top of page

POLİKSENA LAHDİ ve TRUVA-2

Güncelleme tarihi: 7 Kas 2023

2023 Eylül Rotamızın 2. bölümünde size Poliksena Lahdi ve Truva tarihinden biraz bahsedeceğiz....


Poliksena Lahdi

1994’te Çanakkale, Biga, Gümüşçay’daki Kızöldün kurganında (tümülüs) bulunan Poliksena Lahdi (MÖ 520-500), Truva Müzesi’nin en nadide parçalarından, hikayesi ilginç ve yüzyıllara meydan okur cinsten. Poliksena Lahdi, Truva efsanesinin en dramatik hikayesini anlatıyor... Anadolu'da bugüne kadar bulunan figürsel anlatımlı lahitlerin en erken örneği; yapımı 20 yılda tamamlanmış. Eser Etrüsk-Pelasg-Hatti-Hitit-Frig ve Likya etkisi taşıyan Anadolu İyon sanat ve kültür üslubuyla yapılmış.


Müzenin en görkemli eseri olan lahit, Truva Savaşı'nın (MÖ 1200’ler) sonundaki hikâyenin baş karakterinden biri olan Truva kralı Priam ile kraliçe Hekabe'nin küçük kızları olan Poliksena'nın kurban edilmesi olayını betimliyor. Lahdin üzerinde Truvalı kadınların yas ifadesi olarak saçlarını yolmaları da tasvir edilmiş; binlerce yıldır Anadolu’da yapıldığı gibi…ve Poliksena’nın annesi Hekabe ile vedalaşması. Hekabe tam bir Anadolu Frig ana tanrıça Kibele kültü kadını olarak ifade edilmiş, muhteşem!...


Antik metinler, Poliksena’nın, Akhilleus’un (Aşil’in) isteği ile oğlu Neoptolemos tarafından öldürüldüğünü aktarmakta. Truva Savaşı’nın ardından, Priam ile Hekabe’nin en küçük kızları olan Poliksena, Aşil’in isteği üzerine kurban edilmiş. Antik yazarların aktarımlarına göre, Aşil’in ruhu, kendi mezarının üzerinde ortaya çıkarak yurtlarına dönmek üzere olan Akalardan, kazanılan savaştan şeref ve onur payı olarak Poliksena’nın kanını ister. Genç kızın, mezarının (Aşil’in mezarı) başında kurban edilmesini, aksi taktirde denizlerin geçit vermeyeceğini ve evlerine dönemeyeceklerini bildirir. Bunun üzerine Poliksena, Aşil’in mezarı başında kurban edilir. Böylece savaşın başlangıcında İfigenya’nın (Agamemnon’un kızının) kurban edilmesi ile yola çıkan Aka donanmaları, savaşın sonunda da ancak Poliksena’nın kanını akıttıktan sonra kendilerine geçit veren Aşil’in izniyle, evlerine geri dönerler. Ne kadar meraklılarmış kadın kurban etmeye…


Çok ilginç bir şekilde lahdin MÖ 500 yılından keşfedildiği 1994 yılına kadar içinde kapalı kaldığı ve kimsenin görmediği bir kurgan-mezara, süren bir gelenekle bugün "Kızöldün Kurganı-Kızöldün Tepesi" denmesinden de belli ki o çok bahtsız iki kızın acısını yöre halkı sanki 3000 yıl boyunca hiç unutmamış, içinde yaşatmış ve kurganın bulunduğu Çanakkale-Biga’daki tepeye dahi ‘’Kızöldün Tepesi’’ demiş.


Kaynak: Azra Erat, Mitoloji Sözlüğü


Konu Truva ve Destanlardan açılmışken Truva neden bu kadar önemli? ‘’Anadolu İyon Uygarlığı demek ‘Yunan’ demek değildir’’ meselesine biraz girelim...


Birçok bilim insanına göre Truva’nın önemi, İzmirli Homer’in eserlerinden ileri geliyor. Truva’nın binlerce yıl boyunca önemsenmesinin önemli nedenlerinden biri İlyada (İllias-İlyas) Destanı. Her şeyden önce Homer, tüm dünya literatürüne ‘’Grek-Yunan-Helen’’ kökenli bir yazar olarak geçmiş olsa da kökeninin İzmir olduğu ifade edilir ve bilinen tarihsel literatüre göre, Helen kahramanları üzerine Helence bir destan yazar ve bu destan Helen savaşçılarının zaferiyle son bulur.


