top of page

AFYON NUTKU

12 dakika önce
3 dakikada okunur

Mustafa Kemal Paşa’nın Afyonkarahisar’da Türk Subaylarına Hitabı


31 Temmuz 1920 – Afyonkarahisar Kolordu Dairesi


Kurtuluş Savaşı'mızın en can alıcı, önemli aşamalarından birinde Atatürk'ün Afyonkarahisar'da Türk Subaylarına verdiği söylev de ''1933 Bursa Nutku'' kadar önemli olup günümüze ışık tutmaktadır.



Konuşmanın 31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar Kolordu Dairesi’nde subaylara yapıldığı, İhsan Güneş’in 1986’da Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi’nde yayımladığı araştırmayla belgelenmiştir.


Microsoft Word - 1.ickapak.doc (Milli Savunma Bakanlığı - Atatürk'ün Sözlerinde Asker ve Askerlik Mesleği)


'' Efendiler!


Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimî temasta bulunmaktan büyük zevk-i vicdanî (vicdanî mutluluk) hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbihal (sohbet) etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza etmekle iktifa edeceğim (düşüncelerimi birkaç cümleyle ifade etmekle yetineceğim).


Arkadaşlar!


İngilizler ve yardımcıları milletimizin istiklâlini (bağımsızlığını) imhaya karar vermişlerdir.


Milletler istiklâllerini hiç kimsenin lütuf ve atıfetine medyun değildir (iyilik ve bağışına borçlu değildir). Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve istiklâl vermez.


Milletlerde tabiaten ve fıtraten (doğal olarak ve yaradılıştan) mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur (korunur).


Kuvveti olmayan, binaenaleyh (dolayısıyla) mücadele edemeyen bir millet mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin istiklâli gasp olunur.


Dünyada hayat için, insanca yaşamak için istiklâl lâzımdır.


İstiklâl sahibi olmak için haiz-i kuvvet olmak (kuvvet sahibi olmak), bunun mevcudiyetini ispat etmek ve kuvvet bulundurmak lâzımdır.


Kuvvet ordudur. Ordunun menba-ı hayatı ve saadeti (hayat ve mutluluk kaynağı), istiklâli takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan iman-ı vicdanîsidir (vicdanî inancıdır).


İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek (yoksun bırakmak) için, pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler (başvurdular).


Mütareke şeraitinin tatbikatı (Ateşkes koşullarının uygulanması) ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle vesait-i müdafaamızı (bütün savunma araçlarımızı) elimizden almaya çalıştılar.


Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize (subaylarımıza) tecavüz ve taarruza başladılar.


Askerlik izzet-i nefsini (onurunu, özsaygısını) ifnaya (yok etmeye) gayret ettiler.


Ordumuzu kâmilen lağvederek (tamamen ortadan kaldırarak), milleti muhafaza-i istiklâli (bağımsızlığını korumak) için muhtaç olduğu nokta-i istinattan (dayanak noktasından) mahrum etmeye teşebbüs ettiler.


Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzet-i nefsine, her türlü hukuk ve mukaddesatına (haklarına ve kutsal değerlerine) taarruzla milleti zillete, inkıyada (aşağılanmaya, boyun eğmeye) alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.


Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu (saldırı hedefi) oldu.


Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek (aşağılamak) lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler.


Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mâniat ve müşkülât kalmaz (engel ve güçlük kalmaz).

Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre, zabitlerimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.


Millet, istiklâlinin muhafazasından (bağımsızlığının korunmasından) ibaret olan gaye-i hayatiyesinin (hayatî amacının) teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden heyet-i zabitandan (subaylar topluluğundan) bekler.


İşte zabitlerin âli olan vazifesi (yüce görevi) budur.


Allah göstermesin, milletin istiklâli ihlâl edilirse bunun vebali (ağır sorumluluğu) zabitlere ait olacaktır. Ordu arkadaşlar, ancak zabitan heyeti (subay kadrosu) sayesinde ordudur.


O hâlde zabitanımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu mutlaka ve behemehâl (kesinlikle ve ne olursa olsun) koruyacaktır.


Millet, istiklâlinin korunmasını ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitlerden beklemektedir.


Zabitlerimizin, ordumuzun ve milletimizin izzet-i nefsini (onurunu) muhafaza hususunda gösterecekleri fedakârlık ve kahramanlığa tamamen eminim.


Hayatında bir an olsa bile zabitlik etmiş, zabitlik izzet-i nefsini, şerefini duymuş, ölümü kabul etmiş bir insan, hayatta kaldığı müddetçe düşmanın reva gördüğü bu muameleye katlanamaz. ''


Bu çok değerli, anlamlı konuşmanın tamamı aslında çok açık bir düşünce zinciri üzerine kuruludur:


İnsanca yaşam → İstiklâl → Kuvvet → Ordu → Subay → Milletin bağımsızlığının korunması.


Mustafa Kemal burada orduyu kendi başına amaç olarak değil, millî bağımsızlığına tasallut eden (sataşan, göz diken) güçlere karşı milleti koruyacak kuvvet olarak tanımlıyor. Subayı da ordunun yalnızca bir çalışanı değil, “ordunun özünü-ruhunu teşkil eden” unsur olarak konumlandırıyor. Bu nedenle konuşmadaki en önemli iki cümleyi tarihî biçimiyle korumak özellikle anlamlıdır:

“Kuvvet ordudur.”

ve

“Millet, istiklâlinin muhafazasından ibaret olan gaye-i hayatiyesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden heyet-i zabitandan bekler.”

Sonuç olarak; günümüzde ülkemizin de ortasında bulunduğu karmaşık, tehlikeli jeopolitik gelişmelere de ışık tutması itibarıyla, Atatürk’ün bu konuşması, Kurtuluş Savaşı'nın en kritik günlerinde bağımsızlığın ancak onu koruyabilecek millî bir kuvvetle güvence altına alınabileceğini; bu kuvvetin ordu, siyasi baskılardan arındırılmış ordunun ruhunun ise görev, onur ve sorumluluk bilinci taşıyan subaylar olduğunu vurgulayan tarihî bir sorumluluk çağrısıdır.


''Ne Mutlu Türk'üm Diyene''



Yorumlar


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

rm442-01-04-g-mockup.png

Bana Ulaşın

© 2022 by Haluk Hizlialp. Created by Badesim Kubak.

bottom of page