top of page

Kul Nesîmî

Güncelleme tarihi: 14 Oca

Doğum ve ölüm tarihleriyle nereli olduğu kesin olarak bilinmemekte. İsim benzerliğinden dolayı uzun süre Seyyid Nesîmî ile karıştırılan Kul Nesîmî’nin asıl adının Ali olduğu, “Mahlasım Nesîmî ismim Ali’dir” mısrasından anlaşılıyor. (Öztelli, Onyedinci Yüzyıl Tekke Şairi Kul Nesîmî, s. 8, 28).


Soyunun 14. yüzyılda yaşamış Said Emre’den geldiğini, “Ceddim Saîd Emre’dir / Neslinde saîd olur” mısralarında bizzat kendisi söylemekte (Köprülü, II/42 [1927], s. 2).


Kul Nesîmî, “Nesîmî” takma adını (mahlasını) Seyyid Nesîmî’ye duyduğu hayranlıktan dolayı almış, “Ben ol sâdık kulam ki Ca‘ferî’yem / Hakîkat söylerem ben Haydarî’yem” mısralarıyla da Ca‘ferî ve Haydarî olduğunu belirtmiş. (Öztelli, Onyedinci Yüzyıl Tekke Şairi Kul Nesîmî, s. 62).


Câferîlik ya da Câʿferîyye, İslam dininin Şii fıkıh mezheplerinden biri; ismini kurucusu olan Ca'fer es-Sâdık'tan (699-765) almış. Tarihsel süreçte başta İran olmak üzere Azerbaycan ve Irak'ta yaygınlaşmış. Yer yer Türkiye'nin Kars, Iğdır gibi illerinde ve bazı İslam toplumlarında görülmekte. Câferîlik'teki fıkıh ilkeleri, Kur'an ve sünnetten çıkarılıyor. Sünnîlik ve Şiîlik arasındaki farklılık, Şiîliğin Muhammed'den sonraki ilk yöneticinin hem peygamberin vasiyetiyle, hem de ilâhî seçimle Hazret-i Ali olması gerektiğine inanılması.


İran coğrafyasında hüküm süren Türk devletlerinden Safevi Devleti (1501-1736) ve Afşar Devleti (1736-1796) devletin resmi mezhebi olarak Câferîliği benimsemiş. Afşar Hanedanı'nı kuran Nadir Şah, 1736'da Safevî döneminde tavsiye edilen Ebu Bekir, Ömer ve Osman bin Affan'ın lanetlenmelerini yasaklamış ve bunun karşılığı olarak Osmanlı Devleti'ne bir teklif sunup Afşar imâmiliğinin Câferîlik olarak adlandırılmasını ve diğer dört Sünnî fıkıh mezhebiyle birlikte beşinci bir fıkıh mezhebi olarak kabul edilmesini önermiş ancak Câferîliğin beşinci bir fıkhî mezhep olarak kabul edilmesi Sünni Osmanlı tarafından reddedilmiş.


Kul Nesîmî, Seyyid Nesîmî’nin Sünni İslam anlayışına aykırı fikirlerinden ötürü (ki bu fikirler Tanrı'nın İnsan'da tecelli ettiği yönündeki tasavvufi anlayışa dayanır) Memluk Sultanı'nın emriyle idam edilişini (1418 [?]) dile getirdiği bir gazelinde, “İki yüz altmış dört yıldan sonra / Bu nazm ile bunu ettim izhâr” diyerek (a.g.e., s. 76) 1680 yılında hayatta olduğunu açıkladığı tahmin ediliyor.


Ayrıca Kul Nesîmî’nin bir kısım şiirlerinin 17. yüzyılda yazılmış cönklerde yer alması, bu yüzyılda yaşamış başka şairlerin ona nazîreler yazması ve Osmanlı-Safevi Türk devletleri arasında, Anadolu ve İran coğrafyalarında, 1514-1746 yılları arası cereyan eden savaşlarla ilgili bazı tarihî olayların izlerine rastlanması onun 17. yüzyılda yaşadığı olasılığını güçlendirmekte. Bazı tarihî kaynaklardan, Anadolu’daki Kızılbaş-Alevi topluluklarının Türk Safevi Devleti (1501-1736) Şah İsmail lehine başlattıkları ayaklanmalarda Pîr Sultan gibi önemli rol oynayan şairlerden birinin de Kul Nesîmî olduğu anlaşılmakta.