Peki, bu durumda sonraki nesiller galip gelen Helenler yerine neden Anadolu’daki bu küçük yeri (Truva-Wilusa) önemseyip yüceltmiştir? Truva’nın Hatti-Hitit devrindeki (MÖ 2500-1200) ismi Wilusa’dır.


Eğer Truva savaşlarına Homer’in destanları ün kazandırdıysa, o zaman Romalı aristokratların ve Avrupa halklarının soylarını Truva Savaşı’nı kaybedenlere değil de sözde muzaffer Agamemnon’a ve doğum yeri olan Miken’e dayandırmaları gerekmez miydi?


İkinci olarak, Truva’nın en parlak dönemi ile ilgili aktarılan birçok detayı Homer’in eserinde görmek mümkün değildir. Dolayısıyla Homer’in yanı sıra başka kaynaklar da söz konusu olmalıydı. Üçüncüsü, Truva konusu, özellikle Orta Çağ’da, yani Homer’in eserine erişimin mümkün olmadığı ve eserin kayıp olduğunun sanıldığı bir dönemde çok rağbet görmüştür; öyle ki klasik Avrupa edebiyatı hatta siyaseti bile bunun üzerine şekillenmiştir.

Truva Antik Kenti-Hisarlık Tepe, Çanakkale

Bir tarafta Truva ile müttefikleri, diğer tarafta Akalar ile müttefikleri, bilinen ilk boğaz savaşıdır. Savaş sebebi olarak her ne kadar bir kadını öne sürseler de asıl neden ticaret yollarının Truva’da birleşmesi ve Karadeniz’e açılan deniz yolunun Truvalıların kontrolü altında olması. Doğu Akdeniz Hititlerin kontrolü altındayken Akalar ’a sadece Ege ve Karadeniz’in belli bölümleri kalmıştır. Karadeniz’e açılabilmek için de boğazlardan geçmek ve Truva’ya da vergi vermek zorundadırlar. Yani savaş kaçınılmazdır.

Agamemnon zırhlısı - 1915 Çanakkale

1915 Çanakkale Savaşları’na ne kadar benziyor değil mi ??...Hatta Çanakkale Boğazı önlerine işgale gelen İtilaf Devletleri donanmasının en önemli ve dönemin son teknolojisiyle donatılmış İngiliz savaş zırhlısına Miken Kralı Agamemnon’un adı verilmiş. Net bir kutuplaştırma-düşmanlaştırma stratejisi! MÖ 1200’lerde yapıldığı düşünülen Truva Savaşı’nda Truva ordusuna Hektor komuta ederken, Aka ordusuna komuta eden kişi Menelaos'un ağabeyi Mukenai (Miken) Kralı Agamemnon’dur. Hitit metinlerindeki Ahhiyavalılar’ın da Akalar olduğu düşünülür.

İlyada Destanı savaşın 9.yılından 51 gününü anlatırken, Aşil’in Agamemnon’a öfkesi ile başlar ve Hektor ’un cenazesi ile biter, yani Truva’nın akıbetini anlatmaz, yani savaşın kazananı belli değildir. Ayrıca meşhur Truva Atı İlyada'da değil, Odissey ve Aeneas Destanı ile Euripides’in 'Truva Kadınları' eserinde geçer. Bilim dünyasının zamanında yapmış olduğu incelemelerle Odissey Destanı’nın daha geç bir dönemde yazıya geçirildiği de ortaya çıkmıştır. Homer’e atfedilen destanların hiçbirinde “Grek” kelimesi geçmez. Helence aslı, ki o da çok tartışılır, temel alınarak çevirisi yapılmış destanlar, özellikle İngilizce çevirilerinde, Akalar, Argoslar, Danaolar ve Helenlerle beraber savaşa katılmış olan bütün o kavimler için toptan “Greek (Yunan)” ve “Greece (Yunanistan)” kelimeleri kullanılmaktadır. Ve maalesef bizimkiler de o kelimeleri “Yunanlılar” ve “Yunanistan” olarak çevirmektedir. Halbuki, Truva Savaşı döneminde ne “Greek (Yunan)” kelimesi vardır ne de “Greece (Yunanistan)”! Ondan sonra bir ‘’antik Yunan’’ furyası alır yürür.


Bugünün Yunanlıları da kendilerine “Helenler (Ellenes)” ülkelerine de “Hellas (Elleniki)” der, ama Helenler Truva Savaşı’na katılan kavimlerden sadece biridir ve diğer beylikler/kabileler gibi küçük bir topluluğu işaret eder. Ayrıca Tukidides'in de dediği gibi, genel anlamda ‘’Helenler’’ olarak adlandırılmaları daha geç (sonraki) bir döneme aittir.

