top of page

HAKASYA VE KAMLIK (ŞAMANİZM)

Güncelleme tarihi: 6 gün önce


Kamlık ya da Şamanizm konusuna 03 Şubat 2024 tarihli makalede (Kam, Şaman, Yada, Cadı) biraz girmiştik. Şimdi biraz daha girelim. Şunu söylemem gerekir ki eski Türk kültürü ve coğrafyalarını tanımadan Kamlık konusunu anlayabilmek pek olası değil. Bu sebeple kadim kültürün geliştiği coğrafyalardan biri olan Hakasya Özerk Cumhuriyeti'ne kısa bir yolculuk yaparak konuyu biraz daha anlamaya çalışalım.


Hakas Türkleri Güney Doğu Sibirya’da yaşamaktalar. Bir Türk halkı olan Hakaslar günümüz Kırgız halkının ataları. Başkentleri Abakan.

1900’lü yılların başında Sovyetler Birliğine katılmış, 1930’da özerk bölge statüsüne kavuşmuşlar. Kam-Şaman inancına sahipler. Hakasların bilinen iki bin yılı aşan tarihleri onların bir Kırgız boyu olduğunu gösteriyor; ancak tarihsel derinlik binlerce yıl geriye gidiyor.


Hakas dili yakın bölgedeki Türk dillerine de yakın. Bunlar Şor, Çulım, Tuva, Tofa, Saka (Yakut) ve Dolgan dilleri olarak Türk dillerinin çeşitli kol ve lehçelerini oluşturuyor.


18.Yüzyılın ortalarında işgal edilen Hakas topraklarına gelen Rus devleti kilise üzerinden burada yaşayanları maneviyat alanında da kendine bağlamak niyetindeydi. Nitekim bunda da başarılı oldu denilebilir, çünkü zaten sayısı çok aza inmiş Hakas (Kırgız) Türklerinin üzerinde kurulan yoğun baskı sonucunda Kamlık inancı başatlık konumunu, Rus Ortodoks Hıristiyanlığı karşısında kaptırmaya başlamıştı. Ancak tam olarak Kamlık inancının Hakas Türklerinin yaşamından silinmesinden söz etmek kesinlikle olanak dışıdır; çünkü eski ama yaşama gücü yüksek olan bu inanç hem çarlık hem de Sovyet baskıcı dönemlerinden geçerek günümüzde de varlığını daha da güçlü bir biçimde sürdürmekte.

Kamlık inancında Doğa, Evren, Ata ruhları ve iyelerle (koruyucu ruh-tinlerle) olan ilişkilerin temelinde kurulmuş bulunan inançların korku ve yasak yoluyla değil de sevgi ve saygı üzerinden yürütülmesi esas; çünkü Hakas Kamlığında yaşam sonsuz ve döngüsel olup tıpkı güneşin her sabah doğup akşam batması, doğanın her güz uykuya dalıp her bahar uyanması, canlılar ve insanın yeniden doğuşu gibi doğuş ve ölüş süreçlerinin döngüsel değişiminden oluştuğuna inanılmaktaydı. Bu da Kamlık inancının binlerce yıl boyunca yaşayabilirlik gücünü insana, doğaya, evrene sevgi ve saygı duygularından aldığını gösteriyor.


Öbür taraftan bu kadar çeşitli inançların varlığına tanık olan Güney Sibirya topraklarındaki Kamlık inancında, insan toplulukları nedense bir türlü tapınma amacıyla kilise, camii veya tapınak gibi yapılar kurmamıştır. Budizm, Hıristiyanlık ve hatta İslam’la tanışma ve bu dinlerin tapınma yerlerini de yakından tanıma olanağına sahip olan – ki örneğin Hakasya’ da arkeologlar tarafından, Maniheizm dini dönemine (8.yy. başları) ait Mâni tapınakları bulunmuş ve bu durum Arap seyyah Abu Dulaf gibi dönem gezginlerinin notlarıyla da doğrulanmıştır – Kam geleneğine sahip toplumların tapınma amacıyla bina, tapınak gibi yapılar kurmuş olmalarına rastlanmamıştır. Şintoizm inancına sahip Japonlarda da tapınaklar ülkelerine sonraları Budizm ile gelmiştir. Ya da Müslüman olmuş Türklerde camii, Hıristiyan olmuş Türklerde kilise, Musevi olmuş Türklerde sinagog, Budist olmuş Türklerde de Budist tapınaklar kurmak yaygınlaşmıştır zaman içerisinde. Ancak Kamcı (Şaman) kalmış Türklerde bu gibi tapınma için binalar kurulması yoluna gidilmemiştir. Ayrıca Türkler sonradan benimsemiş oldukları tüm semavi dinlere önceki şamanik inanç ve adetlerini de taşımışlardır.


