top of page

HAZİRAN 2024 ROTAMIZ

27 Mayıs – 04 Haziran arasında yaptığımız Türkiye’mizin tarihi bölgelerini içeren arkeo-gezi rotamız ile ilgili bilgileri sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Gezi notlarının sonunda, ziyaret ettiğimiz bölgelerle ilgili youTube videolarını da bulabilirsiniz.

Magnesia Antik Kenti


Aydın’a 45 kilometre uzaklıkta olan Menderes Magnesiası, Gümüş dağı eteğinde, Menderes ırmağının bir kolu olan Gümüşçay kenarında MÖ 4.yüzyılda kurulmuş. Antik kaynaklara göre Teselya’dan göç eden ve Anadolu’ya ilk gelen kavimler arasında sayılan Magnetler yerleşmiş. Magnetler, Anadolu-Likyalı Leukippos adındaki efsanevi liderin yol göstericiliğinde ve şaman Apollon’un kehaneti doğrultusunda Girit Adası üzerinden Anadolu’ya gelirler. O zamanlarda körfez olan bugünkü Bafa Gölü ve Samsun Dağı yöresinden karaya çıkarlar ve sonradan Magnesia adını alacak olan kenti ele geçirirler. Magnesia aktif olduğu süre boyunca Persler, Büyük İskender, Seleukos ve Bergama Krallıkları tarafından yerleşim yeri olarak kullanılmış. Efes, Priene ve Tralleis gibi zengin kentlerin arasında kalmasından dolayı ticari ve stratejik olarak tercih edilen bir kent olmuş. Magnesia, Bergama Krallığının Roma himayesine geçmesinden sonra tam anlamıyla bir Anadolu-Roma kenti olmuş ve mimari yapısı da o günden sonra değişmeye başlamış. Yerleşim yerinin geçmişi MÖ 1200’lere kadar gitmekte; bu dönemde Menderes ırmağının taşkınlarından dolayı ortaya çıkan salgın hastalıklar kente duyulan ilgiyi azaltmış ve sonrasında bir dönem terk edilmiş. Efes’ten sonra en büyük ikinci antik kent olduğu düşünülen Magnesia, kentin çevresini saran surların 1,5 kilometrelik bir alanı kapsadığı bilinmekte. Günümüzde surların sadece küçük bir bölümü ayakta kalabilmiş.

Kentteki kazı çalışmaları halen devam ettiğinden dolayı ayağa kalkmayı bekleyen yüzlerce sütün bloklar yerlerde dağılmış bir vaziyette. Kentin baş tanrıçası Anadolu’nun Artemis’i. Yani Leto Ana’nın ikizleri Apollon-Artemis kardeşler. Leto-Artemis-Apollon Anadolu-Likya (Lycia-Lukkia) kaynaklı olup üçlü olarak tapkı görür. Apollo Güneş’i, Artemis Ay’ı temsil eder ve Lukkia da ‘’Kurtların Ülkesi’’ demek. Apollo’nun lakabı Lykos da Kurt demek iken Ay’ın hayvanı da Kurt’tur. Likya dilinde (Likçe) Artemis’e Ertemi derler; zamanla Artemis olmuştur. Zaten Anadolu-Mezopotamya kültürlerinde tüm tanrıçalar ana tanrıçadan bölünerek çoğalır ve sonraki etkilenen kültürlere geçer.


Bafa Gölü ve 8000 Yıllık Kaya Resimleri

Herakleia Antik Kenti, bugünkü Kapıkırı Köyü içerisinde kalmakta, Milas’a 39 kilometre uzaklıkta. Kent, Antik Çağ'da Ege Denizi’nin bir uzantısı olan Latmos Körfezi kenarındaymış. Ancak Menderes Nehri’nin getirdiği alüvyonlarla dolması sonucu körfez bu günkü Bafa Gölü’ne dönüşmüş. Kent, coğrafi olarak İonya ile Karya sınırında hatta İonya bölgesinde yer almasına rağmen karekter ve tarihi geçmişiyle tipik bir Anadolu-Karya şehri olarak kabul görmüş. İsmi ünlü Lidya hanedanı (Heraklesoğulları) hükümdarı Herakles’ten geliyor. Pers döneminde Karya satrabı Bodrum-Halikarnaslı Mausolos’un eline geçiyor; daha sonra İskender ve Selevkoslar dönemi geliyor. MÖ 1.Yüzyıl cıvarında denizle ilişkisi kesiliyor ve eski önemimi yitiriyor. Kentte İskender (Helenistik) dönemi ve Doğu Roma dönemi kalıntı ve surlarına rastlamak mümkün. Beşparmak dağları ise tektonik-volkanik kayalarla dolu ve bu kayaların üzerinde Doğu Roma dönemi Hristiyan inancını yansıtan resim ve betimlemeler de var. Tam Yediler Manastırı’nın bulunduğu çevrede. 7.yüzyılda Arap istilalarından kaçan hıristiyan keşişlerin saklanmak için yaptığı düşünülüyor…


