top of page

ATA ve TÜRK ARKEOLOJİSİ

Ara ara hep düşünürüm nasıl bir uygarlık beşiği ve coğrafyası üzerinde yaşadığımızı ve bunu yeterince hissedip hissetmediğimizi ?...


Gerçekten de inanılmaz tarihsel bir mirasa sahibiz ancak bunları gidip görüyor muyuz, dokunup, hissedip sahip çıkıyor muyuz ??....


2020 Yılı yazında Çorum Alaca Höyük ve Hattuşa-Boğazköy' e yaptığım gezide bunun birkez daha farkına vardım.

ALACA HÖYÜK MÜZESİ : ''BİR VATANIN SAHİBİ OLMANIN YOLU, O TOPRAKLARDA YAŞANMIŞ TARİHİ OLAYLARI BİLMEK, DOĞMUŞ UYGARLIKLARI TANIMAK, SAHİP OLMAKTAN GEÇER.''

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Atatürk ve Türk Arkeolojisi


Osmanlı İmparatorluğu’nun arkeoloji ile ilk karşılaşması Orta Çağ’dan itibaren sayıları giderek artan batılı, maceraperest, meraklı, koleksiyoncu, orientalist ve bilimsel araştırmacılarla başlamıştır. Batılı araştırmacıların ilk kez Osmanlı topraklarına gelmeleri genel olarak 1418 yılında Ankona’lı Ciriaco ile başlar. 18. Yüzyılın ortalarında Batı’da başlayan ‘’Grek’’ uygarlığına yönelik hayranlığın sonucu olarak Avrupa’nın en büyük ülkelerinde kurulan devlet müzelerindeki koleksiyonların ülkelerin prestijini göstermelerinin ötesinde, ulusal onuru besleyen bir yarışma haline gelmesi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan, Anadolu'dan çok sayıda antik eserin Batı’ya ve onların müzelerine götürülmesine neden olmuştur.

Osman Hamdi Bey (1842-1910) - Mimar Sinan Üniversitesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin Kurucusu

Osmanlı arkeolojisinin yerelleşmesi gerçek anlamıyla Osman Hamdi Bey ile başlar. Bu dönem Osmanlı topraklarındaki kültür varlıklarının belgelenmeye başlanması açısından büyük önem taşır.


09 Mayıs 1920’ de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kabinesi 3 sayılı kanun ile kurulmuştu. 12 Bakandan oluşan bu hükümetin 15 Mayıs 1920 günü kabul edilen ilk programında ‘’…Milli ruhu arttıracak tarihi, edebi ve sosyal içerikli eserleri uzmanlarına yazdırmak, Milli Asar-ı Atika’ yı (tarihi ve sanatsal öneme sahip nesneleri ve yapıları tanımlamak) tescil ve muhafaza etmek…’’ görevi de yer almıştır. 1921 yılında Yunan ordusu Polatlı yakınlarına geldiği zaman, bu sıkıntılı duruma rağmen kurulan bir komisyon yoluyla çevredeki kültür varlıklarının tespiti ve toplanması işine devam ediliyordu. Türk ulusunun büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine inanmış olan Atatürk, onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için önce tarihini bilmesi ve bunun için de onu ilk kaynaklardan kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inanıyordu.



Bizzat Atatürk’ün ilgi ve yönlendirmesiyle daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında arkeolojik kazı ve araştırmalar başlatıldı. Atatürk’ün 1931 yılında ‘’Türk ve Türkiye Tarihi’ni Araştırmak’’ amacıyla kurduğu Türk Tarih Kurumu ilk milli kazılara ön ayak oldu.


Atatürk aynı dönemde ilk arkeolojik hava fotoğrafçılığını da başlatan kişidir. Modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk’ün isteklerine uygun olarak 1933 ve 1936 yıllarında özel uçaklar kaldırılmış ve böylece Has Höyük, Alişar Höyük, Alaca Höyük ve Boğazköy’ün ilk hava fotoğrafları çekilmiştir.

MÖ 2500, Alaca Höyük - Sfenksli Kapı ve Çift Başlı Kartal

Atatürk’ün himayesinde Türk Tarih Kurumu bünyesinde gerçekleştirilen önemli erken dönem kazıları arasında Alaca Höyük kazısı en başta yer alır. Alaca Höyük’ te 1935 yılında Başkurt tarihçi Hamit Zübeyir Koşar ve Remzi Oğuz Arık yönetiminde ilk sistematik kazılar başlatılmıştır. TBMM’nin 5. Dönem 2. Yasama Yılı (1 Kasım 1936) açılış konuşmasında Atatürk Alaca Höyük için: ’’ Tarih Kurumu’nun Alaca Höyük’ teki kazılar neticesinde meydana çıkarttığı 5500 senelik maddi Türk Tarihi belgeleri Cihan Kültür Tarihi’ ni yeni baştan tetkik ve tamik ettirecek mahiyettedir.’’ demiştir.


