top of page

CUMHURİYETİN 100 YILI - 4.BÖLÜM

Güncelleme tarihi: 15 Kas 2023

Değerli Okurlar,


Bugün 29 Ekim 2023, Türkiye Cumhuriyeti'mizin 100. Yıldönümü. Sizlerle ''Cumhuriyet'in 100 Yılı'' adlı yazı dizisinin son ve 4. Bölümünü paylaşırken, bir kez daha Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'le birlikte tüm kurucuları, bu uğurda canlarını feda eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi bizlere emanet ettikleri Türkiye Cumhuriyeti'nden dolayı rahmet, saygı ve minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.

Yüzlerde yediveren güller açtıran Cumhuriyet Bayramı ! Zeytin Ağacı gibi hep Halkınla ve Nice Yıllarla Buluş !



HUKUK ALANINDA YAPILAN YENİLİKLER


Osmanlı Hukuku'nun özelliklerine baktığımız zaman Şer’î ve örfî olduğunu görürüz. Din ve mezhep farkları ile kapitülasyonlar, mezhep birliğini engellemiştir. Tanzimat döneminden (1839 – 1876) itibaren batı hukuku taklit edilmeye başlandı. Kadın hakları kısıtlıdır. Mahkemelerde tek yargıç vardır. Avukatlık Kurumu son döneme kadar yoktur. Laik değildir.


Medeni Kanun’un Kabulü (17 Şubat 1926)

Sebepleri:

Osmanlı Devleti’nin son döneminde hazırlanmış olan Mecelle’nin (Tanzimat Kanunu) halkın medeni hukuka dair ihtiyaçlarını tam karşılayamaması.

Mecelle’nin sadece Hanefi Fıkhını (yani Kur’an daki nas ve reyleri) ölçü alması.

Bütün vatandaşlarını eşit kabul eden Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısına, Osmanlı zamanından kalan hukukun uymaması.

Devletin laik olması için hukukun da laik olması gerektiği. Hukuk birliğinin bulunmaması olarak özetlenebilir.


İsviçre Medeni Kanunu’nun Türk Medeni Kanunu Olarak Kabul Edilmesinin Sebepleri:

1-Mevcut kanunların en yenisi olması

2-Demokratik olması.

3-Akılcı ve pratik olması.

4-Kadın erkek eşitliğine uygun olması.


Medeni Kanunun Getirdiği Yenilikler:

1-Hukuk birliği ve düzeni sağlandı.

2-Vatandaşlar arasında hak ve ödevler bakımından eşitlik sağlandı.

3-Mirasta kadın erkek eşitliği sağlandı.

4-Toplumsal alanda kadın erkek eşitliği sağlandı.

5-Hukukta din ve mezhep farkı kaldırıldı.

6-Patrikhanenin din işleri dışındaki yetkileri kaldırıldı.

7-Boşanma hakkı kadına da verildi.

8-Boşanma durumunda kadın ve çocukların hakları güvence altına alındı.

9-Patrikhane ve konsoloslukların mahkeme kurma hakkı ellerinden alındı.

10-Hukuk düzeni laikleşti.

11-Modern Türk ailesi oluştu.

12-Aile hayatında eşitlik sağlandı.

13-Kadına meslek seçme özgürlüğü verildi.

14-Lozan Antlaşması’nın 48’nci maddesine göre azınlıklar kendi medeni meselelerini kendi mahkemelerinde halledecekti. Medeni kanunun kabulü ile azınlıkların bu hakkı kaldırıldı. Çünkü azınlıklar da eşit bir ''Türk Vatandaşı'' oldu.

15-Azınlıkların hukuk özerkliği kesin olarak bitti.

16-Ulus bilincinin oluşması için önemli bir adım atıldı.

17-Kadın ve erkek için tek eşle evlilik benimsendi.

18-Evlenme devlet kontrolüne alındı.


1937’de Laiklik maddesi anayasaya alınmıştır !! Hukukta laikliğin benimsenmesi ile; Avrupalıların, ülkemizde yaşayan Hıristiyanların haklarını bahane ederek, iç işlerimize karışması böylece önlenmiş oldu.