Karya Yolu ise, ismini bu antik bölgemizden alan, 46 etaba ve yaklaşık 800 kilometrelik patika yoluna sahip Türkiye'nin en uzun yürüyüş yolu. Aydın’ın Çine ilçesinden başlayarak Muğla’nın yarımadalarının tamamından geçen rota, çeşitli köy ve kasabalara, koylara, tepe ve dağ yollarına ve antik kentlere de uğramasından ötürü Türkiye'den ve yurtdışından gelen pek çok yürüyüşçüyü çekmekte...

Aydın ve Muğla topraklarına yayılan Antik Dönem’in kutsal dağı Latmos’taki mağaralarda Neolitik Dönem’e tarihlenen çok sayıda kaya resmi bulunuyor. Çoğu kırmızı renkteki bu resimlerde insan figürleri öne çıkıyor. Geçen gezimizde göremediğimiz bu resimleri bu kez görmeyi hedefliyoruz. Kapıkırı Ada Pansiyon’un sahibi Sayın Nail Duran bey ve yeğeni Murat Zeybek bize yardımcı oluyor.


1994 yılında yörenin köylü ve çobanları tarafından bulunuyor. Daha sonra ise bu değerli keşfi duyan Alman arkeolog Anneliese Peschlow-Bindokat'ın önemli çalışmaları ile tüm dünyaya duyurulmuş oluyor.


Latmos kaya resimleri yaklaşık 1400 metre yüksekliğe sahip Beşparmak Dağı’nın zirvesi olan ve her yönden görülebilen Tekerlek Tepe’nin etrafına konuşlanmış durumda. Anneliese Peschlow Bindokat’a göre Beşparmak Dağı, Anadolu’nun (Küçük Asya’nın) kutsal dağlarından biri olup kaya ve su kültlerinin merkezi. Yakın zamana kadar kurak geçen yıllarda tepeye kadar törenlerin düzenlenip yağmur dualarının yapılması ise kült merkezi özelliğinin günümüzde de sürdürdüğünün bir göstergesi. 500’e yakın insan figürünün bulunduğu bu kaya resimlerinden bazılarında kırktan fazla figür betimlemesi bir arada bulunurken bazılarında nadiren de olsa tek figürlü resimler karşımıza çıkıyor.


Kaya resimlerinin hemen hepsi kırmızı boyayla yapılmış. Boyalar Latmos bölgesinde bulunan demir oksit ve hematitten elde edilmiş.


Hangi mağaralarda bulunuyor?


Balıktaş ve Kerdemlik konumları ile Karakaya Köyü (Karadere Mağarası ya da Oyuğu) ise Latmos dağ tanrılarının betimlenmiş olması nedeniyle kaya resimlerini görmek için en çok ziyaret edilen mağaralar arasında yer alıyor. Konumları açısından çokça ziyaret edilse de bu mağaralar tek başımıza bulabileceğimiz yerler olmadığı için bize rehberimiz Murat Zeybek yardımcı oldu ve Kerdemlik ve Karakaya kaya resimlerine ulaşmamızı sağladı. Kerdemlik Mağarası’na da Muğla’nın Milas ilçesi Kapıkırı Köyü, Gölyaka Mahallesi’nden muhteşem Bafa Gölü ve Latmos Dağı manzaralarının eşlik ettiği bir yürüyüş ve kısa ama zorlu bir tırmanış ile ulaşıyoruz.


Karadere Mağarası’na ise Aydın’ın Söke ilçesi Karakaya Köyünden arazi aracı ile ya da Kapıkırı'dan başlayan ve antik patikalardan oluşan muhteşem bir yürüyüş parkuru ile ulaşılabiliyor. Biz yaklaşık 1 saatlik bir araba yolcuğu ile Karakaya Köyüne gidip oradan yürümeyi tercih ettik. Değerli rehberimize yardımları için çok teşekkür ediyoruz.


