top of page

FİLİSTİN - Tarihsel Açı

Güncelleme tarihi: 20 Kas 2023

Dünyada Siyonist hareketi başlatan kişi Dr. Theodore Herzl.

Theodor Herzl (1860-1904)

Herzl (1860-1904) bir Viyana gazetesinin Paris muhabiriydi. Asimile bir Yahudi idi. 1896 yılında “Yahudi Devleti: Yahudi Sorununa Modern Çözüm” isimli kitabı yayımlanmıştı.


Siyonizm, tarihî İsrail Toprakları olarak tanımlanan topraklarda bir Yahudi devletinin asırlar sonra yeniden kurulmasını destekleyen, savunan ve Yahudi dini-milliyetçiğini temel alan ideolojik fikir hareketidir.









Kısa coğrafi ve tarihsel veri

Siyonist hareketin amacı Roma İmparatorluğu tarafından 2. yüzyılda Filistin'den sürgün edilen Yahudilere bir yurt bulunmasıydı.


Aslına bakarsanız Yahudilerin tarihteki ilk sürgünü ‘’Babil Sürgünü’’ adıyla bilinir. Sürgün MÖ 6.Yüzyıl başlarında Yeni Babil Kralı Nabukadnezar tarafından esir düşürülen Yahudilerin Kenan-Filistin topraklarından Babil’e sürülmesi hadisesidir.


Kenan Diyarı, MÖ 2000 sonlarında, Eski Yakın Doğu'da Sami dili konuşan medeniyetlerin varlıklarını sürdürdüğü tarihî bölgedir. Kenan terimi, Tanah'ın tamamında geçer ve Filistin olarak bilenen coğrafi bölgeye denk gelir. Özellikle de İncil'in anlatımının ana ortamına denk gelen Güney Levant bölgelerine atıfta bulunur: Fenike, Filistiya, Ugarit ve İsrail.


Kimi tarihçiler Babil Sürgünü’nün 70 yıl sürdüğünü rivayet eder.


Filistin coğrafyası ve Gazze'ye MÖ 1800'lü yıllarda Eski Mısır'da Hiksos dönemini başlatan Anadolu'dan gelip Hurri kökenli olduğu düşünülen Hiksos egemenliği damgasını vurmuştur.


MÖ 1300-1200'lü yıllarda ise Ege ve Anadolu'dan önemli göçler olmuştur; bu göçler tarihte ''Ege Deniz Kavimleri Göçleri'' olarak geçer. Bu göçü Eski Mısır yazıtları (Amarna arşivleri) doğrular. Göç eden halkların önemli bir bölümünü ''Pelasg'' adı verilen Anadolu, Ege adaları halkları oluşturmaktadır. Pelasg'lar yani Palasati'ler de denen bu halk ve kültürün ''Palestinians'' Filistinliler' in ataları olduğu anlaşılmaktadır.


Tarihin garip bir cilvesi ile, Babil Sürgünü dönemi, MÖ 538'de Babil'in Persler tarafından alınması ile resmen sona ermiştir. Pers-Ahameniş İmparatorluğu (MÖ 550-330) günümüz İran coğrafyasında kurulmuş bir imparatorluktu; günümüzdeki İran-İsrail düşmanlığını düşündüğümüzde tarihte Perslerin Yahudileri bir anlamda sürgünden kurtarmış olmaları garip bir ikilem olarak karşımıza çıkar…Pers Kralı Büyük Kiros’un, Yahudilerin yeniden Filistin-Kenan'a geri dönmelerine izin vermekle beraber, Yahudilerin yıkık mabedini bizzat inşa ettirmiş olduğu söylenir. Bu yardımından ötürü Büyük Kiros, günümüzde hâlen Yahudiler tarafından övgü ve minnetle anılır.


Ayrıca Ortadoğu, Mısır, Hicaz, Yemen ve Kuzey Afrika’da hüküm süren Türk Eyyubi Devleti (1171-1462) Sultanı Selahattin Eyyubi'nin (1138-1193) Yahudilere Kudüs'ü tekrar açması ve Filistin'in Osmanlı döneminde (1516-1917) 400 yıl boyunca Kudüs'te barış olması ve üç semavi inanç sisteminin barış içinde yaşaması mümkün olmuştur.