EKONOMİK DÜZENLEMELER

1- İzmir İktisat Kongresi (18 Şubat-4 Mart 1923) - Türk devletinin ekonomik meselelerinin görüşüldüğü ve tartışıldığı ilk kongredir. Ekonomik bağımsızlığın önemi vurgulandı. Bağımsız ekonomi için ilk adım Lozan’da kapitülasyonların kaldırılması ile atıldı. İzmir İktisat Kongresi bağımsız, liberal ve millî ekonomiden oluşan karma ekonomi modelini benimsedi. 1930’da Merkez Bankası’nın kurulması, Türk parasını yabancı sermayenin elinden kurtardı.

2- Aşar (Öşür) Vergisi’nin Kaldırılması (17 Şubat 1925)

3- Teşvik-i Sanayi Kanunu (28 Mayıs 1927)

4- Devlet Bankalarının Kurulması (Etibank, Sümerbank, İş Bankası)

5- I. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1933-1939)

6- II. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1938 -II. Dünya Savaşı nedeniyle uygulanamadı)

7- Ulaşım alanında yapılan yenilikler…olarak karşımıza çıkar.

TBMM, 1 Mart 1922’de ekonomi çalışmalarının başlıca noktalarını şöyle belirlemiştir: 1-Sanayii canlandırmak ve modern araçlara sahip olmak 2-Ormanları iyi hale getirmek 3-Toplum menfaatini doğrudan ilgilendiren kuruluşları ve iktisadi girişimleri gücümüz oranında kamulaştırmak-devletleştirmek. 4-Madenlerimizi işletmek ve bu alana yönelen sermayeyi himaye etmek 5-Ekonomik bağımsızlığın korunabilmesi için bütçeyi ekonomik yapı ile uygun tutmak.

Cumhuriyetin ilk yıllarında özel girişimin desteklenmesine rağmen, beklenen verimi gösterememesinin sebepleri arasında 1-Özel sermayenin yetersizliği 2-Yetişmiş iş gücünün yetersizliği 3-Deneyim ve bilgi eksikliği 4-1929’da dünya ekonomik bunalımının çıkmasını gösterebiliriz…

Kongre, “devletçilik” ilkesinin ilk ayağını oluşturur. Cumhuriyet’in ilanından sonra ekonomide ‘’devletçilik’’ politikası uygulandı. Özel sektörün ekonomide başarısız olması üzerine devletçilik ilkesi doğmuştur.

Devletçi Ekonomiye Geçişin Sebepleri: a-Özel girişimin üzerine düşen görevi yerine getirememesi (Özel teşebbüsün desteklenmesi için 1924’de İş Bankası kuruldu. 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı.) b-Devletin gelişebilmesi için vakit kaybetmeden büyük sanayi atılımlarının yapılmasının gerekmesi.


I. Beş Yıllık Kalkınma Planı


(1929 dünya ekonomik bunalımının etkisiyle, 1933 yılında planlı ekonomi dönemine geçilerek I. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlandı).

Böylece İlk defa planlı ekonomi dönemi başladı. Devletçi ekonomi: (Karma Ekonomi): Büyük atılımları devlet yapsa da; özel teşebbüse de iş imkânı tanınır bir yapı oluşturuldu. İlk büyük atılımlar bu dönemde yapıldı. Ülkede planlı ekonomi uygulaması sayesinde ilk fabrikalar bu dönemde kuruldu. (Malatya, Kayseri ve Bursa’da Dokuma Fabrikası, Gemlik Suni İpek, Beykoz Deri-Kundura Fabrikası v.b.) Ayrıca Ereğli, Nazilli, Bursa merinos dokuma fabrikaları; İzmit selüloz ve kağıt; Paşabahçe cam; Karabük demir-çelik fabrikaları açıldı. Uşak Şeker Fabrikası da Teşvik-i Sanayi Kanunu sonucunda kurulmuştur.