Latmos kaya resimleri bakımından özel bir yeri olan Karadere, büyüleyici etkisiyle diğer kaya resimlerindeki aile sahnelerinden çok farklı bir öneme sahip. Mağara yaklaşık olarak 450 metre yükseklikte bir dere yatağının kuzey yamacında, düzlükte yer alıyor. Etrafı yüksek kaya bloklarıyla çevrili ve bu doğal kaya blokları, size kutsal bir alana girdiğiniz hissini veriyor. Avlunun kuzey duvarına yaslanmış bir kaya bloğu içerisine çizilen 14 figür, Anneliese Peschlow-Bindokat tarafından “Latmos dağ tanrıları” ya da “Latmos panteonu” olarak yorumlanmakta. Peschlow-Bindokat bu görüşü şu gözlemle destekliyor: “Mağara girişindeki kaya zemininde insan eliyle yapılmış çanak biçimli bir oyuk bulunmakta olup bu oyuk içerisinden yüzümüzü dağın sırtına doğru döndüğümüzde dağın zirvesi olan Tekerlek Tepe, ‘kutsal taş’ görülmekte, diğer zirveler ise mağarayı çevreleyen doğal duvarların arkasında kaldığından görülmemektedir.” 


Anadolu’nun tarih öncesi arkeolojisine dair en önemli keşiflerinden biri olma özelliğini kazanan kaya resimleriyle ilgili çalışmalarını sürdüren Alman arkeolog Dr. Anneliese Pecshlow Latmos kaya resimlerinde çok sayıda insan figürünün çiftler ve gruplar halinde betimlenmesi, araştırmacının yorumuna göre bereketlilik ve ilkbahar törenleri, geçiş ritüelleri veya düğün-birleşme törenlerini yansıtmakta. Pecshlow, Batı Anadolu’nun erken dönemlerine ait bu resimleri, tüm dünyada örnekleri bulunan kaya resim sanatı içerisinde “benzersiz” olarak nitelendiriyor.


Bölgedeki Neolitik kaya resimleri sadece Kerdemlik, Balıktaş ve Karadere ile sınırlı değil. Anneliese Peschlow-Bindokat’ın kitaplarında sekiz farklı bölgeden ve 170 farklı kaya resminden bahsediliyor. Bunların tümünü görmek istiyoruz ve Ekim 2024 için bir yürüyüş rotası programı planlıyoruz.

Kaya resimlerinin cıvarındaki maden arama çalışmaları ise bu kadim kültür varlığımızı tehdit eder nitelikte. Bunun önlenmesi için tüm yetkilileri ve vatandaşlarımızı sahip çıkmaya ve göreve davet ediyoruz.


Euromos Antik Kenti

Muğla’nın Milas ilçesinde yer alan Euromos Antik Kenti, antik dönemde Karia birliğinin önemli kentlerinden biri. Bodrum’da mozole anıtı bulunan Karya’lı hükümdar Mausolos tarafından (MÖ 3.yüzyıl) yerleşim alanı haline getirilmiş. Yapılan kazılarda ortaya çıkan buluntular kent tarihini MÖ 1200’lere kadar götürüyor.


Siyasi egemenliğin hep çekişme konusu olması sebebiyle Euromos, tarihi boyunca kargaşalardan oldukça etkilenmiş. Çevresindeki düzensizlikler nedeniyle yapıların inşası, birçok yerde yarım kalmış. Ancak kentin mevcut mimari kalıntıları, tüm olumsuzluklara rağmen, Euromos’un önemli bir kent olduğunu kanıtlar nitelikte.

Kentin en görkemli yapısı, Zeus Tapınağı. MS 130-140 yılları arasında inşa edilen tapınak, Anadolu’daki en iyi korunmuş tapınaklardan biri. Toplam 35 sütunlu yapının 16 sütunu, üst kirişleri ile birlikte hala ayakta duruyor ancak yivleri hiç açılmamış 3 sütunun varlığı, bu tapınağın hiçbir zaman bitirilmemiş olduğuna kanıt olarak gösteriliyor olsa da görülmeye değer.


Euromos’un diğer önemli yapıları olan agora, surlar, hamam, tiyatro, şapel ve nekropoller, kentin tarihsel doku ve mimari zenginliğini ortaya koyuyor ve bazıları geç Doğu Roma dönemine işaret etmekte. Bulunduğu ovanın hemen üzerindeki tiyatrosu ile ilgili kazı çalışmaları halen devam etmekte.