İyi bir eğitim gördüğü ve şiirlerinde çeşitli âyetlerin yer almasından Arapça ve Farsça bildiği anlaşılan Kul Nesîmî şiirlerinde Anadolu Türkçesi'ni oldukça iyi kullanan güçlü bir şair. Hz. Ali sevgisi, on iki imama bağlılık içeren Ca‘ferî-Alevî inancı şiirlerinde önemli bir yer tutuyor. İnsanî aşk, şiirlerinde yer verdiği diğer bir konu. Ayrıca didaktik içerikte ve nasihat türünde şiirleri de görülüyor. Daha çok aruz veznini kullanan Kul Nesîmî, bu tarz şiirlerinde aynı vezni kullanan diğer saz şairlerine göre daha başarılı olmakla beraber asıl şairlik gücünü hece vezniyle yazdığı şiirlerde göstermiş. Dilinin sade, üslûbunun doğal oluşu ve duygularındaki içtenlik şiirlerinin halk tarafından ilgi görmesinin belli başlı nedenleri.


Seyyid Nesîmî’nin şiirleriyle karışan bazı manzumelerinde bu şairin etkisi açık bir şekilde görülüyor. Dinî-tasavvufî şiirlerinden birkaçı tekkelerde makam eşliğinde ilâhî olarak okunmuş. Hece ve aruz vezniyle yazdığı 100’den fazla şiiri Cahit Öztelli tarafından çeşitli cönklerden toplanarak ''17. Yüzyıl Tekke Şairi Kul Nesîmî'' adıyla yayımlanmış (Ankara 1969).


Kul Nesîmî'nin muhteşem dizelerinden bazı örnekler


BEN YİTİRDİM BEN ARARIM

Ben yitirdim ben ararım / Yâr benimdir kime ne / Gah giderim öz bağıma / Gül dererim kime ne

Gâh giderim medreseye / Ders okurum Hak için / Gâh giderim meyhaneye / Dem çekerim kime ne

Sofular haram demişler / Bu aşkın şarabına / Ben doldurur ben içerim / Günah benim kime ne

Ben melâmet Hırkasını / Kendim giydim eğnime / Ar ü namus şişesini / Taşa çaldım kime ne

Sofular secde ederler / Mescidin mihrabına / Yâr eşiği secdegâhım / Yüz sürerim kime ne

Gâh çıkarım gökyüzüne / Hükmederim kaftan kafa / Gâh inerim yeryüzüne / Yâr severim kime ne

Kelp rakip böyle diyormuş / Güzel sevmek pek günah / Ben severim sevdiğimi / Günah benim kime ne

Nesimî'ye sordular ki / Yârin ile hoş musun / Hoş olayım olmayayım / O yâr benim kime ne


https://www.youtube.com/watch?v=YnKI_7WY3nE - Neşet Ertaş - Haydar Haydar (Ben Melamet Hırkasını)

https://www.youtube.com/watch?v=cMKYkbYz2ow - Müzeyyen Senar - Haydar Haydar (Ben Melamet Hırkasını)


Ondörtbin Yıl Gezdim Pervanelikte,

Sıdkı İsmin Duydum Divanelikte

İçtim Şerabını Mestanelikte,

Kırkların Ceminde Dara Düş Oldum

Kırkların Ceminde

Haydar,Haydar Haydar Haydar,

Haydar Haydar Haydar Haydar,

Dara Düş Oldum.

 

Yürü Hü Naciye Özünü Kattım,

Adem Sıfatından Çok Geldim Gittim.

Bülbül Oldum Firdevs Bağında Öttüm.

Bir Zaman Gül İçin

Zara Düş Oldum.

Bir Zaman Gül İçin,

Haydar Haydar Haydar Haydar,

Haydar Haydar Haydar Haydar,

Zara Düş Oldum.


YANDI YÜREK YÂR ELİNDEN

Yandı yürek yâr elinden / Bilmem yara ne edeyim / Takatım yok dosta varam / Çare bilmem ne edeyim

Bir yara dışardan olsa / Halk ona bir merhem çalar / Benim yaram içerdendir / Çare bilmem ne edeyim

İki hekim geldi üstüme / Biri dilli birisi lal / Dilliye cevap veremedim / Bilmem ki lala ne deyim

Nesimi'ye dediler ki / Derdine bir derman ara / Bize derman Hakk'tan ola / Çare bilmem ne edeyim