Herzl, ilk Siyonist Kongresi'ni 1897'de İsviçre-Basel'de toplar.


Daha sonra Viyana'da Dünya Siyonist Örgütü kurulur. 1901 yılında da Filistin'den toprak alınması için Yahudi Milli Fonu oluşturulur.


Dönemin Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Arthur Balfour'un deklarasyonu İsrail Devleti'nin kurulması sonucunu getirir.


YAHUDİLERE FİLİSTİN'DEN TOPRAK ALINMASI İÇİN ÖNCE SULTAN 2. ABDÜLHAMİD İLE GÖRÜŞÜLDÜ


Herzl, öncelikle Filistin'de kazanılacak bir yurt için 2. Abdülhamid ile görüşür ve olumlu cevap alamaz.

Daha sonra İngiltere Sömürgeler Bakanı Joseph Chamberlain ile önemli bir görüşme yapar. Herzl için başlangıçta yer çok önemli değildir. Herzl ona Kıbrıs'tan ya da Sina Yarımadası'nın kıyısındaki El Ariş şeridinden söz eder. Buralar, ismen Osmanlı İmparatorluğu'na aitse de İngiltere tarafından işgal edilmiş durumdadır. Chamberlain Kıbrıs'ın söz konusu bile olamayacağını söyler. El Ariş görüşmeye açıktır. Herzl, konuyu ilerletmek için 1903 yılında politika işlerinde bilgili bir avukat olan Londra'daki Lloyd George ve Roberts şirketine başvurur. El Ariş konusunda da sonuç alınamaz.


Bu sefer Chamberlain Herzl'e, İngiliz Doğu Afrikası'nda Uganda'yı önerir. Herzl bu teklifi kabul eder.

1903'te İngiltere Dışişleri Bakanlığı gelecek yıl yapılacak araştırmalar başarılı olursa Krallık hükümetinin bir Yahudi kolonisi kurulmasına ilişkin teklifi uygun karşılayabileceğini bildirir. Bu aslında Birinci Balfour Deklarasyonu’dur.


Ancak, kısa bir süre sonra toplanan Dünya Siyonist Konferansında, delegelerin çoğunluğu bu teklife karşı çıkar. Siyonist hareket için Filistin düşünülmektedir.


Herzl 1904 yazında öldüğünde arkasında derin fikir ayrılıkları olan bir liderlik bırakmıştır.


Theodore Herzl'in avukatlığını yapan Lloyd George 6 Aralık 1916'da Birleşik Krallığın Başbakanı olur.


Lloyd George Manchester'da doğmuştu. Manchester Londra'dan sonra en çok Yahudi nüfusu barındıran ikinci kentti. Eğitimini İncil'e dayanan bir okulda almıştı.


1916-1922 yılları arasında İngiltere Birleşik Krallık Başbakanı olan David Lloyd George, Filistin'e Yahudilerin yerleşmesine büyük destek verir.


EVANGELİST İNGİLTERE BAŞBAKANI LLOYD GEORGE YAHUDİLERE FİLİSTİN'DE YURT VERİLMESİNİ SAVUNUYORDU


Evanjelist düşüncesinde olan L. George, Yahudilere Filistin'de bir yurt verilmesi düşüncesinin kuvvetli savunucularından birisiydi.


