top of page

PONTUS YALANI

Yunan aşırı milliyetçileri, ''megali idea'' cıları ve politikacılarının bir başka tarih çarpıtması


Yunan halkını ve dostlarımızı tenzih ederek; Batılı ve Batı destekli Yunanlı tarihçilerin Yunan tarihine ait olarak göstermeye çalıştığı Doğu Karadeniz bölgemizde MÖ 280-63 arasında hüküm sürmüş olan Pontus Devleti zaman zaman tartışmalara konu edilerek, polemik haline getirilir; hatta kendi aramızda bile bir çekişme konusu olur. Bölgede yaşayan Karadenizli vatandaşlarımız da bu köken tartışmasından haksız yere nasiplerini alırlar.


Halbuki işin aslını değerli Nedret Sevinç çok özet bir şekilde bizlere aktarmıştır. Şimdi kendisine biraz kulak verelim...


Pontus Devleti Kimin Devletiydi ?...


Necdet Sevinç'in ''Pontus''ta Hesaplaşma" kitabından...


Nedret Sevinç kimdi…?


1.944 yılında Gaziantep'te doğdu. Gaziantep Lisesi son sınıf öğrencisiyken okul dergisine “Allah'ın olmadığını” yazan felsefe öğretmenine bir gazetede verdiği cevap sebebiyle okuldan uzaklaştırıldı. Bu olaydan sonra, Gaziantep'te başladığı gazetecilik mesleğini devam ettirmek için İstanbul’a geldi. Haber ve Durum gazetelerinde çalıştı. 1.969'dan itibaren Bizim Anadolu, Hergün, Ortadoğu, Günaydın ve Kurultay gazetelerinde genel yayın müdürü ve köşe yazarı olarak görev yaptı. Yazılarından dolayı birkaç kez hedef oldu. Hakkında en çok dava açılan ve yüzlerce yıl mahkûmiyeti istenen yazarlarımızdan oldu. Asliye Ceza, Ağır Ceza, Devlet Güvenlik ve Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılandı. 1974 affıyla Bayrampaşa Cezaevi’nden çıktı. 12 Eylül 1980 müdahalesinde tekrar tutuklandı. 1987 yılı sonuna kadar iki kez Bayrampaşa Cezaevi’nde, iki kez Paşakapısı Cezaevi’nde olmak üzere; Silivri, Kastamonu/Daday, Erzincan/Tercan cezaevlerinde yaklaşık 5 yıl yattı. Binlerce köşe yazısı yazdı. 22 Temmuz 2011 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Ulus Mezarlığı'nda toprağa verildi. ESERLERİ: Yazarını Kurşunlatan Yazılar, Sanık Yazılar, Tutanak, Ferman, Ülkücüye Notlar, Ajan Okulları, Gaziantep'te Türk Boyları, Osmanlının Yükselişi ve Çöküşü, Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetleri, Eski Türkler’de Kadın ve Aile, Osmanlılar’da Sosyo-Ekonomik Yapı, Arşiv Belgeleriyle Tehcir, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Pontus’la Hesaplaşma, Duruşmalar, Acının Tadı, Türkiyat.


Pontus, Helenlerin ya da Yunanlıların devleti değildi.


Devletin kurucusunun da, hanedanın da, halkının da, Yunanlılarla herhangi bir ilgisi yoktu. Tarihin hiçbir çağında Doğu Karadeniz Bölgesi'ne Yunan göçü olmamıştı ki, Helen' in çocukları orada bir devlet kurmuş olsunlar! Tarih sahnesine MÖ 281 yıllarında çıktığı telaffuz edilen bu devletçik Pers Genel Valisi'nin oğlu Sinop’lu Mitridat tarafından kurulmuştur.


- Bu Pers Genel Valisi'nin oğlu Mitridat (veya Mihirdat) Yunanlı mıdır?