Azra Erhat (1915-1982)

Değerli Azra Erhat’ın (yazar, filolog, arkeolog…) İlyada önsözünden: "Homer destanları MÖ 6.yüzyıl gibi Anadolu İyonya'sından (özellikle Milet'ten), günümüz ‘’Yunanistan’’ anakarasına getirildi. Bu ‘’getirildi’’ sözü önemli; kaynaklar, destanları kimin getirdiği üzerinde ayrışıyorsa da bunların ‘’getirildikleri’’ sözünde birleşiyorlar.


‘’Destanları ilkin Sparta'ya Likurgos getirdi, Atina'ya Solon ya da Tiran Peisistratos (MÖ 540-527) getirdi, ya da oğlu Hipparkos getirdi’’ derler. Kim olursa olsun Homer ve destanları, Atina'da dine, toplum eğitimine girmiş.

Romalı hatip Cicero: ‘’Önce karmakarışık bir halde olan Homer metinlerini ilk kez düzenleyen ve elimizde bulundukları biçime sokan Peisistratos‘tur" der. Oysa ki ne Bodrumlu Herodot ne de İskenderiye kütüphane bilginleri bundan bahsetmez.


Azra Erhat -A.Kadir çevirisi

Azra Erhat destanların derlenmesi ve sansürlenmesi ile ilgili bilgiler de verir:

Anadolu İyonya'sında Truva efsaneleri destanlık konular idi, her ozan da bu konular arasında bir şu konuyu, bir bu konuyu sözlü gelenek olarak işlemiş, ezbere okumuş ya da yazı ile kaleme almış. Kaldı ki bu eserde bile birçok bilginlerin sonradan eklenmiş saydıkları parçalar vardı. Peisistratos sansürü bir iki dize eklemekle kalmış olsa gerek. Çünkü bu kitapta bile Homer, Akaları yiğit ama kaba, Truvalıları ise daha yumuşak ve insani olarak karşımıza çıkarır. İskenderiye kütüphane yöneticileri Efesli Zenodot (MÖ 3.yy), ile Aristofanes (MÖ 4.yy) ve öğrencisi Aristarkos, Homer metinlerini incelemişler, kimi dizeleri sonradan eklenmiş sayarak atmışlar, kimi dizeleri düzeltmişler, kimi dizelerin iki ayrı okunuşu arasında bir seçme yapmışlardır’’.


‘’Kısaca bugünkü gibi değiştirmiş ve düzenlemişler. Ne var ki bu yayımlar olduğu gibi elimize geçmemiş. Biz yalnız elyazmalarının kenarlarına yazılmış, açıklamalardan biliyoruz. Avrupalı bilginler bu işlerle epey uğraşmışlar, hatta 18.yy'da Alman filozof Christian Wolff, Homer adında bir ozanın yaşamadığını bile ileri sürmüştü. Araştırmalar, destanların farklı çağlarda meydana geldiğini gösteriyordu. Dilde de daha eski ögelerle daha yenilerin karıştığı, anlatımda tam tutarlı bir akış olmadığı, üstelik İlyada ile Odissey arasında köklü bir ayrılık bulunduğu, Odissey'in İlyada'dan çok daha yeni tarih, sanat ve dil özellikleri taşıdığı apaçık görülür" … demekteydi. Destanları kimin Atina'ya getirdiğinden çok, sansüre uğramışlığı önemli.

Azra Erhat "Homeros tartışması Platon (Eflatun) ile başlar" der. Peisistratos‘tan tam 100 yıl sonra, yani MÖ 427-347 arası yaşamış olan Platon, Homeros’un Odissey eserinde bir bölüm bulmuş ve bu bölümün değiştirilmesini gerekli görmüş.


Aşil Odisseus ’a "Ölülerin Kralı-Efendisi olacağıma dünyada bir kölenin yaşamını tercih ederim" demişti. Buna karşılık Platon; ‘’Ayrıca, savaşçılar ölümden korkmamalıdır, bu yeni nesile aktarılmamalıdır, bu yüzden çıkarılmalı ve değiştirilmelidir’’ diyerek eleştirmekte ve sansür niyetini ortaya koymaktaydı.