Doğal olarak tapınakların kurulmaması mimarinin gelişmesinin önünde engel oluşturmuş gibi gözükebilir, ancak konuya Kamlık inancı açısından baktığımızda bu durum Kamlığın özüyle uyum içindedir.


Yani, Kamlık inanç ve uygulamalarına bakıldığında insan tapınma gereksinimini özgürce istediği yerde giderebilme olanağına sahiptir. Belki de bu eskiden Türklerin göçer yaşam tarzı sürdürmeleriyle de açıklanabilir; ancak yine arkeologlar ile Raşid ad-Din (Reşideddin, 1249-1318) gibi seyyahların bıraktıkları yol notlarından öğrenilebildiği kadar, eski Türkler sanıldığı gibi göçebelikle değil, köy, yerleşim, kent ve şehirler kurmuş bir medeniyete, boy birliklerine ve devletlere de sahiptiler.


Demek ki bu durumun başka bir açıklaması olması gerekir. Büyük olasılıkla bu Kamlıktaki özgürlük ve doğallık düşüncesinden kaynaklanıyor; çünkü Kamlığa göre bir insanın tapınma gereksinimini giderebilmesi için doğanın herhangi bir yeri uygundur ve bu amaçla özel tapınma yerlerinin kurulması gereksizdir.


Kamlık inancını diğer inançlardan ayıran en önemli özellik, doğayla barışık olması ve insanı da denge üzerine kurulu biyolojik zincirin içerisinde diğer yaratıklarla eşit düzeyde ve yalnızca bir halka olarak kabul etmesidir. Yani Kamlıkta insan İslam inancında olduğu gibi ''Eşref'i Mahlukat - varlıkların en şereflisi'' değildir.


Kamlık inancında kadın ile erkeğin eşitliği de vardı, hatta kadınların lehine feminizm bile vardı denilebilir, çünkü Kamlık inancına göre ilk Kam bir kadındı.


Söz gelişi, ünlü Türk sosyologlarından Ziya Gökalp’ın da belirtmiş olduğu gibi eski Türkler de bu nedenle hem demokrat hem de feministti. İşte bu da Kamlık inancını diğer inanç sistemlerinden ayıran çok önemli bir özelliktir. Kültürümüzdeki demokrasi refleksi bu kadim gelenekten kaynaklanıyor olsa gerek.


Bir diğer konu da Kamlık inancının sözüm ona kodifikasyon çalışmalarının yokluğudur. Yani, neden acaba Kamlık inancında bir kutsal kitap yoktur? Bu konuda birçok yanıt bulmak olanaklıyken, yapılan araştırmalara göre bu tür kodifikasyon çalışmalarının denenmiş olması olasıdır; üstelik eski Türk toplumlarında binlerce yıldan bu yana, kendine ait, yani özgün ve gayet gelişmiş bir dil ve yazı sistemi de mevcuttu el altında; ki dilbilimcilere göre bir yazının ortaya çıkabilmesi için en az üç bin yıllık bir gelişme sürecinin kat edilmiş olması şarttır. Buna göre genelde 7.yüzyıla tarihlendirilen eski Türk yazısı doğal olarak milattan çok daha öncelerine gitmektedir. Peki neden bu denli yoğun ve derin gelenek ve halk bilgisi yazılı bir hale getirilmedi?


Kamlık inancının temelinde durağanlıktan öte hareketliliğin olması esas; çünkü bu inançta hayat bir harekettir ve hayatta yer alan her şey de diyalektik bir biçimde değişime uğrar. 


Yazılı kaynağı olmadığı halde binlerce yıl dünyanın her tarafında esas hatlar itibariyle şaşılası bir benzerlik arz eden Kamlık inancı yine de günümüze kadar ulaşabilmiştir ki bu da bu inancın yazılı hale gelmediği halde gayet iyi korunabildiği ve varlığını binlerce yılı aşkın süre boyunca tüm zorluklara rağmen koruyabildiğini gösterir bizlere. Öte yandan bir söz kayda geçirildiği zaman ebedilik ve din anlamında toplum üzerinde çok daha güçlü etkinlik kazanır; ancak yazılı olmayan haldeki Kamlık inancı, yaşamın gelişmesine açık, dinamik bir anlayış içerir.


Sonuç olarak bu durum Kamlık yaşam biçimine de zıtlık oluşturmamaktadır, çünkü bu inanç zaten hayatta her şeyin diyalektik bir biçimde geliştiğini kabul eder, şekilci, değişmez, kalıpçı, zorlayıcı ve tebliğci olmaktan uzaktır.