UYKUDAN UYANMIŞ ŞAHİN BAKIŞLIM

Uykudan uyanmış şahin bakışlım / Dedim sarhoş musun söyledi yok yok / Ak ellerin elvan elvan kınalım /

Dedim bayram mıdır söyledi yok yok / Dedim ne gülersin dedi nazımdır / Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür /

Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür / Dedim ver öpeyim söyledi yok yok / Dedim aydınlık var dedi aynımda / Dedim günahım çok dedi boynumda / Dedim mehtab nedir dedi koynumda / Dedim ki göreyim söyledi yok yok

Dedim vatanın mı dedi ilimdir / Dedim bülbül müdür dedi dilimdir / Dedim Nesimi Şah dedi kulumdur /

Dedim satar mısın söyledi yok yok


CANIM ERENLERE KURBAN

Canım erenlere kurban / Serim meydanda meydanda / İkrarım ezelden kadim / Canım meydanda meydanda

Yanarım yoktur dumanım / Gönlümde yoktur gümanım / Al malım bağışla canım / Varım meydanda meydanda

Kellem koltuğuma aldım / Kan ettim kapuna geldim / Ettiğime pişman oldum / Darım meydanda meydanda

Münkir rakipten kaçın / Müminim hülle don biçin / Ben bülbülüm bir gül için / Zarım meydanda meydanda /

Gerçek olan olur gani / Gani olan olur veli / Nesimi'yem yüzün beni / Derim meydanda meydanda


(Buradaki ''Nesimi'yem yüzün beni /Derim meydanda meydanda'' mısraları hayranı olduğu Seyyid Nesîmî’nin Memluk Sultanı emriyle derisinin yüzülerek idam edilmesi nedeniyle onun anısına söylenmiş mısralar olarak karşımıza çıkmakta...)


ŞEM'E DÜŞEN PERVANELER

Şem'e düşen pervaneler / Gelsin bir hoşça yanalım / Aşka düşen divâneler / Gelsin bir hoşça yanalım

Yanmaktır bizim kârımız / Harcedelim hep varımız / Pervaneler yaranımız / Gelsin bir hoşça yanalım

Varın söylen şol bülbüle / Neden âşık olmuş güle / Ermek istersen ol Kül'e / Gelsin bir hoşça yanalım

Bülbül yuvan yıkıldı mı / Yavrun yere döküldü mü / Ölüm sana dokundu mu / Gelsin bir hoşça yanalım

Nesimî döğünsün taşlar / Akıtalım gözden yaşlar / Hak tariktir hey kardaşlar / Gelsin bir hoşça yanalım

 

SORMA MEZHEBİMİZİ

Sorma be birader mezhebimizi / Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır / Çağırma meclis-i riyaya bizi /

Biz şerbet bilmeyiz dolumuz vardır / Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz / Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz /

Hakikat bağında hata bilmeyiz / Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır / Bizlerden bekleme zühd ü ibadet /

Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet / Tevalla olmaktır bize alamet / Sanma ki sağımız solumuz vardır

Ey zahit surete tapma hakkı bul / Şah-ı velayete olmuşuz hep kul / Hakikat şehrinden geçer bize yol /

Başka şey bilmeyiz Ali'miz vardır / Nesimi esrarı faş etme sakın / Ne bilsin ham ervah likasın hakkın /

Hakk'ı bilmeyene Hak olmaz yakın / Bizim Hak katında elimiz vardır


GEL BENİ AĞLATMA ŞAH'IM

Gel beni ağlatma Şah'ım / Ben sana kullar olayım / Gel bana ceylan bakışlım / Ben sana kullar olayım /

Bir gonca bülbülün idim / Geldim dalında ötmeye / Şânına ağlatma düşmez / Ben sana kullar olayım /

Açtım zülfümü telinden / Zülüfün ucu mâh gibi / Kesip de yabana atma / Ben sana kullar olayım /

Nesimî cân Nesimî  / Derdime bir çâre kıl / Ezelden seni sevdim / Ben sana kullar olayım


Çağının çok ötesindeki ''Güzel İnsan'', ''Güneş İnsan'' Kul Nesîmî'nin aziz anısına saygıyla....


Kaynaklar

Sadettin Nüzhet [Ergun], Bektaşî Şairleri, İstanbul 1930, s. 295-299.

Cahit Öztelli, Onyedinci Yüzyıl Tekke Şairi Kul Nesîmî, Ankara 1969, s. 3-19.

M. Fuad Köprülü, “Said Emre”, Hayat, II/42, Ankara 1927, s. 2.




69 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page