06 Ekim 1926 yılında Kayseri’de ilk uçak fabrikası ve Eskişehir’de Tayyare Tamir Fabrikası Atatürk tarafından kurulmuştur. Ayrıca Türkiye’de Hava Harp Sanayii için atılan diğer önemli bir adım da, Türk Hava Kurumu Etimesgut Uçak Fabrikasının kuruluşudur. Bu fabrika İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği ile 1939-1941 yılları arasında kurulmuş ve fabrika tarihi bir gelişimin ve zorunluluğun sonucu olarak doğmuştur.


1950'li yıllarda ABD Hükümeti, Marshall yardımı adı altında uyguladığı yardım çerçevesinde, hazır uçak ve motor verince, Demokrat Parti dönemi Türk yetkilileri ne yazık ki uçakların üretimini durdurmuştur.


1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve yarattığı sonuçlar, önemli bir gerçeği ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte Türk ordusunun silah ihtiyacının mümkün olduğunca yerli kaynaklardan sağlamanın gereği açıkça anlaşılmıştır. Bu çerçevede Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerini güçlendirme vakıfları kurulmuş ve bu vakıflar için gerekli fonlar oluşturulmuştur. Özellikle Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfının yardımı ile Haziran 1973’te TBMM’de TUSAŞ yasası çıkarılmış ve TUSAŞ 1976 yılında faaliyetlerine başlamıştır. Kurulan bu vakıflar dünyada benzeri görülmeyen bir nitelikte Türkiye’nin savunma sanayiine katkı sağlamış olup, 17 Haziran 1987 tarih ve 3388 sayılı kanunla birleştirilerek “Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı” adıyla yeniden teşkilatlandırılmış, Türk ulusal sanayisine çok önemli fabrika ve tesisler kazandırılmıştır.


Bu tesislerden özellikle; ASELSAN (Askerî Elektronik Sanayii Ticaret A.Ş.), ROKETSAN (Roket Sanayii ve Ticaret A.Ş.), TUSAŞ (Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.), HAVELSAN (Hava Elektronik Sanayii A.Ş.), günümüze kadar faaliyetlerini her geçen gün artan teknoloji ve daha modern bir anlayışla sürdürmekte ve Türkiye Cumhuriyeti savunma sanayiinin önemli halkalarını oluşturmaktadır. Son dönemdeki güncel askeri teknoloji içeren iha-siha vb. diğer çalışma ve araçlar önceki dönem çalışma ve birikimlerinden bağımsız düşünülemez. Genç nesillerimizin çağın gereği olan yüksek teknoloji ve mühendislik eğitimleri ile donatılmaları bağımsız ve milli savunma sanayii açısından son derece önemlidir.

1933’de Sümerbank kuruldu. 1934 yılında üretilen mamullerin satışını da yapabilmek ve piyasayı düzenlemek amacıyla Sümerbank mağazaları kurulmuştur. Sümerbank yerli ve milli kuruluşların gelişmesinde öncü olduğu gibi bu fabrikaların bulunduğu bölgelerde toplumsal hayata da etki etmiş, yarattığı istihdam ile fabrikalarda çalışan işçi, usta, uzman ve mühendislerin yaşam şartlarına dair okul, kreş, tiyatro, spor kulüplerinin açılması Atatürk’ün kurmayı düşündüğü modern vatandaş tipinin inşasında da etkili olmuştur. Kurulduğu dönemden bu yana halkı ucuza ve kaliteli şekilde giydiren Sümerbank, mağazalarında her gelir grubuna vadeli kumaşlar temin etmiş, Türk ailelerinin giydiği giysilerden, perdesine ve halısına kadar hayatının içinde olmuştur. Kurulduğu yerlerden işçileri seçmiş olması bölgede istihdam yaratması bağlamında etkili olmuştur.