- Hayır, Makedonyalı İskender'in ölümünden sonra çıkan post kavgasından istifade ederek Pontus Devleti'ni kuran Mitridat İran-Pers kökenlidir.


Devletin ahalisini de Yunanlılar değil, Halibler, Haldiler, Tibarenler, Makronlar, Mosinekler, Kolhlar, Driller, İskitler gibi Anadolu'nun kadim halkları teşkil ederler. Ünlü tarihçi Faruk Sümer, bu kavimlerin hangi soydan olduklarının bilinmediğini yazıyor ve diyor ki: "Yalnız onlardan hiçbirinin Yunan asıllı olmadığı kesindir!"


Biz bu net ifadeye, Genelkurmay Başkanlığı'nın verilerinde de rastlıyoruz. Genelkurmay'ın bir kaynak eserinde Pontus Devleti'nden bahsedilirken deniyor ki: "Halkı Yunanlı değildi!"


Bu hüküm sadece Faruk Sümer ve Türk Genelkurmay Başkanlığı'na ait değildir. Yunanlı tarihçi Yorgos Kardatos da aynı kanıdadır. Bakın ne diyor: "Yunanlıların Pontus ile hiçbir ilgileri yoktur! Yunanlıların Pontus'la ilgileri Atinalı tüccarların gemilerle gelip, Trabzon bölgesinden çaldıkları inekleri Atina ve Mısır’a götürüp satmalarından ibarettir!"


Alfred Duggan, ''King of Pontus'' adlı eserinde bu inek hırsızlığından nezaketen bahsetmez ama Pontus krallarının Yunanlılarla hiçbir ilgilerinin bulunmadığını da yazar. Tarihçilerin babası olarak kabul edilen Heredot, İran-Pers egemenliği altındaki ulusları sayarken, incelediğimiz bölgede Moşililerin, Tibaren, Makronlu, Mosinekli ve Marlıların yaşadığından bahseder, Yunanlılardan bahsetmez!


MÖ 63 yılında yani Pontus Devleti'nin çöktüğü yılda doğup, MÖ 23 yılında öldüğü bilinen ünlü coğrafyacı Amasya’lı Strabon ve MÖ 900 yılında yaşadığı tahmin edilen Homer, İlyada Destanı'nda Truva Savaşları sırasında Doğu Karadeniz Bölgesi'nden Alizonların (Alazonların, Amazonları ifade eder…), Truvalıların yardımına gittiğini kaydederler. Heredot ve Ksnefon, ''Pontus'' adını dahi kullanmazlar, bölgeden, orada yaşayanların adını zikretmek suretiyle bahsederler. MS 105 yılında doğan ve Makedonyalı İskender'in Asya seferini anlatan eserinden başka, bize önemli bir Karadeniz Seyahatnamesi bırakan tarihçi Arrianus'un Doğu Karadeniz halklarıyla ilgili listesinde de Yunanlılar yoktur.


Fransız bilim insanı Lebeau (Löbo) ise, yukarıda zikrettiğimiz kadim Pontus ahalisinin "burayı çok eskiden beri vatan yapmış olan Turanlılar olduğunu" söylüyor.


Mehmet Aşıki, Menazirü'l- Avalim'de, Şemsettin Sami Kamus'ta, Diyarbakırlı Sait Paşa Mirat'ül İber'de, Süleyman Hüsnü Tarih-i Alem'de, Hüseyin Hüsamettin Amasya Tarihi'nde, Tibarenlerin, Mosineklerin, Haldilerin, Haliblerin, Makronların, Doğu Karadeniz'in eski halkları olduklarını yazarlar. Lebeau, Ksenefon'un milattan 400 yıl önce Doğu Karadeniz'de karşılaştığı Mosineklerin "tıpkı Doğu Karadeniz'in diğer kadim halkları gibi Turanlı olduğunu '' belirtir…