İasos Antik Kenti

Muğla/Milas’da bulunan antik kente, günümüzde şirin bir sahil köyü olan Kıyıkışlacık ev sahipliği yapmakta. Geçmişi Orta Tunç çağına (MÖ 3000) kadar dayanan çok eski bir Karya dönemi (MÖ 1100-MÖ 545) liman kenti İasos.


Kente sonradan Milet (Miletos)’ten gelen göçmenler yerleşmiş. Kalıntıların önemli bir bölümü Karya, Büyük İskender ve Roma dönemlerine ait. Kentin baş tanrıları Apollon ve Artemis imiş. Şarap Tanrısı Dionysos adına da festival düzenleniyormuş. Kent bu festivalleri ile müzik ve tiyatro merkezi olarak tanınmış.


Önceleri bir ada kenti olduğu düşünülen yerleşke zaman içerisinde ana karaya bağlanmış ve günümüzde bir yarımada görünümünde. İasoslular bir ada halkı olduklarından denize ve balıkçılığa düşkünlükleriyle bilinirlermiş.

Kent ile ilgili bir diğer öykü ise Yunusa binen çocuk öyküsü. Günlük spor eğitimlerini tamamlayan gençler temizlenmek için denize girerlermiş. Denize giren ve sürekli bir yunusla açıklara gidip gelen çocuğun hikayesini duyan Büyük İskender, bu çocuğu Babil’de Poseidon tapınağına rahip olarak atamış. Ve o günden sonra bu öyküden etkilenen İasos kentlileri ‘’Yunusa tutunan çocuk’’ tasvirini paralarında bile kullanmışlar.


Balık Pazarı Müzesi (Tapınak cepheli anıt mezar)

İtalyan arkeologların yanlışlıkla Balık Pazarı olarak adlandırdıkları yapı kompleksi, dörtgen bir alanın ortasında tapınak biçiminde düzenlenmiş anıt mezar ve bunu çevreleyen kemerli revaklardan oluşuyor. 2. yüzyıla tarihlenen anıt mezarı kimin yaptırdığı henüz bilinmiyor.


Mozaikler Evi

2. yüzyıl Roma döneminde inşa edilen görkemli yapı, tepede müthiş bir konuma sahip. Mermer döşeli ve üç yanı geometrik mozaiklerle kaplı, sütunlu bir avlusu var. Mozaikleri göz kamaştırıyor.


Sahil kıyısında güzel balık restoranları bulunuyor ve denize girmek te mümkün. Huzurlu ve sakin bir gün geçirmek istendiğinde konaklama için bir butik otelde bulunuyor.


İasos’un bir özelliği de sınırları içinde koruma altına alınan bir Kuş Cenneti’ni barındırıyor olması. İasos’taki Güllük Sazlığı ile Kuş Cenneti’nde görülen sakarmeke, angut, yaban ördeği, pelikan ve balıkçıl kuşlar özellikle kuş gözlemciliği yapanların ilgisini çekiyor.


İasos antik kenti ve Kıyıkışlacık doğal çevresi ile birlikte oldukça etkileyici bir antik kentimiz. Mutlaka gidip keyfini çıkarmanızı öneririz.


Labranda Antik Kenti


Muğla’nın Milas ilçesinin 15 km kuzeyindeki Kargıcak Köyü yaylağında konumlanan Labranda Antik Kenti, asırlardır doğal dokusunu koruyan bir ören yeri.

Anadolu’nun güneybatısında yaşamış Karyalılar için önemli bir inanç merkezi olan Labranda Antik Kenti’nin tarihi, MÖ 6. yüzyıla kadar dayanıyor. “Çift Baltalı Tanrı” Labraundos kültünün kökeninin, su kaynağı ve tapınak terasının hemen üzerindeki ortadan ikiye yarılmış büyük kayaya dayandığı düşünülüyor. Milas’tan başlayan ve “Kutsal Yol” olarak adlandırılan 14 km uzunluğunda ve 8 m genişliğindeki taş kaplamalı bir yol ile ulaşılan Zeus Labraundos’un kutsal alanındaki en eski buluntuların MÖ 5. yüzyıla ait olduğu biliniyor.


MÖ 4. yüzyılda kente en parlak dönemini yaşatan Karia Satrapı Mausolos (MÖ 377-354) ve kardeşi İdrieus (MÖ 351-344); Labraunda’yı bir aile kutsal alanı haline getirip, kutsal alanda her yıl 5 gün süren dinsel bayramların kutlanmasını geleneksel hale getirmişler. MÖ 355 yılında yapılan kutlamalar sırasında bir suikastten kıl payı kurtulan Mausolos, kentte büyük bir imar faaliyeti başlatmış, Zeus Tapınağı da dahil olmak üzere bir dizi anıtsal yapı yaptırmış.