Madencilik ve MTA (Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü)

Sanayi Devrimi ile birlikte gelişen İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ekonomilerinin ham madde ihtiyacı artmıştır. Ham madde ihtiyacını kendi kaynakları ile karşılama şansı olmayan ülkeler, dünyanın dört bir yanına dağılmış olan sömürgelerinden bu ihtiyaçlarını gidermeye çalıştılar. Bu ülkelerin sömürgeleri yanı sıra, ham madde talep ettikleri ülkeler arasında Osmanlı Devleti de yer aldı. Geçmişi 19. yüzyıldan geriye uzanan kapitülasyonlar ve ardından 19. yüzyılda İngiltere ile imzalanan 1838 tarihli Balta Limanı Ticaret Antlaşmasıyla başlayan serbest ticaret rejimiyle yeni bir boyut kazanan bu süreçte, Batılı ekonomilerin Osmanlı coğrafyasından ham madde talebi artış göstermiştir. Ancak bu ticari ilişki Osmanlı Devleti’nin aleyhine gelişmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa daha Millî Mücadele sırasında 1 Mart 1922’de TBMM’nde yaptığı konuşmasında bu eşitsiz durumu “Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret devri Avrupa rekabetine karşı kendisini müdafaa edemeyen iktisadiyatımızı bir de iktisadi kapitülasyon zincirleriyle bağladı” diyerek ifade etmiştir.


1935’de Etibank ve MTA (Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü) kurulur. Atatürk, 1 Kasım 1937’de yine TBMM’nde yaptığı konuşmasında maden politikasına değindikten sonra “Maden Tetkik ve Arama Dairesinin çalışmalarına azami inkişaf vermesini ve bulunacak madenlerin, rantabilite hesapları yapıldıktan sonra, planlı şekilde hemen işletmeye konulmasını temin etmemiz lazımdır.” diyerek MTA’nın deyim yerindeyse kurumsal vizyonunu tanımlamıştır.


Toprak reformu ise Ulu Önder’in meclis kürsüsünden sürekli ‘’Efendiler Toprak Reformu yapınız’’ demesine rağmen ne yazık ki iktidarda bulunan CHP demokrasiye geçildiğini sanarak gücü Toprak ağalarına teslim etmiş oldu.


1937’de II. Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlandıysa da; II. Dünya Savaşı’nın başlamasından dolayı uygulanamadı.


TARIMIN GELİŞMESİ İÇİN ALINAN ÖNLEMLER


BAYINDIRLIK VE ULAŞTIRMA


1927’de Devlet Demir Yolları Genel Müdürlüğü kuruldu. Karayolu yapımında asıl gelişme 1950’den sonra görüldü. 1933’de Millî Hava Ulaştırma Teşkilatı kuruldu. 1938’de denizciliğin geliştirilmesi için Denizbank, 1939’da Devlet Denizyolları İdaresi kuruldu.


Düyun-u Umumiye (1881-1923) İdaresi’nin kurulmasından sonra Osmanlı Devleti Avrupa piyasalarına tahvil satarak borçlanmasını sürdürmeye çalışır. Osmanlı maliyesindeki etkin denetim Osmanlı tahvillerinin riskini azalttığı için, daha düşük faizle borçlanma mümkün olmuştur. Ancak bu idare sayesinde Avrupalılar alacaklarını eksiksiz tahsil ederken, Osmanlı’nın ödediği anapara ve faizler, aldığı yeni borçlardan oldukça yüksek düzeylerde seyretmiştir. Öyle ki, Birinci Dünya Savaşı’na kadarki dönemde, Osmanlı’ya Avrupa sermayesi tarafından verilen borçlarının yaklaşık iki katı, anapara ve faiz ödemeleri olarak Avrupa’ya aktarılmıştır. Paris ve Londra bankalarının temsilcileri bu dönemde Türk devlet adamlarını, borçlarının yeniden borçlanarak ödenebileceğine ikna etmişlerdir. Yani Osmanlı, hızla yükselen borcunu ödemesi için tekrar borçlanmaya başvurması gerektiğine inandırılmıştır. Bu idare “devlet içinde devlet” görünümünde olmuş, yapılan işler hakkında Osmanlı Devleti’ne herhangi bir bilgi aktarımı yapılmamıştır. Örneğin, İtalya, Düyun-u Umumiye ’den aldığı Osmanlı borcuyla Trablus Savaşı’nı finanse etmiştir. Buradan Osmanlı’nın kendi gelirleriyle kendisine açılmış bir savaşı finanse ettiği anlaşılmaktadır ?!? 1880 yılından 1903 yılına kadarki dönemde meydana gelen dış borçlanmalar incelendiğinde, bu dönemdeki borçlanmaların nedenlerinin başında eski borçların ödenme amacı gelmektedir. Giderek ağırlaşan mali bunalım sonucunda, 1914 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin dış borçları 160 milyon İngiliz sterlinine ulaşmıştır. Eski borçların anapara ve faizlerinin ödenmesi için, yeni borç kaynaklarına başvurulması zorunlu hale gelmiştir. Bu dönemde Osmanlı yöneticileri, Avrupa para piyasalarına yeniden borçlanmak, dolayısıyla tahvillerini satmak için Almanya ve Fransa arasındaki rekabetten faydalanmaya çalışmıştır. Ancak eski borçların anapara ve faizlerinin ödenmesi için yeni borçlanmalara girişilmesi beraberinde eski tavizlere yenilerinin eklenmesini getirmiştir. Osmanlı ekonomisi artık borç almak için yeni ödünler vermeye mecbur kaldığı bir sürece girmiştir.