Hüseyin Hüsamettin Efendi ile Diyarbakırlı Sait Paşa bu "Turanlı" kavramına açıklık getirerek "Mosineklerin Türk olduğunu" yazarlar! Hüseyin Hüsamettin Efendi, Doğu Karadeniz'in diğer eski halkları gibi ''Makronların da Türk olduğunu" kaydeder. Ona göre bu halka daha sonra "Çan" adı takılmış, oturdukları bölgeye "Çanika" demiştir ki, işte koca bir bölgenin adı olan Canik, bu Çanika kelimesinden bozmadır…


Jakop Phillip Fallmerayer adında bir Alman tarihçi vardır. Bu tarihçi 19. yüzyılın başlarında Batılı kralların ve sarayların yardımıyla canlandırılmak istenen "Helen Dostluk Akımı" nedeniyle Danimarka'nın Kopenhag Üniversitesi tarafından açılan yarışmaya, maksada pek uygun bir eserle katılır: ‘’Trabzon İmparatorluğu Tarihi.’’ Ödül almak için eserini Helen dostlarına beğendirmek zorunda olan bu tarihçi bile bütün gayretlerine rağmen "Trabzon'un Kuzey Karadeniz ve Kafkasya'dan gelen Türkler tarafından kurulduğunu" gizleyememiştir.


Hitit metinlerini okumayı başarabilen Çek asıllı Alman Asurolog Bedrich Hrozny (1879-1952), "Sibirya-Orta Asya'dan Kafkasya'nın kıyı kesimlerine gelen boyların uygarlık getirerek buralara yerleştiğinden" bahseder. R.P. Pullant ve Charles Texier de aynı görüştedir. Onlar da "Trabzon'un yerli halkının Türk olduğunu " yazmışlardır. Fransız seyyah Texier, ‘’Architecture Byzantine’’ adlı eserinde, "Trabzon'un milattan yüzyıllarca önce Orta Asya'dan gelen Türk boyları tarafından kurulduğunu " kaydeder.


Türklerin MÖ 1500'lerden itibaren Doğu Karadeniz Bölgesi'ne yerleşmeye başladıkları, başka bilim insanları tarafından da tespit edilmiştir. Bazı tarihçiler ise bu tarihi MÖ. 2000 yıllarından başlatırlar.


Yunanlılar diyebileceğimiz bazı kavimler ise Fenikelilerden az sonra MÖ 670 yıllarında bölgede bazı ticaret kolonileri ve balıkçılık merkezleri kurmuşlarsa da yöreye kalabalık kitleler halinde yerleşmemişlerdir. Sadece şehirlerde ticaret maksadıyla bulunmuşlardır.


Helen kavimleri Anadolu’ya kültür taşıyıcısı olmamışlardır; tam aksine Helen kültürü ve mitolojisi denen olgular MÖ 500-400’ler arası Batı Anadolu Uygarlıklarından öğrenilip ödünç alınarak Yunan anakarasına ve Atina’ya taşınmıştır.


Nitekim Bizans (Doğu Roma) İmparatoru Teophiros, 9. yüzyılda, ülkenin idari taksimatını yeniden düzenlerken, Trabzon'u eyalet merkezi yaptığı halde, yeni eyalete Helen, Yunan veya Grek dememiştir, bir Turani kavim olduğunu gördüğümüz Haldilere izafeten Haldiya adını vermiştir. Her ne hikmetse bizler ve yerli tarihçilerimiz buraları yunana mal etmek için adeta yarış halindeyiz...


Yunanlılar, Pontus'un tarihinde hırsızlıktan sonra ancak bir cinayet ve ihanetle adlarını duyurabilmişlerdir ki, zaten Kral VI. Mihridat'ın bir Helen kavimli kraliçe tarafından öldürülmesiyle devletin de sonu gelmiştir. Mahmut Goloğlu, bu hain kraliçenin Romalılara yaranmak için Pontus'un ay yıldızlı devlet armasını da kaldırdığını yazıyor.