Evanjelist inanca göre; Tanrı'nın Evanjelik Protestan Hıristiyanlar için olan uhrevi (cennetle ilgili) ve Yahudiler için de dünyevi (yeryüzüyle ilgili) olmak üzere iki planı vardır. Öteki dinlere mensup insanlar ise Tanrı için önem taşımazlar. Tanrı'nın Yahudilerle ilgili planı gereği Yahudiler, vaat edilmiş topraklara dönüp Büyük İsrail'i kuracak ve dünyaya egemen olacaklar. Evanjelikler ise bu plana destek olacaklar ve kendileri için kurtuluş ahrette gerçekleşecektir. Eski Ahit (Tevrat ve Zebur) ve Yeni Ahit (İncil)'ten oluşan Kitabı Mukaddes'e göre, İsa Mesih'in yeryüzüne yeniden inebilmesi için Yahudilerin, “Kenan Diyarı” olarak da adlandırılan ve kendilerine Tanrı tarafından vaat edildiğini iddia ettikleri topraklarda toplanmış olması gerekmektedir.


Lloyd George (1863-1945) Ortadoğu'yu ve özelde Filistin'i İngiltere için yaşamsal bir çıkar alanı olarak görüyordu. Siyonizm ile ittifakın İngiltere'nin savaş ve barış ihtiyaçları için yararlı olacağına inanıyordu.


Ancak, L. George hükümetinde Filistin'i isteyen tek kişi gibiydi. 1914 yılında; Filistin'de 80 bin Yahudi vardı. Filistinli Arapların sayısı ise 650 bindi.


Kabinede yer alan Lord Curzon, Filistin'in orada yerleşmeyi uman milyonlarca Yahudi'yi besleyemeyecek kadar kısır bir toprak olduğunu söyleyerek Siyonizm'e karşı çıkıyordu.


Filistin'in daha fazla insanı alamayacak bir yer olduğunu iddia edenlerden Arap sözcüsü George Antonius da şunları yazıyordu:


“Filistin'in ikinci bir millet için yurt yapılması ancak şimdi orada bulunan milleti yerinden ederek ya da ortadan kaldırarak mümkün olabilir.”


Başbakan olan L. George'un ilk yaptığı işlerden birisi Mısır'daki ordularına taarruz için hazırlıklara başlaması emrini vermesi oldu.


L. George aynı zamanda, Osmanlı İmparatorluğu'nun savaş sonrasında Almanya'nın kontrolü altına gireceğinden de endişe duyuyordu. Bu ise; Hindistan yolunun düşmanın eline geçmesi anlamına geliyordu.

1917 Şubat'ında İngiliz Siyonist Federasyonu Başkanlığı'na seçilen Hayim Weizmonn, İngiliz Hükümeti'nden Filistin'de bir Yahudi yurdunu desteklediğini açıklamasını resmen istedi.


Savaş Kabinesi'nde bulunan Lord Kitchener ve Genelkurmay Başkanı William Robertson Batı Cephesi'nden kuvvet kaydırılmasına karşı çıkarak, Başbakan L. George'un Ortadoğu'ya bakışını özel bir saplantı olarak değerlendiriyorlardı.


Yahudiler, 20. yüzyıl başlarında Filistin'de Araplardan çok geniş toprakları satın alarak yerleşti.


FİLİSTİN'İN YAHUDİ VATANI YAPILMASI İÇİN İNGİLİZ ORDUSU GAZZE'DEKİ OSMANLI ORDUSUNA SALDIRIYOR


Neticede Başbakan'ın dediği oldu. 1917'nin ilk yarısında Mısır'daki İngiliz Ordusunun komutanı General Archibald Murray birliklerini parça parça Filistin'e gönderdi. 26 Mart sabahı İngiliz ordusu Gazze'de Osmanlı ordusuna saldırdı. Başarılı olamadılar. Aynı saldırı 29 Nisan'da da tekrarlandı. İngilizler ağır kayıplara uğradılar.

L. George sonbaharda yeniden taarruza geçilmesine karar verdi. Bölge takviye edilecekti.

Askerler buna pek sıcak bakmıyorlardı.


Aynı günlerde Mustafa Kemal Paşa 15 Temmuz 1917'de teşkil edilen Yıldırım Ordular Grubu'nda 7. Ordu Komutanı olarak Halep'te göreve başlamıştı.


Yıldırım Ordular Grup Komutanı Mareşal Falkenhayn idi. Falkenhayn'ın emrinde komutanlığını Mirliva Halil (Kut) Paşa'nın yaptığı 6. Ordu da bulunuyordu.