24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile Düyun-u Umumiye İdaresi’nin gelir toplama yetkisi sona ermiştir. Lozan Antlaşması döneminde toplam borç miktarı 161.303.833 altın lirasıdır. Lozan Anlaşması’nı takiben 1925 yılında Paris’te yapılan bir toplantı sonucunda Osmanlı Devleti’nin borçlarının, devletin parçalanmasıyla oluşan 16 yeni devlete paylaştırılması kararına varılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti bu paylaşımdan en fazla pay alarak Osmanlı Devleti’nin dış borçlarının %73,59’unu devralmıştır. 1929 ekonomik krizinde Türkiye borçları ödemekte zorluk çekmiştir. Bunun üzerine hükûmet, Türkiye’de yabancı para, hisse senedi, tahvil alım satımını yasaklamıştır. Borcun 1933 yılı bakiyesi ise 8.578.343 altın lirasına düşürülmüştür. Bu borcun 25 Nisan 1944 tarihli bir antlaşma ile on yıllık bir süreçte tasfiyesi kararlaştırılmıştır.

Bütün borçların ödenmesi ise, vadesinden önce 1954 yılında bitirilmiştir. İlk borçlanma Osmanlı tarafından 1854 yılında yapıldığına göre tasfiye 100 yıl sürmüştür.

Mustafa Kemal Atatürk, şarta bağlanmış borçların ne anlama geldiğini ve bunun ulusal bağımsızlık açısından devlete nasıl zarar verebileceğini çok iyi anlamış bir kişiydi. 1921 yılından itibaren TBMM’nin açış konuşmalarının istisnasız hemen tümünde, denk bütçe, bağımsız maliye, vergi uygulamaları ve Türk parasının değerinin korunması yönünde görüş bildirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Ankara’da kurulan Meclis Hükûmeti başlangıçtan beri Düyun-u Umumiye İdaresi’ni tanımamıştır. Düyun-u Umumiye İdaresi’nin yıllık raporları okunduğu zaman Kurtuluş Savaşı’nı yürüten güçlerin, bu devlet içindeki devleti nasıl tasfiye ettikleri açık bir şekilde anlaşılabilir. Düyun-u Umumiye’nin bir raporunda aynen şu ifade sıkça ve maddeler hâlinde yer alır: “….vilayetinde gelirleri toplamak mümkün olmamıştır.” Bu ibarelerden Kurtuluş ordularının bu illeri düşman işgalinden kurtardığı anlaşılmaktadır. Nihayet 06 Ekim 1923’te İstanbul’un geri alınması ile Düyun-u Umumiye İdaresi artık hiçbir gelir toplayamaz hâle gelmiştir. Sonuç olarak, Genç Cumhuriyet bu idareyi tanımayı tek taraflı olarak reddetmiş fakat borçlarının tamamını ödemiştir.