Latince sözlüklerde ‘’Grek’’ kelimesinin hilekar, dolandırıcı anlamlarına geldiği yazılıdır. Eğer ünlü Fransız ansiklopedisi Larousse'un 1930 baskısı, 3 . cilt, 867. sayfasını açarsanız bu hilekar kültürün şöyle tanımlandığını görürsünüz. "Grek: Roue, fripon, escroc, particulierement au yev: Etpulser les grees d'un cerele." Ne demektir bu ?


Türk Dil Kurumu'nun Fransızca - Türkçe Büyük Sözlük'üne göre yukarıdaki metnin manası şudur: "Çıkarı için anasını satar. Kurnaz, sinsi, düzenbaz, dümenci, üçkağıtçı, hin oğlu hin, edepsiz, bilhassa oyunda kulüpten kovulan!"


Kadim dostlukları ve iyi insanları tenzih ederek ifade edebiliriz ki, böyle çıkarı için anasını satacak kadar tiynetsiz olduğunu öğrendiğimiz komşudaki bu edepsiz tayfanın, hilekarlığı karakter haline getirdiği anlaşılıyor. Şöyle ki:

Eski çağda Yunanlılar Karadeniz'e Pontus adını vermişlerdi. Zaten ‘’Pontus’’: Grekçe'de "Deniz" demekti.




Yunanlılar tiynetlerine uygun olarak bir elçabukluğuyla, kendileriyle hiçbir ilgisi bulunmayan bu devleti kendi devletleri, devletin İranlı kurucusu Mihirdat'ı da ‘’Mihirdatis’’ yaparak kendi kahramanları ilan ettiler! Karadeniz'in güney sahillerine Pontus , bölge sakinlerine de Pontuslu dediler. Sonra bölgede yaşayan bütün Hıristiyanları Yunanlı ilan ettiler. Onlara göre Karadeniz Müslümanları da Türklerin zoruyla din değiştirmiş Ortodokslardı.


Böylece sözüm ona Batı’nın desteği ile ‘’Megali İdea’’ ya da bir başka deyişle Sevr'e (Sevres Antlaşması - 10 Ağustos 1920) zemin hazırlayacaklardı…


Aynı oyunun Trabzon isminde de oynandığı anlaşılıyor. Hüseyin Hüsamettin Efendi, Amasya Tarihi'nde Trabzon adının Tibaren veya Tibaron kelimelerinden bozma olduğunu yazar. Diyarbakırlı Sait Paşa'nın Miratü'l İbar'da bildirdiğine göre bazı Arap tarihlerinde Trabzon'un adı, şehirde çoğunluğu teşkil ettikleri anlaşılan Tibarenler'e izafeten Tibarende, Tibarite, Trabende, Trabzende imlaları ile yazılmıştır. Bazı Arapça eserlerde ise Karadeniz'e ‘’Bahr-i Trabezanda’’ yani ‘’Trabzon Denizi’’ denmektedir. İdrisi (1100-1165) şehrin adını ‘’Atreb ezun’’ olarak kaydeder.


Konuyu inceleyen Mahmut Ak, Joachim Lelewel'in Atlası'nda ‘’Trabezonda’’ olarak geçen kelimeyi Batılı kartografların Trabezonda, Trebxonda, Trebezonda, Trebisond, Trapezunt, Trabison şeklinde okuduklarını yazmaktadır. Bir kısım Yunan tayfası ise, yine bir el çabukluğu ile bu kelimeyi "Trapezous" haline getirerek güya yunanlılaştırıvermişlerdir! Oysa Karadeniz sahilinde Yunanlılar tarafından kurulmuş herhangi bir şehir yoktur!...


Necdet SEVİNÇ


Not : Detaylı bilgi için bkz. ''Kitap'' sekmesi, ''Balkanlar'' ve Kafkaslar'' bölümleri...


78 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page