Helenistik dönemde (MÖ 3.-1. yüzyıllar) sadece bir çeşme yapısı inşa edilmiş olan kutsal alanda; MS 1-2 yüzyıllarda Kuzey Stoa yeniden inşa edilmiş ve 2 hamam yapısı ile birkaç yapı daha eklenmiş. 4. yüzyılda, yöre halkının Hristiyanlığı kabul etmesi ile Doğu Propylon yakınında bir Bizans Kilisesi yapıldığı biliniyor. Yine 4. yüzyılda gerçekleşen yangın nedeniyle kutsal alan kült yeri olmaktan çıkmış. Günümüzde ise Milas’a kadar uzanan 8 m genişliğindeki kutsal yolun izleri, sadece birkaç yerde korunabilmiş hâlde.


Labranda’nın bu zengin ve büyüleyen tarihi, bugüne kadar ulaşan yapıları ile birleştiğinde olağan üstü bir kültür anısı olarak kalıyor. Kent, herkesin mutlaka gezi rotasına eklemesi gereken bir yer.


Afrodisias-Geyre-Karacasu-Aydın


Aydın İline bağlı Karacasu ilçesinde yer alıyor. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’ten alan Afrodisias özellikle Roma çağında Afrodit tapınımı ile ünlenmiş antik bir kent olup, günümüzde de çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biri. Afrodit Kültü, inanışının kökleri ise kadim Anadolu, Ortadoğu (Mezopotamya) kültürlerine dayanıyor.

Sonraki devirlerde üzerine tiyatro yapılan höyük, MÖ 5000’lere kadar giden tarih-öncesi bir yerleşme. MÖ 6. yüzyılda Afrodisias küçük bir köymüş. İlk Afrodit tapınağı da bu devirde yapılmış. Bu görünüm MÖ 2. yüzyılda hippodamos-ızgara planlı kentin kuruluşu ile değişmiş.


Bu devirde kentte, yaklaşık bir kilometrelik bir alana yayılmış 15.000 civarında insan yaşamaktaymış. MÖ 1. yüzyılda Roma İmparatoru Augustus Afrodisias kentini kişisel koruması altına almış. Bugün ayakta kalan anıtlar ondan sonraki iki yüzyıl içinde yapılmış.


Tiyatro ve tapınak arasında etrafı sütunlarla çevrili iki meydan var (Tiberius Portikosu -üstü örtülü, önü sütunlu açık galeri- ve Agora). Antik dünyanın en iyi korunmuş stadyumu ise kentin kuzey ucunda yer alıyormuş. MS 3. yüzyılın sonlarında Afrodisias Roma İmparatorluğu Karya Eyaletinin başkenti olmuş. MS 4 yüzyılın ortalarında da kentin etrafı surla çevrilmiş. MS 6. yüzyıldan itibaren bayındır halini ve önemini kaybetmeye başlıyor ve Afrodit Tapınağı kiliseye dönüştürülüyor. Küçük bir kasabaya dönen kent 12. yüzyılda tamamen terk edilmiş.


Bu kent antikçağın önde gelen mimarlık, sanat, heykeltıraşlık ve tapınma merkezlerinden! Bizanslı yazar Stephanos, kentin kuruluşunu MÖ 13. yüzyıla kadar dayandırmış.


Karacasu ilçesinin 12 km. güneydoğusunda bir Anadolu Karya kenti olarak kurulan Afrodisias, altın çağını Anadolu-Roma döneminde yakalamış. Bu dönemde olağanüstü güzellikte mermer heykeller ve yapılar inşa edilmiş ve Afrodisias stili olarak bilinen bir sanat ekolü de gelişmiş.


Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda kentte mimarlık ve heykeltıraşlığın yanı sıra tıp ve astronomi alanlarında da çalışmalar yapıldığı belirlenmiş.

Kentte görülebilecek başlıca yapı kalıntıları, MS 2. yüzyılda İmparator Hadrian zamanında yapılan hamam, büyük havuzlu agora, MÖ 1. yüzyılda Tanrıça Afrodit için yapılan tapınak, stadyum, tiyatro, tiyatro hamamı, odeon (küçük sahne), piskopos sarayı, felsefe okulu.


Bölge Bronz Çağı içinde önemli bir yerleşim alanı. Afrodisias ören yeri içinde bulunan ve Arkeolojik araştırmalar yapılan Akropol ve Pekmez Tepe höyükleri, Bronz Çağının bütün tabakalarını kapsayan önemli buluntular vermişler.