Yazılı hale getirilmemenin bir başka açıklaması da Kamların arasında kalıpçılık ve tek düzenlik yoktu ve hatta her Kam bir diğerini kendine rakip olarak görmekte ve hem çalışma yöntemleri ve hem de sağaltma yolları bakımından genel ve ortak bir düzen aralarında bulunmamaktaydı. Modern anlamda buna bireysellik denilebilir. Oysa papazların ve diğer inançların din adamlarının giysi itibariyle bile aralarında tek düzenliliğin (tek tiplik) mevcut olduğunu görürüz. Basit bir düzeyde ise Kamlık inancındaki bu durumun açıklaması Kamlıkta “benim doğrum doğrudur, senin doğrun ise yanlıştır” gibisinden dünya görüşünün mevcut olmamasından da kaynaklanır.


Bir diğer taraftan da Kamlık, metafizik dünyasında bu denli yoğun bir biçimde tinlerin (ruhların), Kamların yardımcı töslerinin, iyelerin, kutların ve Ülgen’in ak güçleriyle Erlik Han’ın kara güçlerinin – ki bunların arasında hiçbir hiyerarşik üstünlük bulunmaz- bulunduğu bir inanç olup yalnızca üzerimizdeki Gök Tanrı’yı değil aynı zamanda üzerinde yaşadığımız ve beslendiğimiz Yer ya da Toprak Ana-Ene (Çir İne)’yi de saymaktaydı.


İşte belki de bunun için eski Türk dönemlerinde bu kadar hayati önem arz eden Vatan-Ülke kavramı Yer (toprağın hem bizi ve çocuklarımızı beslediği hem de atalarımızın beşiği ve kurganı olarak sayıldığı, ormanların da Yer Ana'nın saçları olarak algılandığı geleneksel Kam inanışı) ve Su (çünkü su hayat anlamına gelir ve dünyanın ırmaklarının Yer Ana'nın damarları olduğuna inanılır) gibi önemli iki unsurun bir araya gelmesinden ortaya çıkan Yer Sub sözcüğünden ibaretti.


Bunun dışında da Kamlık inancı metafizik dünyasının bu denli yoğun olmasının olası bir açıklaması da halk bilgeliğinde “bir kişi bir akıl, iki kişi iki akıl” olarak, günümüzde ise “beyin fırtınası”, “takım çalışması”, “yönetim kurulu”, “fikir alış-verişi, istişare” vb. olarak bilinen bir çerçevede bulunabilir.


Özellikle 20. yüzyılın son on yılından beri Kamlık yalnızca Sibirya’da değil, tüm dünyada artış eğilimi göstermekte. Bunun da birçok açıklaması bulunabilir ve bunlardan birisi de son zamanlarda doğanın artık insanın beklentisini kaldırmaya zorlandığının anlaşılması, bundan dolayı da iklimsel ve ekolojik sorunların giderek derinleşmesi gerçeğidir. Oysa doğayla Kamlık kadar barışık başka bir uygulama ve inanç yoktur.


Kamlık inancı, yayılmacı ve misyoner olmamasına, yazılı kaynak sahibi olmamasına ve günümüz itibariyle diğer dinlere karşı azınlık durumunda bulunmasına rağmen kendi içerisinde varlığını sürdürebilecek gücü barındırır. Bu güç öyle bir güçtür ki Kamlık inancının en parlak dönemlerinde bile diğer dinlere karşı hoşgörüyle yaklaşıma olanak vermiş ve diğer dinlere karşı azınlık durumuna düştüğü dönemlerde de asimile olmayıp varlığını sürdürebilmesini olanaklı kılmıştır.


Kamlık uygulaması ve inancı, daha önce de gördüğümüz gibi, gelişmeye ya da kendini geliştirmeye açık bir yapıdır. Nitekim, son dönemlerde Kamlık bu yönde hızla ilerlemekte ve Kamlar kendilerini yalnızca metafizik konularda değil, aynı zamanda bilim alanında da geliştirmektedirler; Kamlar kendilerine yardım için başvuranları- ki modern insan geleneksel insandan farklı olarak mantığa ve sorguya dayanan eğitim ve bilgi sahibi olduğundan her şeyi rahatlıkla sorgular, araştırır- ikna edebilmesi için tıbbi ya da psikiyatri terimlerinden yararlanması ve bu konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir.