Mustafa Kemal Paşa düşüncelerini 20 Eylül 1917'de kaleme aldığı bir raporla, Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Sadrazam Talat Paşa'ya gönderdi. M. Kemal, raporda Filistin konusuna şöyle değiniyordu :

1. Dünya Savaşı'nda Yıldırım Orduları Grubu 7. Ordu Komutanı olan Mustafa Kemal Paşa'nın Filistin isteği kabul edilmeyecekti.


MUSTAFA KEMAL PAŞA FİLİSTİN'İN ADIM ADIM SAVUNULMASI GEREKTİĞİNDE ISRAR EDİYOR VE İNGİLTERE'NİN HİMAYESİNDE BİR HIRİSTİYAN HÜKÜMETİN KURULMASINA ŞİDDETLE KARŞI ÇIKIYOR;


“Sina cephesinde düşman askeri siyasi hedeflerine henüz ulaşamamıştır. Anlaşıldığına göre bunun için büyük bir çabayla hazırlanmaktadır.


İngiltere'ye hizmet eden ve İngiltere nüfuzuna tabii bir Filistin Hıristiyan hükümetinin kurulması ve bu şekilde Mısır, Süveyş ve Kızıldeniz'in sonsuza kadar ele geçirilmesi, İngiltere için 1. Dünya Savaşı'nın diğer hedeflerinden daha önemli olacak, bizim için telafisi mümkün olmayan hayat darbelerinden sayılmalıdır.


En kuvvetli düşman daha hazır olarak Sina'dadır. Bu düşmanın çekilmesi de beklenemez. Sina cephesinin emniyeti için bugün uygulama alanına konulacak karar, özellikle 7. Ordu birliklerinin hemen güneye hareket ettirilmesi olabilir.


Bu kuvvetle Filistin'in adım adım savunulmasından başka bir karar yoktur.


İçinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlarla kurtulmak zaruridir. Almanların harbin uzamasından yararlanarak bizi sömürge şekline sokmak ve memleketimizin bütün kaynaklarını ellerine almak siyasetinin karşısındayım.


Memleketin savunma meselesinin herhangi bir yabancı nüfuz ve idare altına verilmesi, saltanat hayatını kesinlikle bozar ve ortadan kaldırır.


Sina'nın savunması yalnız 7. Ordu Komutanı'na ait olur. Ya da ben 7. Ordu'nun komutasından affolunurum.


Bulunduğum mevki sebebiyle bunları anlatmakla vicdanımın üzerindeki bir yükü kaldırmış olduğuma inanıyorum.”


FİLİSTİN'İN SAVUNULMASI GEREKTİĞİNİ KABUL ETTİREMEYEN MUSTAFA KEMAL PAŞA 7. ORDU KOMUTANLIĞINDAN İSTİFA EDİYOR !


İstediği sonucu alamayan Mustafa Kemal Paşa; 9 Ekim 1917'de 7. Ordu Komutanlığı'ndan istifa etti.


31 Ekim'de de General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetleri taarruza başladı.


Gazze – Birüssebi Muharebesi'nde 7 Kasım'da Türk mevzileri yarıldı.


8 Aralık 1917'de ise Kudüs düştü.


Sina cephesinde bunlar yaşanırken, İngiltere hükümeti içinde de Yahudilere bir yurt sağlanması konusundaki tartışmalar devam ediyordu. Kabinede Hindistan Bakanı Edwin Montagu muhalefetin başını çekiyordu. Sömürgeler Bakanı Lord Curzon da Montagu ile beraber hareket ediyordu.


Ancak Kabine 31 Ekim 1917'de, yani Sina cephesinde taarruzun başladığı gün; muhalif görüşleri aşarak, Dışişleri Bakanı Balfour'u Hayim Weizman'ın istediği destek güvencesini açıklamakla görevlendirdi.