Bu ve bunun gibi birçok dize önceki Homer’in orijinal destanında mevcut iken sonradan "Greklere göre düzenlenmiş ve de sansürlenmiş. Çünkü Homer’e atfedilen hiçbir eser günümüze dek gelmemiş. Kalan parçaların en eskisi MÖ 3.yy’dan daha geriye gitmez ve dönem “Helenistik Dönem” dir, yani ‘Helen Dil ve Kültürü’nün ‘’Makedonyalı İskender’’ tarafından yayılmaya başladığı dönemdir.

Eskişehir Yazılıkaya Yazıtları

Oysa ki Anadolu Frig Uygarlığı (MÖ 1200-800) olarak bilinen ve aslında İskit-Saka Proto-Türk Uygarlığı olan uygarlıkta yazı Helence ’den en az 300 yıl önce bu coğrafyada (Gordion Polatlı ve Eskişehir Yazılıkaya yazıtları) kullanılmıştır. Bugün ‘’Yunanca’’ diye bilinen yazının MÖ 402 yılında Atina'da tüm Hellen kavim ve halklarının ortak yazısı olarak kabul edilen Anadolu İyon alfabesinin ürünü olduğu nedense gündeme getirilmemekte.


Diğer antik dönem yazarların bahsettikleri destan paragrafları ya da bölük pörçük orada burada kalmış fragmanlar, papirüslerden elde ettikleriyle İlyada ve Odissey destanları ancak en erken 10.yy’da bir araya getirilebilmiş ve bu durum 16.yy’a dek sürmüştür.

Halikarnas Balıkçısı (1890-1973)

Halikarnas Balıkçısı’nın-Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın ‘Düşün Yazıları’ kitabında; “Anadolu'ya kıyas Yunanistan ve Atina'nın geriliği ve barbarlığı yalnız Homer zamanında ve ondan önceleri değil, fakat MÖ 6. asırda da mevcuttu... Bilim ve yazın MÖ 6.yüzyılda Milet'ten Atina'ya göçmüş (aynen değerli hocamız Prof. Dr. Fahri Işık’ın ilettiği gibi) ... Şimdiki İlyada'mız Peisistratos ‘un İlyada'sıdır...


Peisistratos zamanında birçok şeylerin eklendiğini ve çıkarıldığını görmek gerekir… Ayrıca Atina'nın yurtsever yayıncılarının ulusal destanının, Truvalılar için bir zafer ile bitmesine izin vermeleri de pek akla uygun düşmez. Onu sonradan değiştirmiş olmaları olasılığı çok büyüktür... Anadolu İyonya’sında (Milet-Efes-Foça-İzmir…) destan Atina’dan iki asır önce biliniyordu, mutlaka metin vardı, fakat hasır altı edildi... Homeros eserlerinde temizlemeye gidilmişti, ama kimin zalim ve barbarca davranışları silindi? Akaların mı, yoksa Truvalıların mı?’’


Yine Halikarnas Balıkçısı ‘’Anadolu Tanrıları’’ kitabında: "Uygarlığın Anadolu'dan günümüz Yunan anakarasına geçmesi MÖ 6.yüzyılda olmaya başladı. Ancak MÖ 560-527 yılları arasında, yani Atina'da Peisistratos zamanındadır ki, Homer’in eserleri Mora Yarımadası’na geçti ve Atina'nın Panathenaia festivallerinde belli bir sırayla okunmaya başlandı. İşte o zaman bu eserler, Atina'da kutsallaştırıldı ve oradan bütün Mora-Teselya coğrafyasına yayılarak ‘helenik’ bilinç ortaya çıkarılmaya çalışıldı..." der.

Geç Tunç Çağı’nın sonlarında Deniz Kavimlerinin Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’e yaptıkları göçler (PLOS journal, CC BY 2.5)

Yani, yaklaşık MÖ 1200'lerden itibaren Mora ve Teselya coğrafyalarından Anadolu kıyılarına mülteci ve sığınmacı olarak göç eden kavimlerin buralara uygarlık getirmedikleri, bilakis Anadolu'da karşılaştıkları yüksek uygarlığı öğrenip tekrar oraya taşıdıkları anlaşılmıştır.


Truva Savaşı’ndan (MÖ 1200) sonra destan hem 400 yıl boyunca sözlü olarak aktarılmış, hem de yaklaşık 700 yıl sonra Atina’ya gelmiş, bir de üstüne üstlük hem sansürlenmiş hem de ‘Helenleştirilmiş’. Hatta ‘kanun yapıcı’ lakaplı Atinalı Solon bile yazıyı MÖ 6.yy’da Anadolu Milet’te öğrenmiş.