SON DÖNEMDE SATILAN CUMHURİYET KAZANIMLARI


Türkiye'de cumhuriyet döneminin ilk yıllarında devlet yatırımlarına büyük önem verilerek biraz önce de gördüğümüz gibi, şeker, demir, kağıt, çay, fındık, elektrik, taş kömürü gibi üretim yapan büyük fabrikalar inşa edildi. 1990'lı yıllarda büyük bir özelleştirme rüzgarına kapılan Türkiye'de birçok kamu kuruluşu özelleştirmeden nasibini aldı.

Buna ilaveten son 21 yıllık dönemde ise hızlı liberal özelleştirme politikaları sonucu şu an devlete ait ya da devletin ortak olduğu yalnız 71 kurum kaldı. 1995'te Türkiye'de kamu işletmelerinin sayısı 278'di. Özelleştirmelerle birlikte 2000'li yılların başında ise bu sayı 240’tır.

Türkiye Cumhuriyeti bu işletmelerin büyük bir bölümünden kâr elde ediyordu. Kâr getirmeyen işletmeler ise vatandaş için hizmet üretiyordu. Bu işletmelerle zaman içerisinde ilgilenen olmadı, doğru yönetilmedi. İşletmelerde yer alan makineler eskidi, kadrolar şişti. Bu da işin bahanesi oldu. ‘Zarar ediyor' denilerek düğmeye basıldı, Türkiye'nin doğusundan batısına ne var ne yok satıldı.

Bir çok örnekte olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti bankalarından çektiği kredilerle, Türk Telekom mülklerini ipotekleyerek özelleştirme ihalesini kazanan firma, birkaç yıl boyunca vatandaştan para topladıktan sonra kredi borcunu ödemedi ve çekti gitti.

8 İlde üretim tesisi bulunan SEKA Kağıt Fabrikası, Japonya'ya bile kağıt ihraç ediyordu. Böylesi büyük bir üretim alanını hiçe sayanlar yüzünden bugün ülkede döviz kuru her geçen gün yükseliyor. Gazete basacak, kitap yapacak, tuvalette kullanacak kağıdın dahi makul fiyatlara bulunması güçleşmiş durumda.



















Çalışmamızı tamamlamadan Ata’dan bir başka önemli metni de burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bugün Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nin dış duvarında çerçeveli bir şekilde asılı duran Atatürk’ün 07 Şubat 1923’te minberden verdiği nutkun tam metni Ata'yı dinsizilik ve diktatörlükle eleştirenlere adeta bir belge-cevap niteliğinde :


Son Söz…

Bir vatandaşımızın sahil yolundaki kayalar üzerine yaptığı çok anlamlı 99.Yıl kaya resmi-100.Yıl ve sonsuza dek kutlu olsun !

Sözün kısası; Cumhuriyetimizin 100 yılını ve öncesini olabildiğince en can alıcı noktalara değinerek irdelemeye çalıştık. Kanımca, Türkiye Cumhuriyeti’mizin yani Yeni Türkiye’nin kuruluş sürecini 190-200 sene öncesinden (Tanzimat) başlatmak mümkündür. Ulusların ve kültürlerin gelişimi tarihin kesintisiz sürekliliği içinde gerçekleşir; bu süreçteki 20/30 senelik dönemler ise ufak zaman dilimleridir. Önemli olan bu zaman dilimlerinden bilinçlenme ve deneyimle çıkabilmektir.


‘’Kuruluş İlkeleri’’nin Atamızın bizlere vasiyet ettiği gibi, ileriye götürülmesi bir yana Osmanlının son zamanlarından bile gerilere taşındığı bir dönemden geçmekteyiz. Özellikle Halkçılık, Milliyetçilik, Devletçilik, Laiklik ilkeleri gün geçtikçe erozyona uğratılmak istenmekte.