İç Anadolu Bronz Çağı (MÖ 3300-MÖ 1200) uygarlıkl ürünleriyle bir arada çıkan bu buluntular, bölgede gelişmiş ticaret ve kültür alışverişi olduğunu belgelemekte. Ayrıca, Güzelbeyli Köyü sınırları içinde bir erken Bronz Çağı Nekropolü de tespit edilmiş. Afrodisias kazılarında, Akropol Tepe Höyüğü ve Afrodit Tapınağı çevresinde Demir Çağı, Lidya tipi seramik veren tabakalar, Arkaik ve Klasik Dönem yerleşimi tespit edilmiş.


MÖ 1000’lerde bölgenin en önemli Antik Kenti olan Afrodisias’ta Anadolu-Mezopotamya kökenli Tanrıça İnanna (Sümer) Tanrıça İştar, Aştarte, Anadolu kökenli Tanrıça Kybele, Demeter, Artemis, Umay, Arinna-Kubaba (Hatti-Hitit) ve yine Anadolu kökenli olup sonradan Helen kültürüne geçen Tanrıça Afrodit kültlerinin birleşmesinden oluşan doğa ve bereket tanrıçası nitelikli Afrodisias Afroditi kültü gelişmeye başlamış ve Afrodit Tapınağı kurularak şehir bir kült (inanç) merkezi haline gelmiş.


Afrodisias, yakın çevresinde bulunan mermer ocaklarının kullanımı ile önemli bir plastik sanatlar merkezi haline de gelmiş.


Öyle ki, kent sanatçıları kendilerine özgü “Manierist Stil - Üslupçuluk” denilen yontu ekolünü yaratmışlar. Bölge MS 4. yüzyıla kadar gelişmeye devam etmiş ve önemini korumuş.


Bizans Dönemi’nde Afrodisias Karya Bölgesi Baş Piskoposluğu haline getirilmiş. MS 6–11. yüzyıllarda bölge siyasi, dini ve ekonomik sıkıntılarla Vizigot ve Arap akınları yüzünden önemini yitirmiş. Bizans kaynaklarına göre 11–13. yüzyıllar arasında bölgeyi dört kez Selçuklular ellerine geçirmişler ve Karacasu toprakları Türkmen boylarınca iskân edilmiş.


Böylece bir süre Menteşe Beyliği, daha sonra da Aydın Oğulları egemen olmuşlar. 1413 tarihinde II. Murat, Karacasu topraklarını Osmanlı İmparatorluğuna katmış. 1867 tarihinden itibaren de Karacasu İlçesi olarak Aydın’a bağlanmış.


Manisa, Salihli, Bintepeler Kurganları

Dönüş yolunda Manisa'dan geçerken Salihli, Bintepeler cıvarındaki ata mezarları olan kurganları gördük ve sizlerle paylaşmak istedik. Bu kurganlar MÖ 3000'lerden başlayarak MÖ 500'lere kadar tüm Avrasya coğrafyasında kadim Türk kültürünün göstergeleri olarak karşımıza çıkıyor.

Bölgemizde Lidya ve Frig tümülüsleri olarak tanınsalar da aslen İskit-Saka-Kimmer Türklerinin ata kurganlarıdırlar. Atlı ve değerli eşyalar ile birlikte gömülmek suretiyle toprak yığma yöntemiyle yapılmışlardır.

Bu konuda kapsamlı bilgi için Prof.Dr. Yaşar Çoruhlu'nun kitaplarını öneririz.


YouTube linkleri :

Bafa Gölü-Kerdemlik Mağarası - https://youtu.be/GZVGh6M2_ZE?si=FSxe2Q4nWPzoTxAw

Karakaya Köyü - Karadere Mağarası - https://youtu.be/is_NgWlX_h0?si=AbrCk3jkyYQEysGi

Kapıkırı - Endimion Tapınağı - https://youtu.be/-sX5Ziatdes?si=gu_ajO004rY0xO_9

Aydın, Karacasu, Anatolia Hotel & Restaurant - https://youtu.be/-KGdKjhjkFQ?si=zClFxGxKqWckdhdd

Manisa, Salihli, Bintepeler Kurganları - https://youtu.be/g4WghROIggM?si=pNP49OOwVyqxjy91



Kaynaklar:

Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü.

Kurganlar: Eski Türklerin Kutsal Mezarları - Yaşar Çoruhlu



2 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page