Dışişleri Bakanı'nın İngiliz Yahudileri arasında en parlak isim olan Lord Rotschild'e hitap eden 2 Kasım 1917 tarihli mektubu şöyleydi:


“Krallık hükümeti Filistin'de Yahudi halkı için bir milli yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin'deki Yahudi olmayan toplumların sivil ve dini haklarına ya da başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şey yapılmayacağı kabul edilmektedir.”


İngiliz hükümeti Arap müttefiklerinden ters bir tepki beklemiyordu. Kral Hüseyin ve Prens Faysal konu hakkında bilgilendirildi.


Hicaz Kralı Şerif Hüseyin Balfour Deklarasyonu'nu Filistin'de doğacak bir Yahudi devletinin işareti olarak görmüştü. Ancak daha sonra kendisine verilen garantiler ve Filistin'e Yahudilerin gelmesinin sağlayacağı avantajları dikkate alarak konuya muhalefet etmekten vazgeçti.


Balfour Deklarasyonu Amerika'da yaşayan üç milyona yakın Yahudi arasında Siyonist hareketin ve düşüncelerin gelişmesinde önemli rol oynadı.


General Allenby Filistin'i Osmanlılardan 1917 yılında almasını müteakip orada bir İngiliz askeri yönetimi oluşturdu.


Filistin'de çatışmalar 1919 yılında başladı. Yukarı Galile'de Yahudi yerleşim yerlerine saldırılar oldu. 1920 yılında da çatışmalar devam etti.


Bu arada Filistin'i elde bulundurmak İngiltere'ye yılda altı milyon pounda mal oluyor ve Siyonist hareket, Araplarla sürtüşmelere de neden oluyordu.


5 Mayıs 1920'de Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) Suriye'nin ikiye ayrılması ve oluşacak Suriye ve Lübnan'ın Fransa'nın mandasına, Filistin'in ise İngiltere'nin mandasına bırakılması kararını aldı. İngiltere mandaterliğini Balfour Dekorasyonu çerçevesinde yürütecekti.


Winston Churchill 1921 Şubat'ında Sömürge Bakanı oldu. Churchill, Haziran 1921'de Avam Kamarası'nda yaptığı bir konuşmada şunları söylüyordu:


SÖMÜRGE BAKANI CHURCHILL: “ARAPLARIN KORKMALARI İÇİN NEDEN YOK”


“Arapların korkmaları için gerçekten hiçbir neden yok. Ülkenin artan refahının ve geliştirilmiş kaynaklarının besleyeceği sayının ötesinde bir tek Yahudi getirilmeyecektir. Kimsenin toprağı alınmayacaktır. Toprak satın almak bu toprağı kendilerine satan olursa ve şimdi çorak olan bölgeleri geliştirip verimli hale getirirlerse ancak o zaman hakları olacaktır.”


Konuyu açıklığa kavuşturmak üzere Arap yönetimi başkanı Musa Kazım Paşa başkanlığındaki Arap heyeti Churchill ile bir araya geldiler. Araplar sadece isterlerse Yahudilere toprak satılması konusunu aslında net olarak anlamışlardı. Çünkü heyet başkanı Musa Kazım Paşa, Yahudilere toprak satanların başında geliyordu. Londra'ya getirdiği heyet üyeleri de 1920-21'de ve ondan sonraki yıllarda Yahudilere toprak satmışlardı. Topraklar özgün alış fiyatının neredeyse kırk ila seksen katına satılmıştı. Yahudi yerleşimcileri Arapların kendilerine satmak istedikleri tüm toprakları satın alacak parayı bulamıyorlardı.


22 Temmuz 1922'de Milletler Cemiyeti yeniden yazılmış olan Filistin mandasını resmen onayladı. Balfour Deklarasyonu Şeria Nehri'nin batısında da yürürlüğe konulacaktı.


1923 ile 1929 yılları arasında Filistin'de durum oldukça sakin geçti. Filistin'e gelen Yahudi sayısı çok düşüktü. 1928'de sadece on kişi gelmişti. Ancak 1929 yılında durum değişmeye başladı. 1930'lu yıllarda sayılarda büyük artışlar oldu. 1930'da 4 bin, 1933'te 30 bin ve 1935'te 62 bin Yahudi göçmen Filistin'e geldi. Bu artışta Almanya'da Hitler'in iktidara gelişi de önemli bir etken olmuştu.