Cumhuriyet ve Demokrasinin nimetleri sayesinde işbaşına gelen bir yürütmenin en önemli başarı ölçütleri (kriterleri) hukukun üstünlüğü, halkının refahı, toplumsal-tarihsel-vicdani-ahlaki-etik değerleri, parasının değeri, ülkesinin çağdaş eğitim, kalkınmışlık, demokrasi ve insan hakları seviyeleri ve halkının birliğini (Birlik/Kutuplaştırma) ne ölçüde sağlayabildiği ile ilgilidir.


Günümüzdeki durum ise hukuksuzluk, yoksulluğa mahkum edilmiş, kutuplaştırılmış bir halk, toplumsal ve ahlaki değerlerin ortadan kaldırılması, yolsuzluk vakalarının hızla artması, TL’nin aşırı değersizliği, normalin üstünde bir hayat pahalılığı ve enflasyon, bütçe açığını denkleştirmek için akla, hayale gelen heryerden para (dolar) bulma telaşı, denetimsiz ve plansız yürütme dolayısıyla iç ve dış güven-itibar kaybı ve normalin üstünde vergilendirme ile tekrar halka yüklenme, fakirleşme şeklinde ilerliyor.

 

Güncel ‘’Demokrasi Endeksi’’ raporlarının bize neler söylediğine de kısaca bakalım;

·       Demokrasi : 167 / 103

·       Hukukun Üstünlüğü-Haklar-Temsil-Katılım : 173 / 148

Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü’nün (International IDEA) 2023 ‘’Demokrasinin Küresel Durumu’’ raporuna göre Türkiye 173 ülke içinde ‘’hukukun üstünlüğü’’ alanında 148. sırada yer alıyor. Türkiye Avrupa ülkeleri arasında Rusya’dan bile geri durumda. Türkiye’nin geçtiği tek ülke Belarus oldu.

·       Basın (Basın-haber alma-ifade özgürlüğü) – 185 / 165

·       Refah – 167 / 93

·       Mutluluk – 112 / 102

Son 3 senede Türkiye’de yüzde 338; dünyada ise yüzde 24 artış...


Naçizane görüşüm; ülkemizde acilen demokratik denge ve denetleme mekanizmalarının (seçimler, parlamentolar, devlet kurumları – sayıştay, danıştay- ve mahkemelerin) Kurucu Cumhuriyet ve Demokrasi ilkelerimiz doğrultusunda bağımsız olarak hayata geçirilmesi ve yukarıda belirttiğimiz endeks değerleri ve ulusal başarı ölçütleri ile belli bir dönemi kapsayan yürütme ve yönetim anlayışının benimsenmesi yönündedir.


Ölçütlere ulşamayan yürütmenin vakit kaybetmeden değişmesi esas olmalıdır; çünkü yürütme Halk’ın ve Cumhuriyet’in kaynaklarını kullanmaktadır.


Anayasa ve demokratik denetim mekanizmaları ise vesayet olarak görülemez. Bunları vesayet olarak görmek başka bir gizli vesayet hesabının sonucudur.


Diğer ilkelerdeki erozyondan bahsetmiyorum bile…Sürdürülebilir olmayan bu durumdan elbet çıkılacaktır…Bunun için hepimiz elimizden geleni yapmalı, birlik ve organize olmalı, öz eleştiride bulunmalı, kendi sessizliğimizden kurtulmalıyız. Beğenmediğimiz kişiler ve kurumlar üzerinden gitmektense çağdışı zihniyet ve dogmalardan kurtulma uğruna yılmadan mücadele vermeliyiz diye düşünüyorum. Bu kritik süreçteki en önemli mücadele belli ki Cumhuriyetimiz ve Demokrasimiz üzerindeki gölgeler olan ‘’cehalet-yobazlık-bağnazlık-dogmacılık-fırsatçılık-liyakatsizlik-adam kayırmacılık siyaseti, devleti zenginleşme ve halkı kutuplaştırma aracı olarak kullanma’’ ile yapılacak olan eğitim ve bilinçlenme mücadelesidir. Bu kısa bir yol olmayacaktır; ancak sabır, güven, bilgi, bilim, çağdaş eğitimle, paylaşarak, birbirimizi daha iyi anlayarak yürünecek bir yol olacaktır. Gölgelerin ‘’ışık taşıyan eller’’ ile aydınlığa kavuşacağından hiç şüphem yok.


