mermer merdivenlerle çıkılır.


Sunak Zeus'un yanısıra, Tanrıça Atena ve Mezopotamya-Mısır-Anadolu-Girit kültür ve inanç sistemlerinin sentezi olan tüm diğer tanrısal figürlere adanmıştı. Antik dönemde insanlar sunaklarda adaklarını sunar­lar, tanrılara yalnızca sunak önünde tapınırlardı.


Zeus Sunağı'nı çevreleyen kabartmalarda, Dev'lerle savaşan tanrısal figürler ölümsüzleşti. Frizlerin doğusunda Zeus ve Atena'nın yanısıra gün ışığı Apollon ve ay ışığı Artemis, batısında ır­makların tanrısı Okeanos ve deniz kızlarının babası Nereus vardı. Kuzeyde ise Orion ve kader tanrıçaları Moiralar, güneyde ise gü­neş tanrısı Helios'un kabartmaları yer alıyordu.


Bu kabartmalar 120 metre uzunluğunda, 2.3 metre yüksekliğinde ve tam 118 taneydiler.


Menekrates, Dioyades, Orestos gibi nice Bergama'lı ve Anadolu'lu ustanın elinden çıkan bu güzellikler Tanrıları yumu­şak ve ince, Devleri ise sert ve kaba çizgilerle anlatıyordu.

Zıt ama birlik içinde uyumu yakalayan bu yeni söylem, ışık ve gölge oyunlarıyla insanı söylenceler evreninin derinliklerine çekiyordu.


Yapıtı süsleyen bu frizlerde Olimpos tanrılarının hemen hepsinin yansıtılması sanatsal özgünlüğün yanısıra, Zeus Sunağı'nı o çağ insanları­nın dinsel ilgisinin ana odaklarından biri durumuna getiriyordu.


Görkemli yapının tam ortasında yer alan kurban taşını çevreleyen duvarları, Bergama'nın kurucusu sayılan Telefos'un dramatik yaşam öyküsünü anlatan kabartmalar örter.


Dış yapı frizlerinde Dev (Gigant) savaşları gibi o yıllar için evrensel sa­yılan bir konuyla beraber iç yapıda Bergama'nın kuruluş söylencesi gibi yerel bir konunun işlenmesi; yapıyı tasarlayanların ZEUS SUNAĞI aracı­ lığıyla evrensel ile yereli kaynaştırdıklarının bir göstergesidir.

OSMANLIDA MÜZECİLİK KAVRAMI


Osmanlı Devleti’nde Müze kavramı, resmi olarak Sadrazamlık makamından Maarif Nezaretine gönderilen 29 Ocak 1869 tarihli bir talimat yazısında yer aldı ve ''müzehane'' adıyla ilk kez kullanıldı. 8 Temmuz 1869’da Müze- yi Hümayûn’un başına ilk atanan müdür Katolik bir İrlandalı olan Edward Goold’tur. Goold, Mekteb-i Sultani’de Tarih öğretmenliği yapmış, İstanbul’un tanınan Avrupalılarından biriydi. Goold’la aynı dönemde yaşamış kişilerin fikirleri taban tabana zıttır. Semavi Eyice’nin incelemesine yansıyan müzecilik çalışmalarıyla ilgili bir değerlendirmeye göre, “ Sadrazam Âli Paşa tarafından 1869’da İngiliz Elçiliği’nin tavsiye ettiği ve İstanbul’da çok karanlık bir şöhreti olan Mr. Goold adında biri müzenin başına getirilmiştir. Buna karşılık İstanbul’da Fransızca bir dergi yayınlayan Alfred de Caston ise, 1868’de Paris’te basılan “Constantinople en 1869 – Historie des Hommes et des Choses” başlıklı kitabında “ Galatasaray Sultanisi’nin ders nazırı M. Goold’un İstanbul’da yaşayan Avrupalıların en ilgi çekicilerinden olduğunu yazdıktan sonra, O’nun “ İngiltere’nin en eski ve en yüksek soylularından ve Büyük Britanya’nın en büyük adlarıyla akraba bir aileden geldiğini, Avusturya ordusunda yüksek bir rütbeyle subaylık yaptığını ve bu saygıdeğer kişinin engin bilgisiyle sarsılmaz hoşgörülülüğünü, geleceğin vatandaşlarını yetiştirmeye ve onlara yol göstermeye harcamaktadır” diyerek tarif eder.