1936-1938 yılları Filistin'de çatışmalara sahne oldu.


1937 yılında Filistin'de durumu kontrol edemeyen İngiltere, Filistin'in iki devlete ayrılması ve Kudüs ile Hayfa'nın İngiltere'nin mandası altında kalmasını ve Filistin'e gelecek Yahudi göçmen sayısının beş yıl için 12 bin ile sınırlandırılmasını düşünmeye başladı. Küçük Arap devleti Ürdün ile birleşecekti.


Milletler Cemiyeti de bu gelişmeler üzerine Filistin'in ayrılması, bölünmesi için detaylı bir planın hazırlanmasına yetki verdi.


Ancak 2. Dünya Savaşı'nın yaklaşmakta oluşu bu çalışmaların ilerlemesini engelledi. 1939'da İngiliz hükümeti Yahudi göçmen sayısını 12 binden 75 bine çıkardı. Arap nüfus halen çoğunluğunu koruyordu.










Filistinli Osmanlı Paşası Musa Kazım, Yahudilere toprak satışına öncülük etti.


SİYONİST HAREKETİN LİDERİ DAVİD BEN GURİON FİLİSTİN'DE YAHUDİ DEVLETİNİN KURULMASINI İSTİYOR


2.Dünya Savaşı Siyonist hareketin merkezini değiştirdi. David Ben Gurion Mayıs 1944'te New York'ta bir konferans düzenledi. Yahudi göçüne konulan kısıtlamalar kaldırılmalı ve Filistin bir Yahudi devleti olarak yeni demokratik dünyanın bir parçası olmalıydı.


Filistinli Araplar ise bu dönemde sessizdi. 12 bin Filistinli Arap, İngiliz ordusuna katılmıştı.


Savaş biter bitmez ABD Başkanı Truman, İngiltere'de iktidara gelen İşçi Partisi hükümetinden Filistin'e 100 bin Yahudi'nin hemen getirilmesini istedi.


Buna karşılık olarak, İngiliz hükümeti Filistin'de bulunan Yahudi silahlı gücün kaldırılmasına öncelik vermeyi istiyordu. Yahudi silahlı gücü 65 bin civarındaydı.


Yahudilerin bu duruma tepkisi Temmuz 1946'da, Kudüs'teki Kral David Oteli'ne yapılan bombalı saldırı oldu. Otelde asker ve sivil İngilizler vardı.


Aynı anlarda 7 bağımsız Arap Devleti'nin başkanları 11 Mayıs 1946'da Mısır'da bir araya gelmişlerdi.


BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KARARIYLA FİLİSTİN İKİYE AYRILIYOR


Toplantı sonucunda yayımladıkları bildiride, Filistin'in Arap yapısının korunmasına dikkat çektiler.

İngiltere hükümeti ikilemle karşı karşıya kalmıştı. Bir tarafta Siyonist hareketi destekleyenler, diğer tarafta Yahudilerin yaptıkları katliamlardan rahatsız olanlar…İngiltere'nin üzerinde ABD baskısı da vardı. İngiltere savaş sonrası ekonomi ve finans açısından Washington'a bağımlıydı.


Filistin'de Arap ve Yahudileri ortak bir plan üzerinde bir araya getiremeyen İngiltere Şubat 1947'de problemi Birleşmiş Milletlere taşıdı.


Ağustos 1947'de Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Filistin Özel Komitesi, Filistin'in ikiye ayrılmasını önerdi:

Arap ve Yahudi devleti…


Kudüs ve çevresi uluslararası bölge olarak kalacaktı.


Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, 29 Kasım 1947'de 181 sayılı karar ile bu teklif 33 lehte, 13 aleyhte ve 10 çekimser oyla kabul edildi. Önemli olan ABD ve Sovyetler Birliği'nin bu kararı desteklemesiydi.