Atatürk’ün talimatıyla yurtdışına yüksek eğitim almak için gönderilen ve arkeoloji okuyanlar arasında Arif Müfit Mansel, Sedat Alp, Afif Erzen, Ekrem Akurgal ve Jale İnan vardır. Atatürk’ün manevi çocukları arasında yer alan Afet İnan’ın dışında Halil İnalcık, Halil Demircioğlu da yurtdışına yollanarak tarih yüksek eğitimi almışlardır. Bu öğrenciler yurtdışına çıkarlarken ellerine verilen küçük notlarda Atatürk’ün kendilerine ‘’…Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, döndüğünüzde birer meşale olacaksınız’’ şeklinde hitap ettiği görülür.


1935 Yılının Haziran ayında çıkan bir kanunla, Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi kurulmuştur. 09 Ocak 1936 günü fakültenin açılışı yapılmış ve ilk tarih dersi Atatürk’ün huzurunda Afet İnan tarafından verilmiştir.


Atatürk yaşamı boyunca tam 29 müzenin kurulmasını sağlamıştır. Bu müzeler arasında Ankara Arkeoloji Müzesi, Topkapı Müzeleri (1924), Ankara Etnografya Müzesi (1925) ve İstanbul Resim Heykel Müzesi (1937) sayılabilir.

Boğazkale Müzesi - Boğazkale Sfenksleri ve Hatti Güneş Kurslarındaki Oz Tamgası

Hitit İmparatorluğu topraklarında yapılmış arkeolojik araştırmalara göre, önceleri onun başkenti bugünkü Boğazkale topraklarında yerleşen Peteryum şehri olmuş, sonralar ise bugünkü Karakamış toprakları (Gaziantep civarı) ve Fırat kıyılarında yerleşen bir şehir olmuştur.


Hitit İmparatorluğu topraklarındaki kazılardan elde edilen heykeller ve kabartma resimler gibi değerli tarihi eserler Hitit uygarlığının büyüklüğünü gösterir.


Elde edilen birçok taş yazıt bugün hala Berlin Müzesi’ndedir.


Buna hiç şaşırmamak gerekir çünkü Almanlar, Çorum’un, Boğazkale ilçesindeki Hattuşa antik kenti ve Yazılıkaya kazılarını 1906 yılından itibaren sürdürmüşler. 2020 yazında Çorum’ a yaptığım gezide kazıların Almanlar tarafından halen yürütülmekte olduğunu gördüm.


I. Dünya Savaşı sırasında sözüm ona onarım için Berlin'e götürülen Boğazkale sfenkslerinin iadesi için 1938 yılına kadar Türk ve Alman yetkililer arasındaki görüşmelere devam edilmiş; ancak çeşitli sebepler öne sürülerek bir sonuç alınamamış; ancak 97 yıl sonra yani 2011 yılında Türk ve Alman heyetleri toplantısında sfenkslerin Türkiye'ye iadesi konusunda uzlaşıldı ve sfenkslerin Berlin Pergamon Müzesi'nden sökülüp Çorum, Boğazkale Müzesi'nde hazırlanan yerine taşınması kararlaştırıldı. 26 Kasım 2011 tarihinde yapılan bir törenle Boğazkale Müzesi’nde sergilenmeye başlandı.


Tam burada şu soruları sormak gerekiyor: ‘’Peki Almanlar Anadolu Hitit medeniyetiyle niye bu kadar ilgililer?’’ Gördüğümüz gibi, ''Alman kazıları'' İkinci Dünya Savaşı’ndan tam 33 yıl önce başlatılmış ve buluntular Berlin Müzesi’ ne götürülmüş. Peki Adolf Hitler, Hititlerin öncülü Hatti uygarlığı kutsal sembolü olan ‘’Oz Tamgalı Güneş Kursu’’ nu yani ‘’swastika-gamalı haçı’’ nı niye Nazi sembolü yapmıştır?


Tabi bence en önemli soru aslında şu: ‘’Peki biz buluntuların Almanya’ya götürülmesine niye izin verdik?’’


Değerli dostlar, artık meşaleyi yeniden yakma ve tarihimize sahip çıkma zamanı, yurt dışına kaçırılmış olan eserlerimizi geri alma zamanı.......


Gelecek yazılarımdan birinde yurt dışına kaçırılmış Türk-Anadolu tarih eserlerimizden bazılarını naçizane anlatmaya çalışacağım....


Not : Detaylı bilgi için bkz. ''Kitap'' sekmesi'' Türkiye Cumhuriyeti - 2'' Bölümü








22 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comentários


Yazar Hakkında
WhatsApp Image 2022-11-17 at 2.45.19 PM.jpeg

Muzaffer Haluk Hızlıalp 30.11.1962 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Erenköy ve Yıldız İlkokullarında, orta ve lise öğrenimini Fransız Saint-Benoit Erkek Lisesi’nde, Üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, lisans-üstü eğitimini ise İngiltere King’s College’ da tamamlamıştır.

#GunesInsan

Yeni bir çalışma yayınladığımda güncelleme almak için bloguma abone olun.

Teşekkur ederim!

bottom of page