Öte yandan Anadolu’da kurulmuş bulunan hemen hemen tüm antik şehir ve yerleşimlerin geçmişi kalkolitik ve neolitik devirlere (MÖ 5000-10.000) kadar uzanıyor. Yani Anadolu uygarlıklarının kökleri çok derinlerde.


Prof. Dr. Fahri Işık hocamız konuyu şöyle ifade ediyor: ‘’Anadolu İyon sanatının Doğu geleneğinde 'doğal, gerçekçi', Hellas Dor sanatının kendi geleneğinde ise 'ideal güzellikte, yapay' olmasında görülür temel fark. 'Atina Klasiği' ise gerçekçi ve doğal insan resminin bir yaratısı. Çünkü özünde duyguların doğalıyla dışa yansıması, harekete göre değişkenlik ve derinlik var; çünkü hepsi Anadolu İyon kültürü etkisi altında.’’


Özetle adamların ‘’kadın kurban etme’’, ‘’sansür’’, ‘’Sokrat’ın idam edilmesi’’ ve dönemin şehir birliklerindeki benzeri tiranik uygulamalarla öyle söylendiği gibi demokrasinin beşiği falan olmadıkları görülür. Çağımız felsefesinin öncülerinden ve akılcı akımı antik dönem Atina'sına taşıyan Protagoras ve Anaksagoras gibi Anadolu İyonya’lı düşünürler, umutla gittikleri MÖ 5. yüzyılın sözde altın çağ Atina'sında her şeyi akılla açıkladıkları için dinsizlikle suçlanır, eziyet görürler. Hani İyonlar Atinalıydı? Bu nasıl aynı halktan insanlardır ki kökten farklı düşünüp bilim ve uygarlık getirenlere eziyet ederler ??!

Milet - Millawanda (Hitit Dönemindeki kent ismi - MÖ 3.500-MÖ 550)

Ekrem Akurgal hocanın dediği gibi ‘’Demokrasinin gerçek anayurdu Anadolu’dur.’’ Yani Milet'tir.


MÖ 454 yılında Pers tehdidine karşı oluşturulan Attik-Delos (Atina) birliği Atina’ya taşınır; şehir devletlerinin aralarındaki anlaşmazlık sonucu bu birlik ancak 50 yıl sürer ve MÖ 404 yılında dağılır. Dikkat edilirse bu birlikte hiçbir Anadolu şehrinin yer almadığı görülür.


MÖ 1200’lü yıllarda meydana gelen Ege deniz göçleri ile Batı Anadolu’nun Helenlerce istilası sadece MÖ 5. yüzyılda Atina’da uydurulan propaganda amaçlı mitoslar, yani masallardır. Tıpkı günümüzdeki Suriyeli göçüne benzer şekilde; biraz önce de belirttiğimiz gibi, bu göçler MÖ 1200 dolaylarında Dor saldırılarıyla her şeylerini yitiren perişan Aka (Miken) halkı ile birlikte diğer kabilelerin bir umut arayışı, bir sığınma kaygısı olmuş.


Milet çok önemli; ünlü bir Homer bilgini, Alman filolog Joachim Latacz, “Avrupa’ya uygarlık veren ana kent Atina değil, Milet’tir” der.


Öyleki 18. Yüzyıldan buyana tüm Avrupalı (Alman, İngiliz, Fransız, Danimarkalı, vb.…) tarihçi, arkeolog, tarihi eser ve macera meraklıları köken arayışları için Truva ve Hattuşa başta olmak üzere hep Anadolu’ya gelmişler ve birçok tarihi eseri de adeta kaçırırcasına kendi ülkelerine götürmüşlerdir. Bu eserlerin tümü hukuk kanalıyla geri alınacaktır !


Bu tarihsel gerçekler bir bakıma ‘’batı destekli’’ günümüz Yunanistan’ının Doğu Akdeniz’ deki doğal kaynaklar ve kıta sahanlığı konusundaki abartılı-maksimalist iddia ve yaklaşımlarında da (Megali İdea) kendini gösterir. Yapılacak şey, tarihi bilmek, sahip çıkmak ve kesinlikle taviz vermeden hukuki kanallarını kullanarak girişimler yapmaktır.


Kaynaklar:

Uygarlık Anadolu’da Doğdu – Prof. Dr. Fahri Işık

Mitoloji Sözlüğü – Azra Erhat

Anadolu Tanrıları – Halikarnas Balıkçısı

Düşün Yazıları – Halikarnas Balıkçısı


2. Bölümün sonu...

31 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page