İşte bize, tüm vatansever gençlere Güneş İnsan Ata’mızın bıraktığı en büyük miras olan gerçek birer ‘’Türkiye Cumhuriyeti Vatadaşı’’ olmak bu olsa gerek.


Bu vesileyle, kuruluşunun 100. Yılında, cennet vatanımız Türkiye Cumhuriyeti’mizi, demokrasiyi ve ‘’Kuruluş İlkeleri’’ni bizlere geliştirmek üzere bırakarak çağdaşlık yolunu açan Atamız Mustafa Kemal Atatürk’ü, tüm şehitlerimizi, onunla birlikte bu süreçte çaba gösteren tüm dava arkadaşlarını bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyorum, ruhları şad olsun !...


Muzaffer Haluk Hızlıalp


100. Yıl Marşı : Çok değerli Kardeşlerim! Sizlerin katkılarıyla hep birlikte yarattığımız 100. Yıl Marşı’nı takdim ederim: https://www.youtube.com/watch?v=2-6eN_yNPVI


Kaynaklar :


Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, isil.tuna@ms-gsu.edu.tr

1- Cengiz Mutlu, “Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun Havza’daki Faaliyetlerinin Millî Mücadeledeki Yeri”, The JournalOf MCRI, s. 728.

2- Selim Özcan, “Amasya Genelgesi’nin Erzurum ve Sivas Kongreleri Üzerindeki Etkisi”, Amasya Üniversitesi İlahiyatFakültesi Dergisi, S.1, s. 76.

3- Esin Dayı, “Mustafa Kemal Atatürk’te Cumhuriyet Fikrive Gerçekleştirme Safhaları”, Atatürk Dergisi, c. 3, S. 1., 2000,s. 18.

4-https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/sivas-kongresi / ?pdf=3371 Erişim Tarihi: 17 Eylül 2022.

5- Hamza Eroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti’nin İlanı” AtatürkAraştırma Merkezi Dergisi, S. 16.

6- https://www.kutahyaekspres.com/yazarlar/orgeneral-asim-gunduz/ Erişim Tarihi: 17 Eylül 2022.

7-https://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/erdogdu_cumhuriyet.pdf

8- Hakimiyet-i Milliye, 27 Eylül 1923.

9- Tanin, 27 Eylül 1923.13- Yücel Özkaya, “Türk Basının ’da Cumhuriyetin İlan’ının Öncesi ve Sonrası”, Atatürk Yolu Dergisi, c. 3, 1993, s. 284.

AKYILDIZ, Ali, Osmanlı Bürokrasisi ve Modernleşme, İstanbul 2004, İletişim Yayınları.

ARSLAN, Ali, Efendi ve Uşak, Avrupa Birliği – Türkiye İlişkileri, İstanbul 2010, Paraf Yayınları.

BERKES, Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, (Yayına Hazırlayan: Ahmet Kuyaş), İstanbul 2002, Yapı Kredi Yayınları.

file:///C:/Users/halukhi/Desktop/3-ATATURK_ILKELERI_VE_INKILAP_TARIHI_I_DER.pdf

(An Introduction To Language, Victoria Fromkin, Robert Romdan, s.413) (İngilizceden Türkçeye çeviri A. Atabek).

(Etimoloji Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili, Ulus Matbaası, s.7) (Dili güncelleştirilmiştir, A. Atabek).

(A. V. Yurchenko, "Genocide Through Destruction of National Culture and Sense of Nationality" Genocide in the USSR; Series 1, No.40, Institute For The Study of the USSR, Munich, 1958, s.13.).

Güneş Dil Teorisi, TDK http://tdkkitaplik.org.tr/gdtraporu.asp

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/907144 - Köy enstitülerinin yurdumuza katkısı

Atatürk, Madencilik ve MTA 1935-1981, Ankara 1981.


53 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Kommentare


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page