Ata inancı Şamanizm olan Türklerin ezelden beri yaşadığı ve Sibirya yerlisi Hakas Türklerinin yurdu olan Hakas-Minusinsk (Mengü/Bengü Suğ) Vadisi'nde arkeologlarca tespit edilen ve kadim Türk-Şaman uygarlığının Proto-Okunev ve Okunev dönemlerine ait yaklaşık 5000-6000 yıllık bengü taşların üzerindeki sembol ve motifler, arkeolojik bölge ve buluntularla ilgili görsel ve bilgileri aşağıda paylaşıyorum.


Abakan bozkırında yüzlercesi bulunan bu bengü taşlara ''sıntaş'' adı da veriliyor. Sıntaş yani anlam-mana içeren taşlar...


Bu taşların bazılarının yüksekliği 5 metreyi buluyor. Günümüzde Minusinsk Müzesi'nde sergilenmekte...




Adeta, İnsanlık tarihinin bildiğimiz kadarıyla yazı öncesi çağlarının evren, doğa ve yaradılış ile ilgili algı ve inançları tamga ve semboller ile analtılmak isteniyor...Yer (dünya), Gök, Doğa, Tin (ruh), beden, dönüşüm-ozlaşma-kuantum, çekim gücü (gravitasyon-burkan), evren, yaradılış, İnsan-Evren-Tanrı, Hayat Ağacı, Kutsal Hayvanlar, Dört Ana Unsur (Toprak-Hava-Ateş-Su Kültleri) ya da Sayın Kazım Mirşan'ın vurguladığı gibi maddenin ana yapıtaşları-4 Parçacık (Pozitron-Elektron-Elektron Nötrinosu-Elektron Antinötrinosu)...


Arkaik insanların sanat ve yaratıcılıktaki üstünlükleri, soyutlama yetenekleri inanılmaz. Kozmoloji-astrofizik bilgileri de öyle. Onlar “İlkel” değiller, ‘’İLK EL’’ ler. İlk arketipleri, sembolleri, tamgaları, harfleri yaratanlar da onlar. Din tarihçisi ve filozof Mircea Eliade (1907-1986) şu anlatımı ise durumu özetliyor: “Arkaik insanlar Din ve Sanat adına her şeyi söylemiştir”


Bu motifler arasında en ilginç olanlardan biri ise Yedi (7) başlı İnsan betimlemesi. Proto-Türk Kam-Şaman inancının yayıldığı büyük Avrasya coğrafyasının çeşitli bölgelerinde ''Yedi Ata'' ya da ''Yedi Ced'' şeklinde ortaya çıkıyor. Örneğin Kazakistan'da bu inanç, aile büyüklerinin çocuklara Yedi Ced'lerini ezbere saydırma adeti şeklinde uygulanıyor. Bunun nedeni ise akraba evliliklerine engel olmak. Öte yandan farklı coğrafyalarda Yedi Ata ile ilgili benim bulduklarım, dünyanın ''tufan gibi yedi varta atlattığı ve her birinde bir Ata (Nuh) olup, yaşamın devamını sağladığı'' şeklinde....Bakın Anadolu'muzda da Yunus Emre ne diyor;


''Yalan dünya, yalan dünya değil misin, Yedi defa boşalıp dolan dünya değil misin".


Yürü yürü yalan dünya

Yalan dünya değil misin?

Yedi kez boşalıp yine

Dolan dünya değil misin?


Bir od bıraktı özüme

Duman girdi gözüme

Bu gözle bugün yüzüme

Gülen dünya değil misin?


Bir od bıraktın vay dile

Tutuştum yandım dert ile

Kıyamete bir kurt ile

Kalan dünya değil misin?


Nide idim dağlar aşıp

Dağlar aşıp sular geçip

Havanın önüne düşüp

Yelen dünya değil misin?


Yunus Emre'm sür sefayı

Sür sefayı çek cefayı

O Muhammed Mustafa'yı

Alan dünya değil misin?






Aslında yaklaşık 2800 yıllık olan Ulu Salbık Kurganı boyutları devasa bir toprak piramit. Kimi kayaların yüksekliği 4-5 metre ve ağırlığı 50-70 ton olan bu Tagar dönemi piramidi Hakasya Şamanizmi için de kutsal bir yer olarak kabul ediliyor. Bir futbol sahası kadar geniş olan iç avlusunda yaşlı bir Han kişi gömülmüş. ''Toprağı bol olsun''.







Kaynaklar

Sibirya'dan Anadolu'ya Türk Şamanizminin Sosyolojisi - Timur B. Davletov.

Proto Türklerin İnsan-Doğa-Evren ve Uygarlık Anlayışları - Kazım Mirşan.

Detaylı bilgi için bkz. ''Kitap'' sekmesi ''Hakasya Özerk Cumhuriyeti'' bölümü.


108 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

23 NİSAN

コメント


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page