1870’lerin başından itibaren arkeolojik eserlerin çıkarılması yönünde ciddi bir artışın yaşandığı görülmektedir.

Dethier’in müdürlüğü sırasında gelişen en önemli olaylardan biri; Truva hazinelerinin Heinrich Schliemann tarafından kaçırılmasıdır. Hazinelerin geri alınması için dava açan Dethier dava için Atina’ya gitmiş; fakat, Osmanlı Devleti’nin yüklü bir tazminat karşılığı haklarından feragat etmesiyle dava kapanmıştır. Bu olayın hemen ardından Asar-ı Atika Nizamnamesi çıkarılmıştır. Müzecilik hareketinin gelişmesiyle beraber eski eserlerin değerleri daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Bundan önceki süreçte altın dışındaki herhangi bir eşyanın ya da madenin alınıp satılması pek önemsenmemekle beraber, tarihi kalıntıların Avrupa’da gördüğü değerin anlaşılmasıyla, Osmanlı yöneticileri de gereken önlemleri alma yoluna gitmişlerdir.

Dethier’den sonra Osmanlı müzeciliğinin başına Osman Hamdi Bey geçti. Müzecilik ve ulusal bilim sanat politikasının oluşturulması açısından bu görevlendirme önemliydi. Osman Hamdi Bey, 1842 senesinde İstanbul’da doğmuştur. Babası Gazi Edhem Paşa, Avrupa’ya gönderilen ilk öğrencilerden birisi olup, Fransa’da on yıl yaşamış yurda döndüğünde mabeyn ferikliği (yaver subay) görevlerinde bulunmuş, Berlin ve Viyana’da ülkesini elçi olarak temsil etmiş, Şura-yı Devlet/Danıştay Reisliği ve Sadrazamlık görevlerinde bulunmuş; tanınan, aydın bir kişiydi.


Osman Hamdi Bey de babasının yolunda Osmanlı Devleti’nde Müzecilik tahsilini Fransa’da yapmak üzere 1857 yılında Paris’e gitti. Paris’te on iki sene kalarak Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki derslerine devam eden Osman Hamdi Bey, hukuk eğitimini yarıda bırakarak, Güzel Sanatlar dalında resim dersleri almaya başladı. Bu özelliği ile kendisi tahsil görmüş ilk Türk ressamlarından biri olmuştur.

1881 yılında Müze-i Hümayûn’un müdürlüğüne getirildi. Bu yeni göreviyle hem kendi yaşamında, hem de Türk müzeciliğinde yeni bir sayfa açmış oldu.


Yurtdışına kaçırılmış tüm tarihi eserlerimizin gerçek yurtlarına dönmesi dileğiyle bu önemli konuyu işlemeye devam edeceğim....Katkı, öneri ve eleştirilerinizi beklerim...

Kaynaklar :

Arkeoloji Türkiye’den Alıntı ve Derlemeler içermektedir…



64 görüntüleme2 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

2 Comments


Türkiye'nin en önemli konularından biri ve bildiğim kadarı ile uzun yıllar süren mahkemeler var ve bazı sonuçlar şükürler olsun ki alındı. Bilincin her daim canlı tutulmasına yönelik bir yazı, tebrik ederim👏

Like
Haluk Hızlıalp
Haluk Hızlıalp
May 10, 2023
Replying to

Çok fazla tarihi eserimiz yurtdışında ne yazık ki, ancak hepsini teker teker getireceğimize inanıyorum. Değerli yorum için teşekkür ederim...

Like
Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page