Arap tarafı bu kararı uluslararası Adalet Divanı'na taşıdı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu böyle bir kararı alamazdı. Arapların bu görüşü reddedildi. O anda Filistin'de 1 milyon 269 bin Arap ve 678 bin Yahudi yaşıyordu.

Bu arada İngiltere, 15 Nisan 1948'de Filistin üzerinde taşıdığı mandaterliğe son vereceğini de açıklamıştı. İngiltere Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun aldığı kararı uygulamaktan kaçınıyordu.


Bu gelişmelerin sonucu; Filistin'de kısa zamanda büyük çaplı çatışmaların başlaması oldu. Yahudiler Filistin'in büyük kısmını ele geçirmeyi öngören Dalet Planı'nı uygulamaya koydular. Arapların gücü ise 3 bin civarındaydı. 10 Mayıs'ta çoğunlukla Arapların yaşadığı köylerde büyük katliamlar yaşandı. Hayfa, Akra, Yafa ve Kudüs'ün büyük bölümü Yahudilerin kontrolüne geçti. 200 bin ile 400 bin arasındaki Arap, komşu Arap ülkelerine kaçmak zorunda kaldı. David Ben Gurion bağımsız İsrail devletinin (14 Mayıs 1948) ilk başbakanı oldu.


YAHUDİLER İNGİLİZ MANDASININ SONA ERDİĞİ GÜN İSRAİL DEVLETİNİ İLAN ETTİLER. ABD VE SOVYETLER BİRLİĞİ DE AYNI GÜN TANIDILAR…


14 Mayıs 1948'de İngiltere'nin Filistin üzerindeki mandası sona erdi. İngilizler Filistin'den ayrıldılar. Aynı gün Yahudiler İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan ettiler. Saatler içinde ABD ve Sovyetler Birliği İsrail devletini tanıdı.

Arap devletleri şaşkındı. Arap Ligi Filistin'e müdahale kararı aldı. Ancak Arap orduları arasında irtibat ve koordinasyon pek yeterli değildi.


40 milyon nüfusa sahip Arap Devletleri, 600 bin nüfuslu Siyonist Yahudiler ile karşı karşıyaydı. Mısır 10 bin, Ürdün 4500 Suriye 3000, Lübnan 1000 ve Irak 3000 asker ile oluşturulan orduya katıldı. Karşılarında ise çatışma tecrübesine sahip 60 bin Yahudi askeri vardı.


Suriye ve Irak durumun pek farkında değildi.


Savaşın başlarında Arap güçleri Yahudiler tarafından kontrol edilmeyen bölgeleri ele geçirdi. Mısır ordusu Gazze'ye girdi.


Birleşmiş Milletler ateşkes istedi. İki taraf da reddetti.


Yahudiler Nazareth ile Galile'yi ele geçirdi. Ocak 1949'da savaş sona erdi. Yahudiler Negev'den eski Mısır-Filistin sınırına kadar olan bölgeyi, Gazze Şeridi hariç, ele geçirdiler.


Arapların elinde Filistin'in sadece yüzde 21'i kaldı. İsrail'in kontrol ettiği bölgede yaşayan Filistinli Arapların sayısı ise 700 bin ile 750 bin civarında azaldı.


Kudüs Araplar ve Yahudiler arasında bölündü.


Gazze Şeridi Mısır'ın idaresinde kaldı.


Aslında; Araplar ile İsrail devleti arasında bir anlaşma imzalanmadı. Arap tarafı Filistin'den göç edenlerin geri dönmesini istiyordu. İsrail ise bunu bir barış antlaşması ile birlikte olabileceğini ileri sürdü.


Mayıs 1949'a gelindiğinde; Filistin Araplarının neredeyse yarısı mülteci durumuna gelmişti!..


Kaynakça:

26. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ ‘’Tarih Araştırmaları’’

David Fromkin, “Barışa Son Veren Barış”

Peter Mansfield, “A History of the Middle East”





39 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commenti


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page